“Hangi çiçek diğerini ‘sarı açtı’ diye ayıplar?
Hangi kuş, ‘farklı ötünce’ diğerine yasak koyar?
Derisinden, dilinden ötürü
öldürülüyor insanlar.”[1]
Korku toplum olduk. Farklı olandan, ötekileştirdiklerimizden, “bizden olmayan”dan kaygı duyuyor, endişe ediyoruz, korkuyor, nefretle sarsılıyoruz.
Mesela Kürtçe ve onun eğitim dili olması gibi…[2]
“Nasıl” mı?
Mesela “Kürtçe ‘ana dil – resmi dil’ olsun diyenler ayrıcalık istiyor, hak istemiyor. Resmi dil, bütün milletin anlaşabildiği tek ortak dil doğal olarak bir tanedir bu ülkede, o da Türkçedir. Araplar, Lazlar, Rumlar, Boşnaklar vs, ‘biz de istiyoruz ana dilde eğitim’ derse o zaman ne olacak?”[3] sorusu…
Ya da şöyle bir yanıtta: Koç Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Timur Kocaoğlu, anadilin herkesin evinde konuştuğu, evde öğrendiği dil olduğunu bildirdi. Türkiye’de yaşayan çok sayıda insanın çeşitli ana dilleri olduğuna dikkat çekerek açıklayan Doç. Dr. Kocaoğlu, bu bağlamda Kürtçe’nin de “ana dil” kavramı içinde girdiğini belirterek, “Kürtçe’nin Türkçe, İngilizce, Almanca gibi bir yazı dili olmadığı”na dikkat çekti.
Dünya üzerinde 5 bini aşkın anadil olduğunu ancak bunların yaklaşık 2 bininin yazıya sahip olduğunu bildiren Doç. Dr. Kocaoğlu, Türkiye’de bütün Kürtçe lehçelerini konuşan vatandaşların toplamının ise 6 – 12 milyon arasında değiştiğini söyledi. Doç. Dr. Kocaoğlu, “Hangi Kürtçe’yi yayın dili yapacağız? Zazacayı yapsak Kurmançkiler darılacak, Kurmançki yapsak Zazalar darılacak” ifadesindeki gibi…[4]
Ya da 1993’de Süleyman Demirel’in, “Kürtler kendi dillerini konuşabiliyorlar. Konuşmasalardı şimdiye kadar unutmuş olurlardı,”[5] pragmatizmindeki üzere…
Kendilerini her şeye “nizam” veren istasyon amiri ya da sömürgeci nalıncı keseri zannedip, “Osmanlıca”dan söz eden(!)[6] zırva(cı)lara hatırlatılması gereken şudur: Baskılar yerel dilleri çok daha fazla görünür hâle getirir; getirmiştir de!
Kaldı ki her şeyi Türkçe’nin üzerinde tasavvur eden açmaza hatırlatılması gereken bir diğer gerçek de şudur: “Bizlerin en saf, en yalın Türkçe’nin şairi diye bildiğimiz Yunus Emre hakkında 2015 yılında Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde bir doktora tezi hazırlayan Hüsna Kavaklıçeşme Kotan’ın tespitine göne Yunus Emre’nin söz dağarcığının sadece %45’i Türkçe, %35’i Arapça, %15’i Farsça, %5’i Farsça-Arapça melezi, Moğolca ve Yunanca’dır.”[7]
Tam da bu noktada uzun yıllardır anadilinde eğitim talebine, egemenlerin kırmızı görmüş boğa gibi saldırmasının anlamsız ve nafile bir vak’adan başka bir şey olmadığı bir kere daha hatırlatılmalıdır.
