ARAŞTIRMA EKIBI

Manuela Barreto Exeter Üniversitesi, Psikoloji Anabilim Dalı, İngiltere

Christina Victor Klinik Bilimler Anabilim Dalı, Londra Brunel Üniversitesi

Claudia Hammond Radyo Bilim Şubesi, BBC, Londra, İngiltere

Alice Eccles Manchester Eğitim Fakültesi, Manchester Üniversitesi, İngiltere

Matt T.Richinsa Exeter Üniversitesi, Psikoloji Anabilim Dalı, İngiltere

Pamela Qualter Manchester Eğitim Fakültesi, Manchester Üniversitesi, İngiltere

Önemli Başlıklar (Ana Hatlar)

  • Gençler orta yaşlılardan daha fazla yalnız olduklarını söylediler.
  • Orta yaşlılar yaşlılardan daha fazla yalnız olduklarını bildirdi.
  • Erkekler kadınlardan daha fazla yalnızlık olduklarını söyledi.
  • Bireyci (kolektivist olmayan) ülkelerdeki insanlar daha fazla yalnızlık bildirdiler.
  • Yaş, cinsiyet ve kültür yalnızlığı öngörmek konusunda birbiriyle etkileşim içindeydi.

Giriş

Bireyler ve toplumlar üzerindeki etkilerinin daha iyi anlaşılması nedeniyle  günümüzde yalnızlığa giderek artan bir önem verilmektedir (Jo Cox Commission, 2017; UK HM Government, 2018). Gerçek ve istenen sosyal ilişkiler arasındaki tutarsızlık olarak tanımlanan (Peplau and Perlman, 1982) yalnızlık, esenliği olumsuz etkilemekte (Hawkley and Cacciopo, 2010; Holt-Lunstad and Smith, 2015), sağlık hizmetlerinin kullanımını arttırmakta (Christiansen et al. 2020) ve çalışan sağlığını kötüleştirerek ekonomiyi olumsuz yönde etkilemektedir (Jeffrey, Abdallah and Michaelson, 2017). Gerçekten de yalnızlığın sadece İngiltere’deki işverenlere yılda 2,5 milyara mal olduğu tahmin edilmektedir (Jeffrey et al., 2017). İnsanların yalnız hissetmesine neyin yol açabileceğini ve bazı insanların yalnızlıkta sıkışıp kalmalarının nedenlerini anlamak, yalnızlığın etkilerinden korunmak ve bu etkileri azaltmak için doğru hedeflenmiş başarılı müdahalelerin geliştirilmesi çok önemlidir (Qualter et al., 2015).

İnsanların kendilerini ne kadar yalnız hissettiklerini etkileyen faktörler, geniş anlamda,  arzulanan veya gerçekte var olan sosyal ilişkileri etkileyen faktörlerdir. Aynı sayıda arzu edilen yakın ilişkiye sahip iki kişi, arzu ettikleri ilişkiler farklıysa, farklı ölçüde yalnızlık hissedebilirler. Aynı zamanda, arzu edilen aynı sayıda yakın ilişkiye sahip iki kişi, gerçek ilişkilerinin tatminkar olduğunu hissetmezlerse, farklı ölçüde yalnızlık çekebilirler. Ancak sosyal ilişkilerden beklentilerimizi hangi faktörler etkileyebilir?

Bu alandaki araştırmalar, diğer faktörlerin yanı sıra kişilik (örn. dışadönüklük), sosyal beceriler (örn. empati, sosyal kaygı), demografi (ör. yaş), kaynaklar (örn. zaman, para, ulaşımın kullanılabilirliği), fiziksel hareket kabiliyeti arasındaki farklılıkları incelenmiştir (değerlendirmeler için bkz. British Red Cross and Co-Op, 2016; ONS, 2018; Pinquart & Sörensen, 2001). Bu faktörlerin bazılarına ilişkin bulgular oldukça güvenilir, ancak diğerleri tutarsızdır. Örneğin, evlilik veya birlikte yaşamanın yalnızlığa karşı koruma sunduğu açıktır. Ancak, yaş, cinsiyet ve kültürün bağımsız etkileri belirsizliğini korumaktadır; bu bireysel farklılıkların yalnızlığı öngörecek biçimde kesişimsel olarak nasıl işleyebileceği literatürde yoktur. Çünkü çalışmaların çoğu analitik degerlendirmeyi sınırlayan ve güvenilir olmayan sonuçlar veren çok SINIRLI numunelere dayanmaktadır. Numunelerdeki çeşitlilik eksikliği, demografik faktörler ile kültürel farklılıkların incelendiği yerlerde önemli etkileşimlerin incelenmesini engellerken, kültürel farklılıkların incelendiği yerlerde de, karşılaştırma sınırlı sayıda kültür üzerinde yapılmıştır.

Mevcut makalede kültür, yaş ve cinsiyetin yalnızlık üzerindeki etkilerini incelemek için BBC Yalnızlık Denemesi veri setini kullanıyoruz. Bu, 16 ila 99 yaşları arasında, 237 ülke, ada ve bölgede ikamet eden katılımcıların katıldığı; farklı kültürler, yaş ve cinsiyetlerin yaşadıgi yalnızlık deneyleri, farklılıkları ve bu faktörler arasındaki etkileşimi incelemek için eşsiz bir fırsat sağlayan, nüfusun genelinden alınan çok büyük bir veri setidir.

