Emil Avdaliani

ÖZET: Çin, NATO tarafından giderek daha fazla bir rakip olarak görülüyor ve bu da ittifakın vizyonunda önemli bir değişikliği temsil ediyor. Bu durum son zamanlarda, Çin’in siber yeteneklerini ve askeri gücünü özellikle Kuzey Kutbu ve Avrupa’da sessizce artırdığı bir dönemde, NATO’nun Rusya’ya aşırı derecede odaklandığı yönündeki yaygın rivayete uyuyor.  Önceliklerdeki bu değişim, NATO’yu Hint-Pasifik bölgesine yaklaştıracak daha küreselci bir vizyona doğru itebilir.

Küresel askeri düşüncede bir değişim yaşanıyor. Muhtemelen tarihteki en başarılı askeri ittifak olan NATO, yavaş ama istikrarlı bir şekilde Çin’i düpedüz bir askeri rakip olarak gösterme yolunda ilerliyor. Daha önce, batı ülkeleri topluluğu NATO’yu yükselen Çin’in güçlenmesi meselesine bulaştırmaktan kaçınıyordu.

Donald Trump’ın gelişiyle çok şey değişti. NATO, önceliklerini yeniden belirlediği köklü bir evrim geçiriyor. Kademeli olarak, çıkarları klasik bölgesi olan Avrupa’nın dışına ve Hint-Pasifik bölgesine doğru yayılan, daha küresel bir NATO’ya doğru ilerliyoruz.

Çoğu kişi, küresel bir NATO’nun temelinin uzun zaman önce atıldığını iddia edebilir. Nitekim, on yıldan fazla bir süredir ittifak, Uluslararası Güvenlik Yardım Gücünü (ISAF) komuta ettigi Afganistan’da faaliyet gösteriyor. NATO deniz kuvvetleri, 2008 yılında Doğu Afrika sahili boyunca OCEAN SHIELD operasyonu aracılığıyla korsanlarla ilk savaşanlar arasındaydı.

Askeri eğitim görevleri, Orta Doğu’da NATO’nun müdahalelerinin alışılmış bir unsuru olmuştur. İttifak ayrıca terörizme, siber tehditlere ve dezenformasyona müdahale etmektedir. Dahası, Avustralya, Yeni Zelanda, Güney Kore, Japonya ve Moğolistan ile özel ortaklıklara (danışmanlık niteliğinde) sahiptir.

Bununla birlikte, Çin’in askeri ve ekonomik yükselişi, iddialı Kuşak ve Yol Girişimi (BRI) ve son on yılda Hint ve Pasifik Okyanuslarına yönelik artan iştahı, onu ABD ile keskin bir karşıtlık içine soktu. ABD artık NATO’nun Avrasya meselelerinde daha büyük bir rol oynadığını görüyor, bu da eskimiş Avrupa-Atlantik merkezli modeli için yeni bir vizyon geliştirerek Pekin’e karşı daha sert bir duruş sergilemek anlamına geliyor.

Düşüncelerdeki bu evrim, NATO yetkililerinin açıklamalarına da yansımıştır. Geçtiğimiz Aralık ayında, NATO zirvesinde, Çin’in bir kaygı unsuru olduğunu bildiren bir belge şöyle diyordu: “[NATO], Çin’in artan etkisinin ve uluslararası politikalarının bir İttifak olarak birlikte üzerine eğilmemiz gereken fırsatlar ve zorluklar sunduğunu kabul ediyoruz. ”

Bu değişimin nedenleri niteliği açısından önemlidir. Çin’in 260 milyar dolarlık resmi savunma bütçesinin çok daha büyük bir satın alma gücünü maskeleyebileceği ve potansiyel olarak ABD savunma bütçesinin % 70’ine ulaşabileceği iddia edilmiştir. Çin’in Rusya ile askeri işbirliği büyümeye devam ediyor ve şu anda Orta Asya, Akdeniz, Basra Körfezi ve hatta Baltık Denizi’ni kapsıyor. Dahası, Pekin’in genişleyen nükleer silah tedarigi artık Avrupa’ya ulaşabilir, bu da NATO’nun düşüncesine göre, Asya devine yaklaşımının yeniden düşünülmesini gerektirir.

İttifak açısından daha sancılı olan, Çin’in Avrupa savunma pazarına önemli adımlar attığının farkına varmasıdır . Yakın zamanda Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic, ülkesinin Çin yapımı altı adet CH-92A insansız savaş uçağı (İHA) satın aldığını duyurdu. Bu, Sırp ordusunu Çin insansız savaş hava araçlarını kullanan ilk Avrupa ordusu yapacak. Ekonomik açıdan da Çin’in Avrupa’daki yükselişi, İtalya ile Kuşak Yol Projesi bağlantılı işbirliğinde, Yunanistan’da liman satın alımında, Türkiye ile kapsamlı ilişkilerinde, Orta ve Doğu Avrupa devletlerini içeren 17 + 1 mekanizmasının kurulmasında görülebilir.