* * * * *
Dil; insan(lık)ın, yüzyıllar boyunca oluşturduğu anlamlı sesler ile bu seslerin yazılı olarak ifade edildiği sembollerin oluşturduğu sistematiktir; Jean-Jacques Rousseau, dilin gelişmesinin temelinin, “Bir insanın başka bir insan tarafından, hisseden, düşünen ve kendisine benzeyen bir varlık olarak kabul edilmesine,” dayandığını 1762’de açıkladığı bilim dünyasına hatırlatır:
“Karşısındakine duygularını ve düşüncelerini iletme arzusu ya da ihtiyacı, insana bunun yollarını aratmıştır. Bu yollar ancak bir insanın bir başkası üzerinde olabileceği tek araç olan duyulardan çıkarılabilir. İşte, düşünceyi ifade etmek için duyulur işaretlerin kuruluşu. Dilin mucitleri bu şekilde akıl yürütmüşlerdir ama içgüdü onlara sonucu esinlemiştir.”[8]
Dil kendinizi ifade etmek için -bilincinde olun-olmayın, belirli bir düzen içerisinde- kullandığınız sözcüklerin toplamıdır. Sesler aynı dilin konuşmacılarınca yüklenen anlamların belirli bir dizge dahilinde sıralanarak dile dönüşür. Bu anlamda dil insani, ses ise hayvani bir yetidir. Dil, insan dili aracılığıyla ağızdan, ses ise hayvansal boğazdan ürer. İnsan bağırmasıyla değil, dil yetisi aracılığıyla tanımlanır. Dil aynı zamanda toplumu biçimlendiren bir mücadele alanıdır da.
Bu konuda Theodor Adorno, “Anadil insanın anavatanıdır,” der. İnsanların fiziksel olarak vatanlarından uzak kalsalar bile kendi dillerinde bir tür “ev” bulabildiklerine işaret eder böylece. Ancak bu metaforu milliyetçi bir romantizmle değil, dilin hem düşünsel hem de duygusal barınak işlevi gördüğünü vurgulamak için kullanır.
Martin Heidegger de, “Dil varlığın evidir” derken; Jean Beaufret’nin sorularını yanıtladığı mektupta “varlık, dil ve düşünce arasındaki ilişkiyi” tartışır.
İnsan(lık), dünyayı varlığa getirme ve anlama etkinliğini dil aracılığıyla yapar. Dil yalnızca bir iletişim aracı değil, varlığın açığa çıktığı yerdir. Bu nedenle insan, dil aracılığıyla varlığın evinde oturur; anadil bu sürecin ilk zeminidir.
Dilbilimin kurucusu Ferdinand de Saussure, dili bir kâğıda benzetir. “Düşünce kâğıdın ön yüzü, dil ise arka yüzüdür. Kâğıdın ön yüzünü kestiniz mi, ister istemez arka yüzünü de kesmiş olursunuz. Dilde de durum aynıdır. Ne dil düşünceden ayrılabilir, ne de düşünce dilden” der. Bununla, dil ile düşüncenin kopmaz bir bütün olduğu, insanın, bilgiyi ve hakikâti en güçlü şekilde anadiliyle kavrayabileceğini anlatmaya çalışır. [9]
Hannah Arendt’ten Walter Benjamin’e, Frantz Fanon’dan Jacques Derrida’ya pek çok filozof anadilin, insanın kendini var etmesinde, varlığının anlam kazanabilmesindeki kilit role dikkat çekerken; dilin toplumun düşünce yapısını yansıtan ve pekiştiren bir araç olduğu bir “sır” değil.
* * * * *
Anadili tam da bunun için önemlidir; “Bir dil sadece kelimeler değildir. Bu bir kültür, bir gelenek, bir topluluğun birleşmesi, bir topluluğun ne olduğunu yaratan bütün bir tarih. Hepsi bir dilde somutlaşmış,” ifadesindeki üzere Noam Chomsky’nin.
Sanatın, edebiyatın ve felsefenin amacı varlıkların ve hayatın anlamını açıklamak, dilsiz olan her şeyin sesi olmak ise eğer, doğaya acıların anlatılabilmesi için dil, vazgeçilemezdir.
“Yasaklanan” bir dil ile yaşamdan eksiltir, iletişimi öksüzleştirir. Gerçeklik, sesini duyurabilmek için sınırlanmamış dile muhtaçtır; George Bernard Shaw’ın, “Kendi dilini bilmeyen başka dil öğrenemez”; George Orwell’in, “Düşünce dili çürütürse, dil de düşünceyi çürütebilir,” ifadelerindeki üzere.
Örneğin Kürt dilinin zengin bir tarihi ve kültürel mirasa sahip olduğunu hatırlatmak, Kürtçe’nin sadece bir iletişim aracı olmanın ötesinde bir kimlik ve kültür taşıyıcısı olduğunu da vurgulamak, Kürt dilinin korunması ve geliştirilmesi doğrultusunda farkındalık yaratmak ve bu alandaki çalışmaları teşvik etmek açısından da önem taşır.