Yalnızlık kültürden etkilenir mi?

Kültürler, sosyal davranış biçiminde ve anlamında farklılık gösterir ve kişiler arası ilişkilere farklı değerler ve anlamlar yükler (Chen and French, 2008; Van Staden and Coetzee, 2010). Kültürler genellikle bireycilik ve kolektivizm seviyelerinde değişken olarak sınıflandırılır, ancak bu tür kültürlerden hangilerinin daha yüksek yalnızlık yaygınlığına sahip olduğu belirsizliğini korumaktadır. Sosyal ilişkilerin kültürlerarası karşılaştırmaları çoğunlukla bireycilik ve kolektivizm kavramına atıfta bulunarak yapılır (Johnson and Mullins, 1987). Bireysel kültürler, özgüvene yüksek değer verir ve öncelikle seçilen ilişkilerin hakim olduğu gevşek sosyal ağlarla ilişkilendirilirler; kolektivist ise kültürler birbirine bağımlılığı teşvik eder ve aile ve diğer yakın grup üyelerinin hakim olduğu daha sıkı sosyal ağlar tarafından şekillendirilirler (Hofstede, 1997). Her iki kültür türü de sosyallik açısından riskler içermekle birlikte, bunlar kolektivist toplumlarda yüksek sosyal ihtiyaçlarla ve bireyci toplumlarda düşük sosyal iletişimle bağlantılandırılır, bunların ikisi de ideal ve gerçek ilişkiler arasındaki uyumu etkiler (Johnson ve Mullins, 1987).

Aksini gösteren kimi bulgular olmasına rağmen (örneğin, Rokach, Orzeck, Cripps, Lackovic- Grgin ve Penezic, 2001; Van Tilburg, Havens ve de Jong Gierveld, 2002), bulguların büyük bir kısmı, kolektivist ülkelere kıyasla bireyci ülkelerde yalnızlık seviyelerinin daha düşük olma eğilimine işaret ediyor (bir değerlendirme için bkz. Dykstra, 2009). Ülke yerine birey bazında bireysellik-kolektivizmi ölçen çalışmalardan elde edilen sonuçlar da karışık bulgular ortaya koyuyor (Heu, Van Zomeren ve Hansen, 2018; Jiang, Li ve Shypenka, 2018; Jylha ve Jokela, 1990).

Bu tutarsızlıkların, en azından kısmen, kültür olarak nitelendirilen ve verilerin yorumlanmasında belirsizliklere neden olan tartışmalara yol açan, kültürler arası karşılaştırmaların teorik ve metodolojik karmaşıklığından kaynaklanması muhtemeldir. Kültürel farklılıklar bazen farklı kültürel kökenlere sahip, ancak aynı ülkede ikamet eden bireylerin cevapları karşılaştırılarak incelenir. Bununla birlikte bu yaklaşım, kültürü başlı başına yalnızlığı etkileyebilecek önemsiz konum ile karıştırmaktadır (Doyle & Barreto, 2019; Madsen et al., 2016). Diger bir yaklaşım ise, farklı ülkelerde yaşayan bireylerin cevaplarını karşılaştırmaktır. Burada sorun, bu tür karşılaştırmaların genellikle belirli bir kültür türünü (bireyci veya kolektivist gibi) temsil ettiği görülen ve daha çok yalnızca Avrupa ve Kuzey Amerika’yı kapsayan (Chen et al., 2004; Stickley, Koyanagi, Koposov, Schwab-Stone, & Ruchkin, 2014) sınırlı sayıda ülkeden (bazen sadece iki) çok küçük nüfus numunelerini içermesidir. Bu yöntem, bu tip kültürel farklılıkları yansıtan çok sayıda ülkede, çok sayıda katılımcıyı numune alarak karşılaştırılabilir. Böyle bir yaklaşım, bulguların iki ülkenin farklı olabileceği diğer birçok şeyden ziyade, söz konusu kültürel farkla ilgili olduğuna dair daha güven verici sonuçlar olmasını sağlar. Son olarak, çalışmalar farklı yaş gruplarını kapsamaktadır ve kültürün yalnızlığı yaşa göre farklı şekilde etkilemesi kuvvetle muhtemeldir.

Yaş yalnızlığı nasıl etkileyebilir?

Yalnızlığın özellikle yaşlı insanlar arasında yaygın olduğu inancı yaygındır, ancak araştırmalar bu önermeyi desteklememektedir. Bir çalışmada yalnızlıkta anlamlı bir yaş farkı olmadığı bildirilmiştir (Griffin, 2010). Diğer çalışmalar, genç katılımcıların yaşlı katılımcılara oranla önemli ölçüde daha fazla yalnızlık çektiklerini söylediklerini (ONS, 2018; Schultz & Moore, 1988), yaş artışıyla birlikte lineer / doğrusal bir azalma (ONS, 2018) olduğunu göstermiştir. Ve yine başka bir çalışma grubu, genç yetişkinlerin ve yaşlıların orta yaşlılardan daha fazla yalnız oldugunu ifade etmis, çeşitli düzeylerde tekdüzelik gösteren U şeklinde bir eğri sonucu cıkmıstır (Lasgaard, Friis, & Shevlin, 2016; Luhmann & Hawkley, 2016; Victor & Yang, 2012). Bu nedenle ontogenez boyunca etki örüntüsünde bazı tutarsızlıklar vardır. Buna ek olarak, bu çalışmalar, yalnızlıktaki bu tür yaş farklılıklarının dünya çapında evrensel olup olmadığı konusundaki az sayıda kültürden gelen verileri içermektedir, bu da anlamamızı sınırlamaktadır.