NATO’ya alanına dogru gelenin Çin olduğu ve bunun tersi olmadığı söylenebilir. Gerçekten de Çin, son birkaç yıldır NATO üye devletleri arasında iç çekişmelere sahne olan ittifak içinde uyum için bir etmen olabilir. NATO, Avrupa ana karasında Sovyetler Birliği’ne karşı koymak için yaratıldı, ancak şimdi yeni “Çin gerçekliğine” hazırlanması gerekiyor. İttifak coğrafi kapsamını ve faaliyet yöntemlerini değiştirmek zorunda kalacak.

Bu düşünce değişikliği NATO içinde gerçekleşiyor olsa da, ittifak vizyonuna bağlı kalıyor ve Çin’i düpedüz askeri bir düşman olarak görmekten kaçınmak istiyor. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in de onayladığı gibi, işbirliği olasılığını açık bırakıyor. Stoltenberg, son röportajlarında, “[NATO] Çin’i yeni düşman olarak görmüyor”, “Bu, NATO’nun Güney Çin Denizi’ne girmesi ile ilgili değil” ve “Bu, Çin’in bize yaklaştığını hesaba katmakla ilgili … Kuzey Kutbu’nda, Afrika’da, Avrupa’daki altyapımıza, siber uzayda büyük yatırımlar yapıyoruz. “

Çin şu anda doğrudan bir askeri tehdit oluşturmuyor ve bunun yakın zamanda değişmesi de olası değil. Ancak Çin’in Kuzey Kutbu’nda, Afrika kıtasında ve Hint-Pasifik bölgesinde daha aktif hale geldiği kaçınılmaz bir jeopolitik boyut var. Buna ek olarak Pekin, Tahran’la Çin’e, petrol kaynakları için önemli bir arter olan Basra Körfezi ve Arap Denizi’nde kendisini konumlandırma yeteneği sağlayacak devasa bir ticaret ve ekonomik işbirliği anlaşması müzakere ediyor. Bütün bunlar NATO içinde daha fazla koordinasyon ve uyum gerektirecektir.

NATO’nun vizyonunun unsurlarında kritik değişiklikler yakında gerçekleşebilir. Çin’in gücü arttıkça, ittifakın 1997’den beri Rusya’yla yaptığı gibi, bir NATO-Çin Konseyi’nin kurulmasına daha fazla ihtiyaç duyulacaktır.

Belki de Pasifik ortaklarıyla (Avustralya, Yeni Zelanda, Kore Cumhuriyeti, Japonya ve Moğolistan) daha kapsamlı bir ilişki, bir zorunluluk haline gelecektir. Kalıcı bir askeri varlık bile müzakere edilebilir.

Geleceğe dönük stratejinin bazı unsurları hali hazırda mevcut. Stoltenberg, ittifakın dünya meselelerinde daha büyük bir siyasi rol üstlenmesi ve hatta Hint-Pasifik ülkelerinin Çin’in yükselişiyle rekabet etmesine yardımcı olma gerekliligini dile getirdi. Stoltenberg, “2030’a baktığımızda, normları ve standartları belirlemek için bizi onlarca yıldır güvende tutan küresel kuralları ve kurumları savunmak, uzayda ve siber uzayda, yeni teknolojilerde ve küresel silah kontrolü için Avustralya, Japonya, Yeni Zelanda ve [Güney] Kore gibi benzer fikirlere sahip ülkelerle daha yakın çalışmamız gerekiyor” dedi.

İttifakın güvenlik gündeminin artık Avrupa ve Kuzey Amerika merkezli olmadığı, daha küresel bir NATO’ya doğru bir eğilime tanık oluyoruz. Bu en az on yıl sürecektir. NATO’nun vizyonundaki bir değişiklik, Moskova’nın ve Avrasya’daki faaliyetlerinin daha düşük bir tehdit seviyesinde kabul edileceği anlamına da gelecektir.

NATO doğuya doğru hareket etmek zorunda kalacak. Bu, Asya’da kalıcı askeri tesisler veya personel yerleştirmek anlamına gelmez, ancak ittifakın Çin’in faaliyetlerine daha fazla dikkat etmesi gerekecek. Bunu yapmak, NATO ittifakını Asya’ya ve özellikle Hint-Pasifik’e yaklaştıracaktır.

Emil Avdaliani Kimdir?

Emil Avdaliani

Emil Avdaliani, Tiflis Devlet Üniversitesi ve Ilia Devlet Üniversitesi’nde tarih ve uluslararası ilişkiler dersleri veriyor. Çeşitli uluslararası danışmanlık şirketlerinde çalıştı ve şu anda eski Sovyet coğrafyasındaki  askeri ve siyasi gelişmeler üzerine makaleler yayınlıyor.

Bu makale Besacenter.org internet sitesinde yayınlanan İngilizce orijinalinden Türkçeye çevirilmiştir.

Çeviren: Irmak Gümüşbaş