Başkan Biden 15 Nisan’da Beyaz Saray Doğu Salonu’nda konuşuyor (Andrew Harnik/AP)

Başkanlar şirketleri kâr aktarımları konusunda sık ​​sık eleştiriyor, ancak bu uygulamaya son vermenin zor olduğu anlaşılıyor.

David J. Lynch

Başkan Biden, ABD şirketlerinin kârlarını Cayman Adaları ve Bermuda gibi offshore vergi cennetlerinde saklamasını engellemek istiyor. Bunu deneyen ilk Oval Ofis sakini de olmayacak.

Başkan Barack Obama, ABD şirketlerinin “vatanseverliğe yakışmayan” diyerek küçümsediği vergi kaçırma uygulamalarını durdurmak istediğinde Hazine Bakanlığı, inversiyon (i) olarak bilinen sınır ötesi anlaşmaları yöneten kuralları yeniden yazdı.

Bu tür manevralar, ABD çokuluslu şirketlerinin vergiden kaçınmak amacıyla denizaşırı bir işletmeyle birleşerek kendilerini etkin bir şekilde yabancı şirketlere dönüştürmelerine olanak sağlıyordu. Sara Lee gibi Amerika’nın ikonlaşmış markaları bu tekniği son yıllarda kullanmıştı ve Hazine Bakanlığı Eylül 2014’te harekete geçtiğinde düzinelerce başka şirketin de benzer hamlelere hazırlandığı söyleniyordu.

Ancak düzenlemeler açıklanırken bile, zamanın hazine sekreteri Jack Lew, bunların kâr aktarma sorununa mükemmel bir çözüm olmadığını kabul etti.

Lew, “Bu işlemleri ele almanın en iyi yolu”nun, bu mesele konusunda bölünmüş bir Kongre’nin geçirmeyi reddettiği yasama eliyle olacağını söyledi. “İdari olarak yapabileceklerimizin sınırı var.”

Lew’in tevazusu nedensiz değildi. Sadece üç hafta sonra, Ohio merkezli bir tıbbi cihaz üreticisi olan Steris, Birleşik Krallık’taki Synergy Health Holdings’i satın aldığını ve vergiye kayıtlı olduğu yeri Birleşik Krallık olarak değiştireceğini duyurdu. Aynı şekilde, Burger King, Toronto merkezli Tim Hortons’u devralarak, Amerikan hamburger devini IRS (Milli Gelirler İdaresi) nezdinde Kanadalı bir vergi mükellefi yaptı.

Sonraki birkaç yıl içinde, Obama yönetimi düzenlemeleri daha da sıkılaştırdı ve Amerikan kimliklerini terk eden şirketlerin peş peşe kaçışını ortadan kaldırmasa da azaltmayı başardı. Ancak inversiyonlar, şirketlerin IRS’den kaçmak için kullandıkları araçlardan yalnızca biriydi. 2017’de, Trump yönetimi büyük bir kurumlar vergisi indirimi getirdiğinde, küresel kâr aktarımını engellemeye çalıştı ve yine yalnızca kısmi bir başarı ile elde etti.

Bu iki vaka, her iki partinin başkanlarının başına uzun süre bela olan ve şimdi Biden’ın karşısına çıkan bir vergiden düşme sorununun kolay kontrol edilemez niteliğini örnekliyor. Şirketler, hükümetin onlardan para koparmaya yönelik girişimleri karşısında hiç bu kadar çevik olmamıştı. Örneğin Steris, menkul kıymet beyanının gösterdiği üzere inversiyona giderek fiili vergi oranını yaklaşık yarıya indirdi. Kongre Bütçe Dairesi’ne göre, ekonominin büyüklüğüne oranla kurumlar vergisi geliri 1967’dekinin dörtte birinden daha az.

Biden, şirket vergi oranını yükseltmeyi önerirken, kâr aktarma kamunun ABD vergi sistemine olan inancını baltalıyor ve muhtemelen federal hükümetin yıllık 100 milyar dolarlık gelir kaybına mâl oluyor. Biden’ın önerisi, Obama Hazine Bakanlığı’nın onları hedef almasından yedi yıl sonra, özellikle “kurumsal inversiyonlara karşı güçlü engeller koyma” sözü veriyor.