Her toplum ve her insan için anadilinin ayrı bir önemi vardır. O, dünyaya gözünü açışından itibaren kişinin bütün ruhsal ve duygusal dünyasının, bilgilerinin oluştuğu ortamdır. Başka bir deyişle: Bir kişi birçok dil biliyor olabilir, ama onun dünyayla ilişki kurmaya başladığı ilk döneminden itibaren kimlik gelişiminin, duygu ve zihin gelişim süreçlerinin temeli anadilidir. Yani kişinin anadili kendisi ve kimliği kadar hayati değerdedir.
Bilim insanları, dili sadece bir iletişim aracı olarak görmez. Çünkü dil aynı zamanda bir düşünme aracıdır da. Bir toplumu, bir halkı bir araya getiren kültürel ve tarihsel bir zenginliktir.
Bir anadilinin yaşatılması, dille birlikte dile bağlı kültürel ve kimlik bazlı değerlerin de yaşatılması ve gelecek nesillere aktarılması için insanların anadillerini serbestçe konuşmaları olmazsa olmaz bir şarttır; fakat bu, yeterli değildir. İnsanların kendi anadilleri üzerinde yetkinliğe sahip olabilmelerinin, dilleriyle yeni değerler üretebilmelerinin sağlanması ancak eğitimle mümkündür.
Sosyal bilimciler ve dil bilimciler, dili bir kültürün içinde varlığını sürdürdüğü bir çevre olarak da yorumluyor. Bir insanın dil edimini nasıl kazandığı biyolojik ve felsefi bir soru olarak varlığını sürdürse de dil insanın en mahrem parçalarından biri olarak görülüyor.
Farklı kültüre dayalı bir kimliğin kendini ifade olanaklarının engellenmesi, doğadan bir rengin silinmesi anlamına gelir. Her türlü kimliğin temel ve zorunlu öğesidir dil. “Dil-kimlik” ilişkisini ünlü tarihçi Fernand Braudel, “Kimlik eşittir dil” özdeşliği olarak kurar.[10]
* * * * *
Gelelim Kürtçe’ye…
Kürt dili hem sözcük dağarcığı hem de dilsel özellikleri itibarıyla Ortadoğu’nun kadim dillerinden biridir. Farsça ile akraba olmasına rağmen, eril-dişil özelliği ve yarı-ergatiflik özelliği ile yeni Farsçadan daha eski yapıları muhafaza etmiştir. Bu dil de diğer bütün diller gibi toplumun zenginliğidir, bu dilin yok olması kimsenin yararına değildir.
Kaldı ki Kürt dili Kürt toplumunun aynasıdır. Onun maddi ve manevi kültürünü içinde barındırır. Aslında bu bütün diller için geçerlidir. Bir toplumu tanımak istediğimizde ilk bakmamız gereken şeylerden biri, dilidir. Çünkü dil o toplumun yaşamı ve karakteristik özellikleri konusunda gerekli bilgileri verir. Toplumun duygu ve düşünceleri dilinde saklıdır.
Kürtçe de diğer bütün diller gibi toplumun zenginliğidir, bu dilin yok olması kimsenin yararına değildir. Herhangi bir dilin yok olması insanlığın kültürel mirasından bir şeylerin eksilmesi, kültürel çoraklaşmamanın yayılması anlamına gelir, buna izin vermemek gerekiyor. İnsanlığı tek dile, tek kültüre mahkûm etmek, yapılabilecek en büyük kötülüktür, bu insanlık suçuna karşı durmak “olmazsa olmaz” görevdir.
Çünkü… ‘Sosyo Politik Saha Araştırmaları Merkezi’nin (SAMER) ‘Türkiye’de Türkçe Dışında Konuşulan Anadillerin Kullanım Düzeyi ile Anadillerine İlişkin Talep ve Eğilimlerine Yönelik Araştırma Raporu’na göre, katılımcıların yüzde 98.7’si ana dilde eğitim talep ediyor.
