huseyin-cicek

Ayasofya ve Semboller üzerinden yürütülen kör bir politika barış içinde yaşamanın bir anıtını nasıl yok ediyor

USCIRF‘in “özel izleme listesine” giren tek NATO üyesi devlet olmak kesinlikle onur duyulacak bir durum olmamakla birlikte, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İslamcı bir edayla dini popülist politikaları yürütmesi artık Türkiye’nin mevcut zorluklarına çözüm sunamayacağı gerçeğinin açık bir ifadesidir.

Ayasofya’yı yeniden camiye çevirmek, Türkiye’de hayata geçirilmesi hiç te kolay olmayan din ve vicdan özgürlüğünün yanı sıra, dinler arası diyaloğa da bir saldırı anlamına geliyor.

AKP’nin Avrupa’daki Hristiyan kitle partilerine benzer İslami-muhafazakar politika stratejisinin Türk toplumuna çeşitli düzeylerde etki edeceği ve kabul göreceği yönündeki iddialı siyasi girişimi meyvelerini veremedi. Devletin dini tarafsızlığı veya din özgürlüğü, yalnızca dini azınlıkların herhangi spesifik bir talep öne sürmediği sürece sağlanır. Türkiye’nin en büyük dini „azınlık“ grubu olan Aleviler resmi olarak hala tanınmıyor.

Tam tersine Türkiye’nin Diyanet İşleri Başkanlığı ve Devlet bol bütçeyle finanse edilmiş projelerle Alevilerin dini ve kültürel farklılığını Sünni inanç dünyası içinde eritmeye çalışıyor. 

Ayasofya bağlamında yürütülen mevcut dini politikalar Türkiye de zaten hiç kimse tarafından sorgulanmayan İslami hakimiyeti pekiştirmeyi amaçlamaktadır.

Buna paralel olarak, iç politikadaki otoriter eğilimler daha da güçlendi. “Başarısız darbe” den önce bile, muhalif aktivistler, gazeteciler ve aydınlar sistematik olarak tutuklandı veya siyasal olarak marjinelleştirildiler. Türkiye ekonomisi tarafından bir türlü giderilemeyen ve giderek artan sosyal adaletsizlik, ülkede daha fazla kutuplaşmaya yol açmaktadır.

AKP bir kez daha içi boş sembol siyasetine ve bilinen siyasi ikilemlere sığınmak zorunda kaldı.

1934 yılında İstanbul’un bir dünya kültür mirası olan Ayasofya bir müzeye dönüştürüldü. Müzeye dönüştürülmesi Türk kurucunun İslam karşıtı emelleri değildi. Mustafa Kemal ve yol arkadaşları Türk dini otoritesinin (Diyanet İşleri Başkanlığı) kurulmasıyla birlikte, din eğitiminin, ideolojik-milliyetçi eğitimin yanı sıra, ulus Devlet için önemli bir siyasal temel olacağı konusunda çok az şüphe bıraktılar. Bu konuda bugüne kadar hiç bir şey değişmedi.

Ayasofya Katedrali’nin Atatürk tarafından müzeye dönüştürülmesi jeopolitik ve dinsel problemlerin giderilmesini amaçlıyordu. Bu nedenle yeni kurulan Türk Cumhuriyeti‘nin liderliği, Birinci Dünya Savaşı sırasında oluşan dinsel ayrışmanın / cepheleşmenin Türkiye’de bir sürekliliğinin olmaması gerektiğine işaret etti. Bununla Yunanistan ve diğer Hristiyan uluslarla var olan gerginliklerin giderilmesi amaçlanıyordu. 

Ayasofya: İbrahimi dinlerin barışçıl bir arada yaşamasının bir sembolü, Fotograf: Engin Akyurt, Pixabay

Bu güne kadar, siyasi İslam taraftarları, tıpkı siyasal Katolikliğin taraftarları gibi, dinamik / değişken bir modernize sürecinde, içinde bulundukları toplumlardaki güçlerini kaybettikleri gerçeğini bir türlü kabul etmediler.

1950’lerden bu yana, Türkiye’deki İslamcı partiler ve hareketler, “şanlı” geçmişlerini Türkiye sınırları içinde ve mümkünse ötesinde de yeniden canlandırmayı hayal ediyorlar. Özel Türk TV kanalları, neredeyse her saat, peygamberden modern zamanlara kadar mükemmel İslami saltanatı göz alıcı görüntülerle tasvir eden fantezi diziler üretiyorlar.

2013 yılında İstanbul’da Çamlıca Camii’nin inşası ile Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP bu büyük ölçekli fantezileri kapsamlı şekilde desteklemeyi üstlendi. Nitekim bunun çok az başarı ile taçlandırıldığı ortaya çıktı.

1945 ten bu yana müze olan, Chora’daki eski Kutsal Ayin Kilisesi’ni 1945’ten bu yana bir cami haline getirme çabaları da AKP’ye sadece sınırlı bir ölçüde acil ihtiyaç duyduğu popülariteyi getirdi.

Türk toplumunun AKP tarafından dini-popülist sembol politikalarıyla kutuplaştırması, muhtemelen Türkiye’de din özgürlüğünün kısıtlanmasına ve dinler arası diyaloğun tehlikeye atılmasına yol açacaktır.

Ayasofya, bugüne kadar İbrahimi dinlerin barışçıl bir arada yaşamasının bir sembolüydü. Savaşların ve iç savaşların boğduğu bir bölgede, Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesi beraberinde soykırım, kitlesel şiddet, zorla din değiştirme gibi acı veren tarihsel hafızayı ve acı veren yaşanmışlıkları yeniden tetikleyecek ve dinler arası diyaloğu uzak bir geleceğe erteleyecektir.