Bireysel düzeyde yalnızlığı yaratan nedenlere odaklanan araştırmalar, yalnızlığın yaşla nasıl değişebileceğini netleştirmeye yardımcı olabilir. Yalnızlığın kısmen gelişimsel ve kısmen sosyo-kültürel bir dizi mekanizma tarafından yönlendirildiği artık biliniyor (de Jong Gierveld, Tilburg, & Dykstra, 2006; Qualter et al., 2015). Örneğin, ergenler ve genç yetişkinler, sosyal ağlarının istikrarsızlığı, okuldaki değişiklikler, kimlik keşfi veya gençleri dışlanmaya karşı savunmasız hale getirebilecek fiziksel değişiklikler nedeniyle yalnızlığa karşı savunmasızdır (Qualter et al., 2013, Qualter et al., 2015). Ergenlik, sosyal bağlantı (aidiyet ihtiyacı) ile bireyselleşme arasındaki gerilim ile doludur (Larson, Richards, Moneta, Holmbeck, & Duckett, 1996). Ergenlerin akran grubuna uymaları ve samimi dostlukları olması beklenir, ancak ergenlik yıllarının en önemli gelişim ödevi olarak görülen arkadaşlardan ve aileden bağımsız olma kabiliyetini de geliştirmesi beklenir. Birçok ergen, yalnızlıklara yol açan bu zıt beklentiler arasında bir denge bulmak için mücadele eder (Qualter et al., 2015). Orta yaşlılar iş durumu, gelir, ayrılık veya iş ve bakım sorumlulukları nedeniyle zamanın az olmasının neden olduğu yalnızlığa özellikle açık olabilir (Beeson, 2003; Leeflang, Klein-Hesselink, & Spruit, 1992; Luhmann & Hawkley, 2016; Rook, 2000). Buna karşılık, yaşlı insanlar arasında yalnızlık, genellikle, sosyal ilişkilerindeki insanların (emeklilik veya ölüm sonucu) kaybedilmesi, yalnız yaşama veya sağlık koşullarına bağlı hareketliliğin azalması nedeniyle ortaya çıkar (Victor, Scambler, Bowling, & Bond, 2005). Yani, farklı yaş gruplarının farklı spesifik zorluklardan dolayı sosyal ilişkilerinde zorluklar yaşaması muhtemeldir (Jopling & Sserwanja, 2016). Daha da önemlisi, bunlardan bazıları evrensel olabilirken, diğerleri kültürel olabilir ve farklı kültürlerden alınan numuneler farklı yaş modellemelerine yol açabilir (Yang & Victor, 2011). Genç yetişkinliği örnek olarak ele alırsak, akran bağlamı farklı kültürlerde (Liu, Li, Purwono, Chen, & French, 2015) eşit öneme sahip değildir, bu da akranlar ve toplumla ilişkilere farklı değer atfeden kültürler arasında, yalnızlıkta yaşla ilgili farklı kalıplar olabileceğini düşündürmektedir. Özetle, farklı yaş gruplarında yalnızlığı yaratan nedenleri ele alırsak, bunların bazılarının kültürel olduğu ve yaş ile kültür arasındaki yalnızlık bağlamı hakkında sorular ortaya çıkardıği anlaşılmaktadır.

Cinsiyet yalnızlığı etkiler mi?

Yaşta olduğu gibi, yalnızlıktaki cinsiyet farklılıkları sıklıkla varsayılmaktadır ve bazen bulgular, kadınların yaştan bağımsız olarak, erkeklerden daha fazla yalnız olduklarını ifade ettiklerini göstermektedir (Pinquart & Sörensen, 2001; see also Nikolaisen & Thorsen, 2014; ONS, 2018). Yine, erkekler ve kadınlar arasındaki yalnızlığın tetikleyicilerini dikkate almak, cinsiyetin farklı yaş gruplarında ve kültürlerde yalnızlığı nasıl etkilediğini açıklığa kavuşturabilir. Kadınlar potansiyel olarak kendilerini yalnızlıktan koruyan daha büyük ve daha aktif bir sosyal ağ geliştirmek üzere sosyalleşmelerine rağmen (Okun & Keith, 1998), kadınların erkeklerden daha uzun yaşama eğiliminde olmalarından dolayı dul kalma, ya da eşleri için bakıcı rolünü üstlenmekten etkilenme olasılıklarının daha yüksek olması muhtemeldir. Bu nedenle, kadınların özellikle yaşlılıkta erkeklerden daha yalnız olması olasıdır, bu da cinsiyetin yalnızlık üzerindeki etkisinin farklı yaş grupları ve kültürlerde incelenmesinin önemli olduğunu düşündürmektedir. Yakın zamanda yapılan kapsamlı bir analizin, yaş veya kültürün etkisini gözönünde bulundurmadan, yalnız olmadaki cinslerarası farklılıklar düşüncesini destekler nitelikte olmasada (Maes, Qualter, Vanhalst, Van den Noortgate & Goossens, 2019), bu meta analizler kapsamındaki arastırmalarda az sayıda belli kültürler incelemiştir.