Kurumlar vergisi ilk kez 1909’da – yüzde 1 oranında – uygulamaya konduğundan beri, gelirin nereden kazanılacağı ve nasıl vergilendirileceği konusunda tartışmalar oldu. Bu sorun, ABD şirketleri küreselleştikçe daha da büyüdü: Microsoft 170 ülkede iş yapıyor; McDonald’s 122’de; ve Nike 45 ülkede çalışıyor.

Geleneksel fabrikalarda metal işlemekten Silikon Vadisi’nde dünya çapında satılan bir uygulama üreten yazılım kodu yazmaya kadar, ekonomik faaliyetin niteliği de zamanla değişti.

Somut mallardan, fikri mülkiyet, patentler, marka isimleri, şerefiye ve ticari markalar gibi reel olmayan ürünlere geçiş, geleneksel kurumlar vergisi modeline meydan okumakta ve şirketlerin yeni yollarla gelir artırma girişimlerine yol açmaktadır.

Avrupa hükümetleri, fiziksel varlıklarının sınırlı olduğu veya hiç olmadığı ülkelerde muazzam kârlar sağlayan Facebook ve Google gibi internet çağı liderleri için yeni bir dijital hizmet vergisi girişiminde bulunuyor.

Ernst & Young ABD ulusal vergi departmanının başkanı Michael Mundaca, “reel olmayan varlıklara bu kadar bağımlı olan küresel bir ekonomiye sahip olmak, şirket faaliyetlerini ve gelirlerini kaydırmak için daha fazla fırsat yaratıyor” dedi. “Altmış yıl önce bir fabrikaya ya da bir iş yerine ihtiyacınız vardı. Günümüzde ise gercek anlamda, bir şeyler hakkında düşünen akıllı insanlar tarafından yaratılan bir varlığın getirisinin 50 farklı yerde olabileceğini söyleyebilirsiniz.”

ABD vergi yasalarının karmaşıklığı, akıllı muhasebecilerin ve avukatların kazançları vergi oranlarının düşük olduğu bölgelere yönlendirerek kurumsal yükümlülükleri azaltmaları için yeterli alan bırakıyor. Bunlar arasında, yüzde 12,5’lik kurumlar vergisini yaklaşık yarım yüzyıldır kalkınma stratejisinin bir ayağı haline getiren İrlanda; Cayman Adaları; Bermuda ve Hollanda bulunuyor.

Sonuçlar hükümet istatistiklerinde açıkça görülmektedir. Mevcut en son verilerde, ABD’li çokuluslu şirketler, 2018’de küçük İrlanda’da, Çin Halk Cumhuriyeti’ndekinden neredeyse yedi kat daha fazla para kazandıklarını beyan ettiler.

ABD şirketlerinin yabancı iştirakleri, Ticaret Bakanlığı’na İrlanda’da 217,4 milyar dolar ve Çin’de sadece 31,2 milyar dolar kâr elde ettiklerini bildirdiler – her bir İrlanda vatandaşına karşılık neredeyse 300 Çinli olmasına rağmen.

Yıllar boyunca, becerikli muhasebeciler, kurumsal kâr aktarımını gerçekleştirmek için “Çifte İrlandalı”, “Hollanda sandviçi” ve “Tek Malt” olarak isimlendirdikleri inanılmaz karmaşık stratejiler kullandılar. Yaygın bir mekanizma, şirket içi satışların ve kredilerin fiyatlandırılmasını içeriyordu. Kamu idarecileri bazı durumlarda bu tür manevralara izin veren yasal boşlukları kapattılar, ancak bunun yerine başkalarının ortaya çıktığını gördüler.

Hazine Bakanlığı, Biden’ın planını tanıtırken, “Kâr transferlerini dizginleme girişimlerine rağmen, vergi cennetleri 2017 vergi reformundan önce olduğu gibi bugün de mevcut” dedi. Bank of America’ya göre, ABD’li çokuluslu şirketlerin rapor edilen dış gelirlerinin yüzde 60’ından fazlası, şirket kârlarını sadece ucundan azıcık dişlemeye söz veren yedi küçük ülkede, 2000 yılındaki payın yaklaşık iki katı olarak defterlere geçti.

ABD yasalarına göre tamamen yasal olan vergiden kaçınma çabaları, geçen yıl ülkenin en büyük 55 şirketinin federal gelir vergisi ödememesiyle sonuçlandı. Örneğin, Vergilendirme ve Ekonomi Politikası Enstitüsü tarafından yapılan bir analize göre, FedEx 1,2 milyar dolarlık vergi öncesi gelir bildirdi ve 230 milyon dolarlık federal bir indirim aldı.