Araştırmaya katılanların yüzde 45’i Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde, yüzde 20.5’i Doğu Anadolu Bölgesi’nde ve yüzde 16.8’i Marmara Bölgesi’nde ikamet ederken bunlardan yüzde 69.4’ü erkek, yüzde 30.6’sı kadınlardan oluştu. Katılımcıların “Ana diliniz/Lehçeniz Nedir?” sorusuna verdiği yanıtlara göre katılımcıların yüzde 82.8’i “Kurmanci”, yüzde 9.4’ü “Kirmancki/Zazaki”, yüzde 3.3’ü “Kurmanci-Kirmancki/ Zazaki”, yüzde 2.2’si “Arapça”, yüzde 0.9’u “Çerkesçe”, yüzde 0.7’si “Lazca/Gürcüce” ve yüzde 0.5’i diğer (Pomakça, Osetçe, Süryanîce vb.) ana diline sahip olduğunu belirtti.
Yine rapora göre, ana dilin varlığını sürdürmesi önündeki en büyük tehlike olarak katılımcıların yüzde 56.9’u “ana dilde eğitimin olmamasını” gösterdi.[11]
SAMER araştırmasına göre eğitim düzeyi arttıkça anadilini iyi konuşanların oranında düşüş yaşanırken katılımcılar anadilde eğitim istiyor. “Türkiye’de okulların bütün kademelerinde Kürtçenin eğitim dili olmasını ister misiniz?” sorusuna katılımcıların yüzde 97.9’u “Evet” yanıtını verdiği gibi…[12]
* * * * *
Toparlarsak; her dil güzeldir, bir başka evrendir. Bir dili başka bir dil üzerinde baskı unsuru olarak kullanmak, o dile de yapılmış bir haksızlıktır. Zorunlu bir resmi dilin olması gerektiği “iddia”sı da gerici bir tutumdur.
Bu konuda V. İ. Lenin şöyle der: “Zorunlu bir resmi dil ne demektir? Pratikte bu, Rusya nüfusunun azınlığını oluşturan Büyük Rusların dilinin, Rusya’nın tüm diğer nüfusuna dayatılması demektir. Her okulda resmi dilin öğretilmesi zorunlu tutulacaktır. Tüm resmi yazışmalar yerel halkın dilinde değil, resmi dilde yapılmak zorundadır.
Zorunlu resmi dilin gerekliliği, onu savunan taraflarca nasıl haklı gösteriliyor?
Kara Yüzler’in ‘argümanları’ tabii ki kısa ve özdür. Onlar bütün Rus olmayanların, ‘kontrolden çıkmamaları’ için demir sopayla yönetilmeleri gerektiğini söylüyorlar. Rusya bölünemezdir ve tüm halklar Büyük-Rus egemenliğine boyun eğmelidirler, çünkü Rusya’yı kuran ve birleştiren Büyük-Ruslardır. Bu yüzden egemen ulusun dili zorunlu resmi dil olmalıdır. Purişkeviçler, Rusya’daki toplam nüfusun yaklaşık yüzde 60’ı tarafından konuşuluyor olsa bile ‘yerel lehçeler’in bütünüyle yasaklanmasına aldırış etmemektedirler…
Zorunlu resmi dilin, ‘kültür’ün çıkarları için, ‘bir’ ve ‘bölünmez’ Rusya’nın çıkarları için vs. gerekli olduğunu söylüyorlar…
Bizim istemediğimiz şey cebir öğesidir. İnsanları sopayla cennete sürmek istemiyoruz; çünkü ‘kültür’ üzerine istediğiniz kadar güzel laf edin, zorunlu resmi dil cebir içerir, sopa içerir.”[13]
Tekçilik sopasının klasik “Bilinmeyen Dil” zırvasıyla yol almak mümkün değildir!
Coğrafyamızda Türkçe’den çok daha eski tarihlerden beri konuşulan Kürtçe, yasaklı kalması mümkün değildir! Kürt halkı anadilinde eğitim yapamıyor, 90’lara kadar da dilini yazılı olarak kullanamıyordu. 12 Eylül’ün anayasasıyla, Kürtçe konuşmak, şarkı ve türkü söylemek de yasaklı kılındı. Yani devletin resmi ideolojisine göre ne Kürt halkı ne de Kürtçe diye bir şey var. 90’lı yıllardan itibaren Kürtçeye serbestlik tanıyan bazı sınırlı düzenlemeler yapılmışsa da, zihniyet değişmediği için bunların çoğu kâğıt üzerinde kalmış ve keyfi uygulamalarla yasaklar sürdürülmüştür.