Yalnızlık bağlamında cinsiyet farklılıkları bulunsa da, bu durum erkeklerin ve kadınların yalnızlığı ifade derecelerindeki isteklilikleri arasındaki farklılıkları da yansıtıyor olabilir. Gerçekten de araştırmalar, erkeklerin yalnızlık duygusunu kabul etmede kadınlardan daha isteksiz olduklarını (Borys & Perlman, 1985) ve yalnız hisseden erkeklerin aynı duyguyu ifade eden kadınlardan daha fazla stigmatize edildigini / damgalandığını göstermiştir (Lau & Gruen, 1992). Bununla birlikte, damgalama kültüre özgüdür, bu da yalnızlığı kişisel ifade etmede cinsiyet farklılıklarının kültürle bağlantılı olarak farklılık gösterebileceğini ve birkaç kültür incelendiğinde daha belirgin olabileceği ihtimalini düşündürüyor. Benzer şekilde, yalnızlık genellikle yaşlılık ile ilişkilendirildiği için, yaşlılıkta yalnızlığı kabul etmek daha az stigmatize edici görünebilir ve bu da cinsiyet, yaş ve kültür arasında olası bir etki olduğuna işaret eder.

Mevcut araştırma

Mevcut makalede, BBC Yalnızlık araştırmalarından elde edilen verileri, yaş, cinsiyet ve kültürün etkilerini daha önce yapılanlardan çok daha kapsamlı ve çeşitli bir numunede incelemek üzere kullanıyoruz. Daha da önemlisi, numunelerimizin büyüklüğü ve demografik çeşitliliği göz önüne alındığında, bu faktörler arasındaki etkileşimi de inceleyebiliyoruz. Katılımcılar, yalnızlığı ne sıklıkta, ne yoğunlukta ve ne kadar süreyle yaşadıklarını belirtmişlerdir (bkz. Qualter, Barreto, Petersen & Victor, 2020). Sonuçlar yalnızlık sıklığı, yoğunluğu ve süresi bakımından benzerdir. UCLA ölçeğini kullanılan önceki araştırmalarla karşılaştırmayı kolaylaştırmak için, sıklık bulgularını metinde raporluyor ve ek materyallerde yalnızlığın yoğunluğu ve süresi ile ilgili sonuçları sunuyoruz.

Yöntem

Katılımcılar, BBC Radio 4 ve BBC World Service’de tanıtılan ve etkinlikten haberdar olan farklı mecralarda bahsedilen, çevrimiçi bir ankete katıldılar. İlgilenen katılımcılar araştırmaya çevrimiçi olarak erişebiliyordu ve kendilerine önce çalışma hakkında bilgi veriliyordu. Katılmayı kabul edenler, sosyal yaşamları ve yalnızlık deneyimleri hakkında bir dizi soruyu cevapladılar, bu soruların sadece küçük bir kısmı bu çalışmanın odak noktasıydı. Anketi toplam 54.988 kişi tamamladı. Bu makalede, ilgili değişkenler hakkında veri sağlayan 46.054 katılımcının verilerini raporladık.

Bu makalede bildirilen analizler, katılımcı faktörler arasında yarı deneysel olarak yaş, cinsiyet ve kültür olmak üzere yarı deneysel bir model izlemektedir. Toplam 47.381 katılımcı yaşını serbest metin kutusuna girerek belirtmiştir. Cinsiyet için 49.019 katılımcı erkek mi, kadın mı veya diğeri mi olduklarını, yoksa cevap vermemeyi mi tercih ettiklerini belirtmiştir. Cinsiyet bu makalede bağımsız değişken olan bir ilgi alanıydı (IV), ancak analizlere sadece cinsiyetlerini erkek veya kadın olarak belirten katılımcılar dahil edildi; “diğer” kategorisinin anlamlı bir analizini yapmak için yeterli verimiz yoktu. Bireyciliği işlevsel hale getirmek için, katılımcılara yaşadıkları ülke soruldu, katılımcılardan 48.411’i bu bilgiyi verdi. Daha sonra, her katılımcıya, ikamet ettikleri ülkeye göre Hofstede Bireycilik Endeksi’nde bir puan verildi (1997). Bu 101 ülke ölçeğinde, 6 (Guatemala) ile 91 (Amerika Birleşik Devletleri) arasında değişen 100 puanlık bir ölçeklendirmedir, daha yüksek puanlar daha yüksek bireycilik derecesini temsil eder. İkamet ettikleri ülke Hofstede’nin veritabanına dahil edilmediğinden toplam 497 katılımcı hariç tutuldu. Bu, erkek veya kadın olan, yaşları ve ikamet yerleri hakkında bilgi veren ve Hofstede indeksine göre sınıflandırılabilen 46.054 katılımcıdan oluşan bir örneklem sağladı. Verileri mevcut makalede kullanılan katılımcıların demografik bilgileri Tablo 1’de açıklanmaktadır.