Şirketlerin vergi faturalarını en aza indirmedeki başarıları, kamuoyu üzerinde yıpratıcı bir etki yaratmıştır. Son yıllarda yapılan Gallup anketleri sürekli olarak, Amerikalıların yaklaşık yüzde 70’inin şirketlerin federal vergilerde çok az ödeme yaptığına inandığını göstermiştir.

Başkan Donald Trump’ın “gündelik Amerikalı işçiler” için bir nimet olarak nitelendirdiği 2017 vergi yasa tasarısının bunu değiştirmesi bekleniyordu.

2017 Noel’inden üç gün önce Trump, 1,9 trilyon dolarlık vergi yasasını imzalamak üzere apar topar planlanan bir tören için gazetecileri Oval Ofis’e çağırdı. Tasarı, kişisel gelir için en yüksek marjinal vergi oranını düşürüp ve kurumsal vergi oranı’nı yüzde 35’ten yüzde 21’e indirerek iş dünyasının uzun süredir peşinde koştuğu amacı gerçekleştirip, standart kesintiyi arttırıyordu.

Başkan tören sırasında “Şirketler bu konuda kelimenin tam anlamıyla sevinçten çıldırmış durumdalar” dedi. ABD’deki vergi oranını, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) üyeleri arasında gelişmiş dünyanın en yüksek oranlarından birinden, ortalamanın altına düşürmek, kurumsal finansman için beklenmedik bir düşüş anlamına geliyordu. Yeni yasanın diğer hükümleriyle birleştiğinde, kârları düşük vergi oranlarinin oldugu yabancı ülkelere gönderecek yaratıcı muhasebeciliği özendirmeyi de azalttığı görülüyordu.

Eski sistemde denizaşırı ülkelerde kazanılan kârlar, yalnızca ülkeye getirildiğinde ABD vergisine tabiydi. Böylece ABD şirketleri, yabancı banka hesaplarında tahmini 2,6 trilyon dolar biriktirmişti. 2017 yasası, şirketleri sekiz yıl boyunca ödenecek bir kereye mahsus olarak yüzde 15,5 oranında bir oran sunarak bu fonları ülkelerine geri getirmeye teşvik etti.

Mevzuat ayrıca, Küresel Reel Olmayan Düşük Vergi Geliri (GILTI) maddesi olarak adlandırılan, yabancı kârlar üzerinde minimum yüzde 10,5 oranında bir vergi oluşturuyordu. Reed College’da vergi uzmanı ve ekonomi profesörü olan Kim Clausing’in yaptığı bir analize göre, teoride, yeni mevzuatın ABD’li çokuluslu şirketlerinin vergi cennetlerinde rapor edilen kârlarını yüzde 12 ila yüzde 16 oranında düşürmesi gerekiyordu.

Oysa, şu anda vergi analizinden sorumlu Hazine Bakan Yardımcısı olan Clausing’in bir yazısında belirttiği üzere, asgari verginin tasarımında yapılan tercihler – ve 2017 mevzuatının onunla çelişen diğer unsurları -“kâr transferinde bir azalma olduğuna dair hiçbir kanıt” sunmuyordu.

Demokrat Partili eleştirmenlere göre, yasa peşin vergilendirme yapmasına rağmen, aslında kâr transferi ve offshore işlemlerini daha fazla teşvik ediyordu. Yüzde 10,5’lik küresel minimum ABD oranının sadece yarısıydı, bu da şirketlerin gelirlerini yurtdışına taşıyarak vergi faturalarını düşürmeye devam edebilecekleri anlamına geliyordu.

Ayrıca, GILTI küresel bazda değerlendiriliyor ve şirketlerin yüksek vergi oranlarının olduğu yabancı ülkelerdeki vergi ödemelerini, vergi cennetlerindeki vergi ödemeleriyle harmanlayarak, ABD deki yükümlülüklerini azaltmasına olanak sağlıyordu.

Hazine Bakanı Janet Yellen‘e göre, reel olmayan varlıklardan elde edilen yabancı kazançların ilk yüzde 10’una IRS de dokunmuyor ve şirketleri fabrikaları ve işçileri yurtdışına kaydırmaya teşvik ediyor.