T. “C”nin kuruluşundan beri 12 bin 422 köyün adı Kürtçe olduğu veya Kürtçe ifadeler içerdiği için değiştirilmiştir. Kürtlerin yaşadıkları yerlere kendi dillerinde isimler koymaları yasaklanmıştır. Kürt alfabesindeki Q, X, W gibi harflerin kullanılması bile yasakların ihlâl edilmesi olarak görülüyor. Vb’leri, vb’leri…
Kürtçeye dair yasaklar artık komik bir hâle gelmiştir. Kürtçe, Irak’taki federe Kürt devletinin resmi dili ve Irak’ın da ikinci resmi dil iken; hatırlatalım: Kürt sorunu ne kültürel ne de ekonomik bir sorundur. UKTH bağlamında Kürt sorunu politik bir sorundur.
Ve de V. İ. Lenin’in, “Kim ulusların ve dillerin eşitliğini tanımıyor ve savunmuyorsa, kim her türlü ulusal baskı ya da eşitsizliğe karşı savaşmıyorsa, o, Marksist değildir” duruşu temelinde ele alınmalıdır.
Nihayetinde ‘İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ne göre, herkes, anadiliyle eğitim-öğretim yapma, bu yolla anadilini öğrenme ve geliştirme, aynı zamanda anadiliyle bilim, sanat ve yaratma özgürlüğünü kullanma hakkına sahiptir.
Tam da bunun için eşitlikçi-özgürlük temelinde anlaşmakta enternasyonalist ortak bir dil gerektirir. Söz konusu enternasyonalist dayanışma ise ortak yaşam, bilgi, birikim, düş ve tasavvurdur; “Bir dil bulacağız her şeye varan. Bir şeyleri anlatabilen. Böyle dilsiz, böyle düşmanca, böyle bölük pörçük, dolaşmayacağız bu dünyada,” ifadesindeki üzere Yaşar Kemal’in…
Malum Hüseyin Aykol, “Diller bölmez, birleştirir!”[14] demişti, değil mi?
23 Haziran 2026 14:22:51, Muğla.

Akademisyen, antropolog, yazar, çevirmen, aktivist. 1956 yılında İstanbul’da doğdu. Üsküdar Amerikan Kız Lisesi’nden mezun olduktan sonra Fransa’ya giderek, üç yıl süresince Fransa’da dil ve Paris VII ve Paris Üniversitelerinde sosyoloji öğrenimi gördü. Türkiye’ye döndükten sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Antropoloji Bölümü’ne girdi. Mezun oldu. Uzun süre yayıncılık (Havass ve Süreç Yayınları) ve çevirmenlik yapan Özbudun; 1993 yılında, Hacettepe Üniversitesi Antropoloji Bölümü’nde yüksek lisans eğitimi görmeye başladı. 1995 yılında aynı bölümde araştırma görevlisi oldu. Doktorasını da aynı üniversitede verdi. İngilizce, Fransızca ve İspanyolca bilen Özbudun’un çok sayıda çeviri ve telif eseri bulunmaktadır. Telif eserlerinin çoğu Temel demirer ve diğer yazarlarla birlikte kaleme aldığı kolektif çalışmalardır.

Yazar, aktivist. 1954, Kale Mahallesi / Çorum doğumlu. Baba adı Kemal, anne adı Necla’dır. Eserlerinin çoğu Sibel Özbudun ve diğer yazarlarla birlikte kaleme aldığı kolektif çalışmalardır. Kitapları dışında kendisi hakkında yeterli bilgi bulunamayan Temel Demirer, kendisini şöyle anlatır:
“Kendimden söz etmenin pek anlamlı ve “şık” olmadığına inanan biri olarak çok düşündüm… Ne yazacağımı kestiremedim. Ve nihayet şunları diyebilmenin en doğrusu olduğuna karar kıldım… “İnsana ait hiçbir şey bana yabancı değil” diyen(lerden); dünyaya aşağıdan bakan(lardan); kendi kuşağımla müthiş bir serüveni yaşayan(lardan); yaşadıklarımdan asla pişman olmayan(lardan) ve hatta yaşadıklarımı yaşamış olmayı bir onur ve şans addeden(lerden); sevdasız kavga, kavgasız sevda olmaz diyen(lerden); bir afet-i devrana aşık olan(lardan); hâlâ “tek yol devrim” gerçeğine bağlı olan(lardan) ve nihayet “Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek!” diyen(lerin) safındaki sıradan, vasıfsız, herhangi biriyim… Ve nihayet halen “sakıncalı” dedikleri(nden) ve GBT’lerindeyse sabıkalıyım.”