Bu çalışmada kullanılan nihai örneklemin özellikleri
Erkek%32
Ortalama Yaş (Standart Sapma)49.7 (15.44)
Yaş Aralığı16-99
İngiltere’de Yaşayanlar4080
Mean Hofstede Bireysellik Endeksi (Standart Sapma)83.74 (14-99)
Hofstede Bireysellik Endeksi’nde 43’ün altına düşenler%4.8
Tam zamanlı çalışanlar%45
Yarı zamanlı çalışanlar%17.6
Ücretsiz çalışanlar%3.4
Öğrenci (tam ya da yarı zamanlı)%6
Emekli %23
İşsiz %5.6
Gelir kaynaklarının ihtiyaçlarını oldukça, yeterince ya da oldukça yeterli karşılandığına katılanlar%83.3
Bekar %29.1
Evli ya da birlikte yaşayan%31.1
İlişkisi var ama birlikte yaşamıyor%5.7
Birlikte yaşıyor%9
Ayrılmış ya da boşanmış%19
Dul%6.2
Tek başına yaşayan%40.6

Notlar:
*İkamet edilen herhangi bir ülkedeki örneklem
*Yüzdeler eksik cevaplar nedeniyle 100’e tamamlanmıyor

Yalnızlık, katılımcıların UCLA Yalnızlık Ölçeği’nden (Russell, 1996) soruları cevaplamaları istenerek ölçülmüştür: Arkadaşlık eksikliği hissediyor musunuz ?, Kendinizi dışlanmış hissediyor musunuz?, Başkalarından yalıtılmış hissediyor musunuz? Çevrenizdeki kişilerle uyum içinde hissediyor musunuz? Kısıtlı alan nedeniyle, katılımcıların her bir öğeyi sıklık, yoğunluk ve süre açısından derecelendirmesini sağlamak üzere bu ölçeğin geçerliliği kabul edilmiş dört maddelik varyantını kullandık. Katılımcılar her soru için, bunların 1 (asla) ile 5 (daima) arasında değişen bir ölçekte kendilerine ne sıklıkta olduğunu belirttiler. Dört derecelendirmede ortalama ölçek güvenilirdi (α = 0.84).

XXXX Üniversite Araştırma Etik Kurulundan veri toplanmadan önce bu çalışma için etik onay alındı. Çalışma, İngiliz Psikoloji Derneği ve Helsinki Bildirgesi’nin (2013) etik kurallarını izledi. Veri toplama Şubat ve Mayıs 2018 arasında gerçekleşti. Çalışmanın tamamlanması yaklaşık 45 dakika sürdü. Katılanlar bunu gönüllü olarak yaptılar.

Sonuçlar

Tablo 2’de tüm değişkenler arasındaki korelasyonlar verilmektedir. Yaş, cinsiyet ve bireycilik-kolektivizmin ve etkileşimlerinin yalnızlığı nasıl öngördüğünü incelemek için, 1. adımdaki ana etkiler ve 2. adımdaki iki ve üç yönlü etkileşimlerle birlikte ayrı hiyerarşik regresyon analizleri gerçekleştirdik. Cinsiyet -1 = erkek ve + 1 = kadın olmak üzere dummy code (kukla değişken) kullanılarak ve hem yaş hem de bireycilik puanları regresyon analizleri için standartlaştırıldı (zscores). Anlamlı etkileşimleri incelemek için PROCESS’in 1. modelini kullandık (Hayes, 2017) ve ortalamanın üstünde ve altında ± 1SD’lik eğimler çizdik (bireysellik için ortalamanın üzerinde bir standart sapma, maksimum değerle değiştirildi çünkü veri kapsamının dışındaydı), modeldeki ortak değişkenler olarak diğer tüm ana efektleri ve etkileşimleri içerir.

Standart olmayan araçlar (Standart Sapmalar) ve tüm değişkenler arasındaki karşılıklı ilişkiler (ve alt örnek boyutları).

M (SS)Yalnızlık SıklığıBireysellikYaş
Yalnızlık Sıklığı2.64 (1.12)
Bireysellik83.78 (14.95)0.03
p < .001
(43453)
Yaş49.70 (15.44)−0.11
p < .001
(43453)
0.16
p < .001
(46054)
Cinsiyet%67.7 kadın−0.07
p < .001
(43453)
0.10
p < .001
(46054)
0.01
p < .010
(46054)

Notlar: Analiz örnekleri farklıdır, çünkü tüm katılımcılar tüm ölçütlere yanıt vermemiştir.
Cinsiyet −1 = erkek, +1 = kadın olarak kodlandı