Wall Street Journal‘da yayınlanan bir makalesinde Yellen, “Bugün çoğu firmanın Amerika dışında herhangi bir yerden gelir elde etmeyi tercih edeceğini söylemek abartı olmaz” diyordu.

Bazı vergi uzmanları, Cumhuriyetçilerin asgari vergiyi oluştururken benimsedikleri yaklaşımın geçerli nedenleri olduğunu söylüyordu. PwC’de (PricewaterhouseCoppers) Washington ulusal vergi hizmetlerinin eş başkanı Rohit Kumar’a göre, sayısız yabancı ülkenin her biri için kurumsal yükümlülüklerin hesaplanmasının işletmeler ve IRS için idari bir kabus olacaktır.

Yine de Biden yaklaşımı, tek tek ülke bazında GILTI hesaplamasına geçip, asgari oranı ikiye katlayıp yüzde 21’e çıkararak ve OECD aracılığıyla asgari kurumlar vergisi oranı konusunda küresel bir anlaşmaya vararak, kamu yetkililerinin mevcut sistemde eksiklik olarak gördükleri şeyleri düzeltmeyi amaçlıyor.

Bu kuruluş, dijital ekonomide çok uluslu şirketlerin nasıl vergilendirileceği ve küresel bir asgari vergi düzeyi konusunda fikir birliğine varmayı amaçlayan, 137 ülkeyi kapsayan görüşmelere ev sahipliği yapıyor.

Amerikan Girişim Enstitüsü’nde vergi uzmanı olan Alan Viard, “Bu zorlu bir görev” diyor.“Küresel bir minimuma herkesi dâhil etme olasılığı biraz şüpheli görünüyor. Pek umudum yok.”

Bu Biden için bir sorun olabilir. Yönetim, inversiyonları caydırmak için sert yeni önlemler hazırladı. Ancak bazı uzmanlar, dünya çapında bir asgari vergi olmadan, yeni ABD oranı ile vergi cennetlerinde mevcut olan düşük veya sıfır oranlar arasındaki farkın, vergi alerjisi olan şirketlerin tanıdık bir strateji benimseme tehlikesini yenileyebileceğini söyledi.

Kumar, “İnversiyonlar üç yıldır sorun olmadı” diyor. “Ama onları tekrar sorun haline getirebiliriz. Tekrarlanamayacak hata yoktur.”

i Vergi inversiyonu veya kurumlar vergisi inversiyonu, bir şirketin mevcut ana şirketin yerini yabancı bir ülkedeki ana şirketle değiştirecek şekilde yeniden yapılandırıldığı ve orijinal ana şirketin yabancı ana şirketin yan kuruluşu haline geldiği ve böylece vergi mukimliğini yabancı ana şirkete taşıdığı bir vergiden kaçınma biçimidir. Yöneticiler ve operasyonel merkez, orijinal ülkede kalabilir.

David J. Lynch Kimdir?

Eğitim: Yale Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Yüksek Lisansı, 1983; Wesleyan Üniversitesi, hükümette BA, 1981
David J. Lynch, beyaz yakalı suçları ele aldığı Financial Times’tan Kasım 2017’de Washington Post’a katıldı. Daha önce Politico’da siber güvenlik editörü ve Bloomberg News’de siyaset ve ekonominin kesişimine odaklanan kıdemli bir yazardı. Daha önce, hem Londra hem de Pekin’de kurucu büro şefi olduğu USA Today için küresel ekonomiyi takip etti. Kosova ve Irak’taki savaşları, ikincisi ABD Deniz Piyadeleri ile iliştirilmiş (embedded) bir muhabir olarak haber yaptı ve gazetenin Harvard Üniversitesi’nde Nieman bursunu ilk alan kişiydi. 60’tan fazla ülkeden heberler verdi.
Başarılar ve Ödüller:
Harvard Üniversitesi’nde Nieman bursu, 2002
Ulusal Basın Vakfı’nın Ticaret Üzerine Seçkin Raporlama için Hinrich Ödülü, 2021.

Bu makale THE WASHIGTON POST’ta yayınlanan İngilizce orijinalinden Türkçeye çevrilmiştir. Çeviren: Irmak Gümüşbaş

Bu makale Washington Post’ta yayınlanan İngilizce orijinalinden Türkçeye çevrilmiştir. Çeviren: Irmak Gümüşbaş