N O T L A R
[1] Charles Bukowski.
[2] Bkz: i) Temel Demirer, “Özgürleşme Dilde Başlar”, Kaldıraç Dergisi, No:188, Mart 2017… ii) Temel Demirer, “Anadili Nefes Almaktır”, Rojnameya Newroz, Mayıs 2020… https://temeldemirer.blogspot.com/2020/05/anadili-nefes-almaktir.html… iii) Temel Demirer, “Abes Bir Tartışma: Dil Meselesi ya da Kürtçe”, Esmer, No: 66, 1 Kasım 2010… iv) Temel Demirer, “Varlığın Vazgeçilemez Aidiyetidir Anadili”, 10 Mart 2024… https://temeldemirer.blogspot.com/2024/03/varligin-vazgecilemez-aidiyetidir.html v) Temel Demirer, “Anadili, Toplumsal Varoluş Meselesidir”, Rojnameya Newroz, Mayıs 2025… https://temeldemirer.blogspot.com/2025/06/anadili-toplumsal-varolus-meselesidir.html vi) Sibel Özbudun, “Dilleri Yitirmemek İçin…”, Güngör Şenkal, Doğu Karadeniz Dilleri Karşılaştırmalı Sözlüğü, Klaros Yay., 2021… vii) Sibel Özbudun, “Be Ziman Jîyan Na Be!”, Esmer Dergisi, No:76, Ocak-Şubat 2013…
[3] Nasuh Mahruki, 21 Eki 2025… https://www.facebook.com/reel/1137495208004447
[4] “Kürtçe Anadil mi, Anadili mi?”, 20 Kasım 2000… https://www.milliyet.com.tr/the-others/kurtce-anadil-mi-anadili-mi-5301694
[5] https://www.facebook.com/photo/?fbid=122285665334074222&set=a.122116685642074222
[6] Osmanlıca diye bir dil yoktur. Osmanlıca, Türkmenlerin Anadolu’ya gelirken yanlarında getirdikleri Türkçe gramer ve kelimeler ile yolda edindikleri Farsça ve daha sonra dini eğilimleri nedeniyle edindikleri Arapça kelimelerin, Arapça alfabesi ile yazılmasıdır. Osmanlıda bir kelime ararken, o kelimenin kökünü ya Türkçe ya Farsça ya da Arapça bir sözlükte aramaya başlarız.
[7] Ayşe Hür, 22 Haziran 2026 https://x.com/HurAyse/status/2069058894253412489?s=20
[8] aktaran: Adnan Binyazar, “Dilsel Aydınlık”, Cumhuriyet, 20 Haziran 2025, s.12.
[9] İlham Bakır, “Anadil Yasağından Başka Ne Ola ki Faşizm”, Yeni Yaşam, 26 Ağustos 2025, s.9.
[10] Hicri İzgören, “Dil Varlığın Evidir”, Yeni Yaşam, 15 Mayıs 2025, s.9.
[11] “Ana Dilde Eğitim Talebi Raporu Yayımlandı”, Birgün, 19 Şubat 2026, s.9.
[12] “Anadilde Eğitim Talebi Artıyor”, Birgün, 18 Ağustos 2025, s.8.
[13] V. İ. Lenin, “Zorunlu Bir Resmi Dil Gerekli midir?”, 18 Ocak 1914… https://marksist.net/ceviriler/zorunlu-bir-resmi-dil-gerekli-midir
[14] Hüseyin Aykol, “Diller Bölmez, Birleştirir!”, Yeni Yaşam, 1 Eylül 2025, s.7.
