Tüm bağımsız değişkenler yalnızlık sıklığının anlamlı öngörücüleri olarak ortaya çıktı. Özellikle, yaş yalnızlıkla negatif ilişkiliydi (β = −0.12, t = −24.81, p <.001,% 95 CI [−0.145, −0.124]), yaşlı insanlar gençlerden daha az sıklıkta yalnızlık bildiriyordu. Cinsiyet de yalnızlık ile negatif ilişkiliydi (β = −0.08, t = −15.73, p <.001,% 95 CI [−0.102, −0.076]), erkekler kadınlardan daha sık yalnızlık bildiriyordu. Bireycilik yalnızlık ile pozitif ilişkiliydi (β = 0.06, t = 12.04, p <.001,% 95 CI [0.055, 0.076], daha bireyselci toplumlarda yaşayan insanlar daha kolektivist toplumlarda yaşayanlardan daha sık yalnızlık bildirdiler. Bulgular ayrıca, Yaş X Bireycilik (β = 0.03, t = 4.66, p <.001,% 95 CI [0.015, 0.036]), Cinsiyet X Bireycilik (β = −0.02, t = −3.47, p <.001,% 95 CI [−0.033, −0.009]) ve Yaş X Cinsiyeti (β = 0.01, t = 2.13, p = .033,% 95 CI [0.001, 0.024]) arasında önemli etkileşimler ortaya koydu, ancak bu öngörücüler arasında anlamlı üç yönlü etkileşim görülmedi (β = −0.004, t = −0.78, p = .433,% 95 CI [−0.015, 0.006]). Etkileşim koşullarının dahil edilmesi modelin tahmin gücünü artırdı R2 = 0.020, F’den (3, 43.449) = 299.78, p <.001 ila R2 = 0.021, Δ R2 = 0.001, F (4, 43.445) = 10.24, p <.001. Yaş ve Bireycilik arasındaki etkileşimle ilgili olarak (bkz. Şekil 1a) sonuçlar, bireysellik yaştan bağımsız olarak arttıkça yalnızlığın arttığını göstermektedir, ancak bu sonuç yaşlılar için genç katılımcılardan daha güçlüdür (βdaha genç = 0.06, βorta yaş = 0.08; βdaha yaşlı = 0.11, tümü ps <0.001). Ayrıca, kolektivist uluslarda yaşayan katılımcılar için biraz daha güçlü olmasına karşın, kültürel gruba bakılmaksızın, yaş arttıkça bildirilen yalnızlıkta da azalma olmuştur (βkolektivist = −0.16; βorta = −0.14; βbireyci = −0.13, tümü ps < 0.001)


Yaş ve Cinsiyet arasındaki etkileşim için (bkz. Şekil 1b), yaşın erkeklerde etkisi kadınlardan biraz daha güçlü olmasına rağmen, hem erkek hem de kadın katılımcılar için yaşla birlikte yalnızlığın azaldığını görüyoruz (βerkekler = −0.15; βkadınlar = −0.13 , ps <0.001). Buna karşılık, erkek katılımcılar her yaştan kadın katılımcıdan daha fazla yalnız olduklarını ifade ettiler, ancak cinsiyetin bu etkisi yaşlılarda, genç veya orta yaşlı katılımcılardan daha zayıftı (βdaha genç = −0.10; β orta yaşlı = −0.09; βdaha yaşlı = −0.08, tüm ps <0.001).

Cinsiyet ve Bireycilik arasındaki etkileşimle ilgili olarak (bkz. Şekil 1c), sonuçlar bireyciliğin hem erkek hem de kadın katılımcılar için daha sık yalnızlık ile bağlantılandırıldığını göstermektedir, ancak kültürün etkisinin erkekler için kadınlardan daha güçlü olduğu görüldü (βerkekler = 0.10; βkadınlar = 0.06, ps <0.001). Buna karşılık, erkek katılımcılar bireyselciligin tüm düzeylerindeki kadın katılımcılardan daha sık yalnız olduklarını ifade etmiştirler, bu cinsiyet etkisi daha bireyselci ülkelerde yaşayan katılımcılar için biraz daha güçlüdür (βkolektivist = −0.07; β orta = −0.09; β bireysel- = -0.10, tüm ps <0.001).

Tartışma

Hofstede (1997) tarafından tanımlandığı gibi, bireyselci ve kolektif kültürü temsil eden 237 ülke, ada ve bölgede yaşayan, 16-99 yaş arası 46.054 katılımcı tarafından bildirilen yalnızlık sıklığını analiz ettik. Yalnızlığın bireycilik ile arttığını, yaşla birlikte azaldığını ve erkeklerde kadınlardan daha fazla olduğunu gördük. Ayrıca yaş, cinsiyet ve kültürün yalnızlığı öngörecek biçimde etkileşime girdiğini gördük. Bununla birlikte, bu etkileşimler ana etkileri hafifletmediler, sadece onları daha belirgin hale getirdiler. Yalnızlığa en açık olanların bireyci kültürlerde yaşayan genç erkekler olduğunu tespit ettik.

Bu çalışmada tanımlanan yaş modeli, temsili bir örnekten veri kullanan ancak İngiltere ile sınırlı olan son ONS (2018) raporunun sonuçları ile uyumludur. Verilerimiz kesitsel olduğundan, bu örüntü gelişimsel süreçleri değil bunun yerine genç (yaşlılara karşıt olarak) katılımcılar büyüdükçe yalnızlık (ifade etme) ile ilişkili daha az damgalama / stigmatize etme gibi, genç ve yaşlı katılımcıları farklı şekilde etkileyen tarihsel faktörleri yansıtıyor olabilir. Bununla birlikte, bulgularımız yalnızlığın yaşlılara özgü olmadığını ve yaşlılık gruplarından ziyade gençleri karakterize edebileceğine dair kanıtlara katkıda bulunmaktadır.

Yalnızlığın bireyci toplumlarda kolektivist kültürlere göre daha yüksek olduğu bulgusu da dikkatle yorumlanmalıdır. Katılımcıların büyük çoğunluğu bireyci, özellikle de yalnızlığın medyada tartışma odağı olduğu İngiltere’de yaşıyordu. Bununla birlikte, bu, sonucun neden erkekler ve gençler için daha yüksek olduğunu açıklamamaktadır; bireyci kültürler özellikle genç erkekler için yalnızlaştırıcı (veya kolektivist kültürler özellikle yaşlı kadınlar için faydalıdır). Bireyciliğin, özellikle diğer risk faktörleri (örneğin, genç yaş) mevcutsa, yalnızlığı artıran bir olgu olduğunu ileri sürüyoruz.

Yalnızlığın erkekler arasında kadınlardan daha yüksek olduğunu tespit ettik, bu da ONS (2018) araştırmasının bulgularına aykırıdır. Bu, erkeklerin yalnızlık hakkında konuşmak için çevrimiçi anketimizin sağlamış olabileceği belirli koşullara ihtiyaç duyduğu anlamına gelebilir. Hatta, erkek katılımcılarımız yalnızlıklarını itiraf etmekte kadın katılımcılardan daha çekingen değillerdi, bu da sonuçların gerçek duyguları yansıttığına dair bize güven veriyor. Bu, katılımcıların yalnızlık üzerine düşünmek üzere başkalarına (radyo sunucusu, araştırma ekibi, diğer dinleyiciler) katılmaya açık bir şekilde davet edilmeleriyle kolaylaştırılmış olabilir, bu da özellikle erkekler için bunu kolaylaştırıyor. Bununla birlikte, bu örneğin daha geniş popülasyonu temsil etmediğinin – sadece potansiyel olarak yalnızlık duygularını ifade etmek isteyenleri temsil ettiğinin altını çiziyor. Yine de, örneklem, ilgili ülkelerin nüfuslarını temsil etmese de, önceki araştırmaların aksine, örneklenen 237 ülkenin, bireyselci ve kolektivist kültürlerin tüm spektrumunu temsil ettiği dikkatten kaçmamalıdır.

Diğer bazı çalışmalarımızda, yalnızlık sıklığı, yoğunluğu ve süresi (Qualter et.al., 2020) arasında ayrım yapmayı yararlı bulduk, ancak bu çalışmada yalnızlığın bu boyutları yaş, cinsiyet veya kültür tarafından farklı bir şekilde öngörülmemiştir (ek materyallere bakınız). Yani, bireyci kültürlerde yaşayan genç erkekler yalnızlığa sadece daha sık değil, aynı zamanda daha yoğun maruz kalıp ve daha uzun süreli yalnızlığa karşı savunmasızdırlar.

Bu kesitsel veriler temelinde nedensel çıkarımlar yapılamaz. Daha önce belirtildiği gibi, yalnızlık duyguları hakkında konuşmak için gönüllü olan katılımcıların büyük ama temsili olmayan bir örneğini kullandığımızı, daha da önemlisi, bunun daha titiz örnekleme prosedürleri (ONS, 2018) kullanan diğer çalışmaları tamamladığı ve genişlettiği akılda tutulmalıdır. Son olarak, bulduğumuz etkilerin, üç yalnızlık boyutunun tamamında tutarlı olmasına rağmen çok küçük olduğunu kabul etmek önemlidir. Bunu, bu etkilerin gerçek olduğu ve yalnızlığın demografik kategoriler arasında oldukça evrensel bir deneyim olduğu şeklinde yorumluyoruz. Veriler ayrıca, farklı yaşlardaki bireylerden ve çok sayıda farklı ülkeden, etkileri tam olarak araştırmamız için istatistiksel güç sunan büyük bir örneklem tarafından sağlanmaktadır. Bu nedenle bulgular, kültürün yalnızlık deneyimlerini tahmin etmek için yaş ve cinsiyetin etkilerini nasıl hafiflettiğini anlamamız için yeni bilgiler sunmaktadır. Bu nedenle bulgular, yalnızlığı kapsayan kamusal politikalar geliştirmek ve / veya yalnızlığa yönelik müdahaleler tasarlamak isteyenler için önemlidir.

Katkıda Bulunanlar

Manuela Barreto: Kavramsallaştırma, Metodoloji, Fon sağlama, Kaynaklar, Araştırma, Resmi içerik analizi, Yazım – orijinal taslak, Yazım – inceleme ve düzenleme. Christina Victor: Kavramsallaştırma, Metodoloji, Fon sağlama, Kaynaklar, Araştırma, Resmi içerik analizi, Yazım – inceleme ve düzenleme. Claudia Hammond: Kavramsallaştırma, Metodoloji, Fon sağlama, Kaynaklar, Araştırma, Yazım – inceleme ve düzenleme. Alice Eccles: Kaynaklar, Araştırma, Veri düzenleme/tasnifi, Yazım – inceleme ve düzenleme. Matt T. Richins: Kaynaklar, Araştırma, Veri düzenleme/tasnifi, Yazım – gözden geçirme ve düzenleme Pamela Qualter: Kavramsallaştırma, Metodoloji, Fon sağlama, Kaynaklar, Proje yönetimi, Araştırma , Resmi içerik analizi, Yazım – inceleme ve düzenleme.

Çakışan SONUÇ beyanı:

Yok.

Teşekkür

Bu araştırma, akademisyenler ve BBC Radio 4’teki All in the Mind’ın, dört radyo yayını, yedi podcast ve “BBC Yalnızlık Deneyi” adlı geniş kapsamlı anketinin yanısıra, BBC World Service’te yayınlanan Health Check özel bölümünün de yer aldığı ortak çalışmanın ürünüdür. Projenin başlangıcından itibaren sağladığı destek için Geraldine Fitzgerald’a ve ülkelerin veri kodlaması konusundaki yardımları için Federica Pozzi ve Gülnur Karapür’e teşekkür ediyoruz.

Fonlama

Veri toplama, verilerin çalışma tasarımı, analizi veya yorumlanmasında herhangi bir rol oynamamış olan Wellcome Trust [Fon referansı: 209625 / Z / 17 / Z] tarafından finanse edildi.

Bireyciliğin, katılımcının doğduğu ülkeye (ikamet ettikleri ülkeye göre değil) dayanıp dayanmadığınn yukarıda bildirilen sonuçlarla aynı olup olmadığını incelemek için ek analizler yapılmıştır. Genel olarak, doğum yeri düşünülerek elde edilen sonuçlar benzerdir, ancak ikamet yeri göz önüne alındığındakinden biraz daha zayıftır.


Bu makale ScienceDirect.com ’da yayınlanan İngilizce orijinal versiyonundan çevrilmiştir. Çeviri: Irmak Gümüşbaş 


Referanslar

Beeson, 2003

R.A. BeesonLoneliness and depression in spousal caregivers of Alzheimer’s disease versus non-caregivers spouses

Archives of Psychiatric Nursing, 17 (3) (2003), pp. 135-143

ArticleDownload PDFView Record in ScopusGoogle Scholar

Borys and Perlman, 1985

S. Borys, D. PerlmanGender differences in loneliness

Pers. & Social Psych. Bull., 11 (1985), pp. 63-74

CrossRefView Record in ScopusGoogle Scholar

British Red Cross and Co-Op, 2016

British Red Cross and Co-OpTrapped in a bubble: An investigation into triggers for loneliness in the UK

(2016)

Google Scholar

Chen and French, 2008

X. Chen, D.C. FrenchChildren’s social competence in cultural context

Annual Review of Psychology, 59 (1) (2008), pp. 591-616

CrossRefView Record in ScopusGoogle Scholar

Chen et al., 2004

X. Chen, Y. He, A.M.D. Oliveira, A.L. Coco, C. Zappulla, V. Kaspar, …, A. DeSouzaLoneliness and social adaptation in Brazilian, Canadian, Chinese and Italian children: A multinational comparative study

Journal of Child Psychology and Psychiatry, 45 (2004), pp. 1373-1384

View Record in ScopusGoogle Scholar

Christiansen et al., 2020

J. Christiansen, S.S. Pedersen, C.M. Andersen, P. Qualter, R. Lund, M. LasgaardThe association of loneliness and social isolation with primary and secondary health care utilization in the general population

Social Sciences and Medicine (2020)

(under review)

Google Scholar

de Jong-Gierveld et al., 2006

J. de Jong-Gierveld, T.G. van Tilburg, P.A DykstraLoneliness and social isolation

D. Perlman, A. Vangelisti (Eds.), The Cambridge handbook of personal relationships, Cambridge University Press, Cambridge (2006), pp. 485-500

Google Scholar

Doyle and Barreto, 2019

D.M. Doyle, M. BarretoRacial stigma salience causes loneliness

(2019)

(Manuscript in preparation)

Google Scholar

Dykstra, 2009

P.A. DykstraOlder adult loneliness: Myths and realities

Eur. J. of Ageing, 6 (2009), pp. 91-100

CrossRefView Record in ScopusGoogle Scholar

Griffin, 2010

J. GriffinThe lonely society?

Mental Health Foundation, UK (2010)

Google Scholar

Hawkley and Cacioppo, 2010

L.C. Hawkley, J.T. CacioppoLoneliness Matters: A Theoretical and Empirical Review of Consequences and Mechanisms

Annals of Behavioral Medicine, 40 (2) (2010), pp. 218-227

CrossRefView Record in ScopusGoogle Scholar

Hayes, 2017

A. HayesIntroduction to mediation, moderation, and conditional process analysis: A regression-based approach

The Guilford Press, NY (2017)

Google Scholar

Heu et al., 2018

L.C. Heu, M. van Zomeren, N. HansenLonely alone or lonely together? A cultural-psychological examination of individualism-collectivism and loneliness in five European countries

Pers. & Social Psych. Bull., 45 (2018), pp. 780-793

Google Scholar

HM Government, 2018

HM GovernmentA connected society: A strategy for tackling loneliness

Department for Digital, Culture, Media, and Sport, London, UK (2018)

(uploads/system/uploads/attachment_data/file/750909/6.4882_DCMS_Loneliness_Strategy_web_Update.pdf)

Google Scholar

Hofstede, 1997

G. HofstedeCultures and organizations: Software of the mind

McGraw-Hill, USA (1997)

Google Scholar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz