
Savaşlar nadiren tek bir karar veya ani bir saldırı eylemiyle başlar. Çoğu zaman; yıllarca süren ekonomik baskı, siyasi gerilim ve stratejik dengesizliklerden doğar. Günümüzün küresel sisteminde ulusal borç, çatışmaların ne zaman ve neden patlak verdiğini şekillendiren “sessiz” güçlerden biri haline gelmiştir.
Borçlu devletler, alacaklı devletlere finansal olarak gitgide bağımlı hale geldikçe borç; söz konusu ülkenin egemenliğini sınırlar, iç istikrarsızlığı körükler ve jeopolitik davranışını değiştirmesine neden olur. Kağıt üzerinde basit bir “mali yönetim” gibi görünen süreç, gerçekte bir ekonomik baskı işlevi görür ve siyasi seçenekleri daraltarak savaşı düşünülebilir bir ihtimal haline getirir.
Sıfır toplam mantığıyla yönetilen bir dünyada borç artık nötr değildir. O artık bir güçtür; ve bu gücün eşitsiz dağılımı, potansiyel bir şiddete ve savaşa dönüşme eğilimi taşır. Borç artık sadece rakamlardan ibaret değildir; o bir güç, bir bağımlılık ve bazen de bir yıkım hikâyesidir.
Bilanço Tabloları Savaş Alanına Dönüşürse
Savaşlar genellikle ideoloji, milliyetçilik veya güvenlik kaygılarıyla açıklanır. Ancak değerler ve kimlik söyleminin ardında daha soğuk, daha görünmez bir çatışma tetikleyicisi yatar: borç!
Rekabet üzerine yapılandırılmış uluslararası bir sistemde, devlet borcu yalnızca ekonomik olarak devletleri zayıflatmakla kalmaz — devletin stratejik davranışı yeniden şekillendirir, diplomasiyi çarpıtır ve aşırı durumlarda savaşa zemin hazırlayan bir gerekçe haline gelir.
Modern çatışmalar giderek sıfır toplam mantığına göre ilerler. Bu çerçevede, bir ulusun hayatta kalması, büyümesi veya istikrarı, doğrudan başka bir ulusun zararına gerçekleşiyordur. Bir zamanlar ekonomik kalkınma aracı olan borç, bir santaj noktası haline gelir —„alacaklılar tarafından silahlandırılır“ yani borc bir silah haline gelir buna da reel politika denir. Bu, borçlu olan ülke tarafindan korkulur bir durumdur! Bu, iflasın dış çözümle, yani askeri müdahale ile giderilmesini isteyen siyasi elitler tarafından sürekli gündem de tutulur ve olası bir askeri müdahalenin altyapisini olusturur.
Yapısal Bir Kırılganlık Olarak Borç
Ulusal borç, doğası gereğ istikrarsızlaştırıcı bir nitelik tasimaz. Birçok gelişmiş ekonomi, yüksek borç/GSMH oranlarına ragmen rağmen ani bir kriz yaşamaz. Tehlike, borç ve jeopolitik bağımlılığın kesiştiği noktada ortaya çıkar.
Yabancı alacaklılara ağır borçlu olan ülkeler genellikle şu sorunlarla karşı karşıyadır:
- Sınırlı politika özerkliği
- Döviz şoklarına maruz kalma
- Sosyal uyumu erozyona uğratan uzun vadeli kemer sıkma önlemleri
Böyle bir ortamda, hükümetler sınırlı siyasi seçeneklerle karşı karşıya kalır. Sözde iç reformlar (24 Ocak KaralarIarı) acı dolu, dogal olarak popüler olmayan bir hale gelir. Temerrüt ve izolasyon tehdidi yaratır. Uyumlu olmak zayıflık sinyali verir. Kriz dış politika enstrümanı haline getirilir — halkın öfkesini dış bir devlete veya iç bir düsmana yöneltilir.
Tarih, ekonomik kırılganlığın sıklıkla askeri saldırılardan önce geldiğini göstermiştir. Borç mekanik olarak savaşı tetiklemez, ancak savaşın düşünülebilir ve hatta rasyonelleştirilebilir hale geldiği koşulları yaratır. Günümüz dünyasındaki savaş çılgınlığının temelinde işte bu borç krizi yatmaktadır.
Ekonomik Baskıdan Stratejik Düşmanlığa
Borç yapılandırmaları, yaptırımlar ve koşullu krediler sıklıkla teknokratik araçlar olarak sunulur; oysa pratikte bunlar son derece politiktir. Alacaklı devletler veya kurumlar; iş gücü piyasalarını yeniden şekillendiren, kamu iktisadi teşekküllerini özelleştiren veya sosyal güvenlik sistemlerini parçalayan koşullar dayattığında, borçlu devletlerin sosyal dokusu değiştirilmiş olur.
Bu süreç borçlu olan ülkeler açısından ise sadece kurumlara değil, “sistemik alacaklı” olarak algılanan devletlere karşı da bir hoşnutsuzluk üretir. Zamanla ekonomik bağımlılık, stratejik bir aşağılanma olarak yeniden yorumlanır. Sıfır toplamlı bir bakış açısında borcun geri ödenmesi “teslimiyet” anlamına gelirken; direnç göstermek —ekonomik veya askerî— egemenliği geri kazanmakla eş değer görülür. Bu bağlamda borçlu ülke açısından savaş; bir saldırı değil, bir özgürleşme hamlesi olarak yeniden çerçevelenir.
Savaşı Ekonomik Bir Sıfırlama Aracı Olarak Görme Yanılgısı
Siyasi tarih boyunca en tehlikeli mitlerden biri, savaşın ekonomik gerçekliği “sıfırlayabileceği” fikridir. Borçlu devletler, çatışmayı bazen şu amaçlar için bir çıkış yolu olarak düşünürler:
- Borç ödemelerini askıya almak,
- Stratejik kaynakları ele geçirmek,
- Ticaret yollarını kendi lehine yeniden çizmek,
- Pazarlık gücü elde ederek borçları yeniden müzakereye zorlamak.
Bu mantık temelden hatalıdır ancak siyasi açıdan oldukça caziptir. Savaş; borç yükümlülüklerini aksatsa da aynı zamanda üretim kapasitesini yok eder, sermaye kaçışını hızlandırır ve dışa bağımlılığı daha da derinleştirir. Yine de kısa vadeli düşünen veya popülist baskı altındaki liderler; çatışmayı bir “son çare” olarak görüp riske atabilirler.
Bu şekilde borç, sadece ekonomik bir yük olmaktan çıkarak stratejik bir çatışma hızlandırıcısına dönüşür. Irak’ın İran ile yaptığı savaştan sonra Kuveyt’i işgal etmesi, işte tam olarak bu durumun somut bir örneğidir.
Jeopolitik Bir Araç Olarak Borç Diplomasisi
Günümüz küresel düzeni bu riskleri daha da tırmandırmaktadır. Çok kutuplu rekabet yoğunlaştıkça iş birliği yerini bloklaşmaya bırakmakta ve ekonomik ilişkiler giderek bir güvenlik meselesi haline gelmektedir. Bu düzende borç artık nötr bir unsur değildir; aksine siyasi bir yönelim ve stratejik hizalanma sinyali taşır.
Altyapı kredileri, kalkınma finansmanı ve döviz takasları (swap anlaşmaları) artık doğrudan jeopolitik beklentiler içermektedir. Borçlu ülkenin alacaklıya karşı sergilediği uyumsuzluk, cezalandırıcı önlemleri tetikleyebilirken; uyum sağlamak ise ulusal egemenliği kısıtlamaktadır. Borçlu devlet, adeta stratejik bir mengene içine sıkışmış durumdadır.
Böyle bir ortamda, “sıfır toplamlı” düşünce yapısı kök salmaya başlar:
- Nüfuz Rekabeti: Bir güç borç aracılığıyla nüfuz kazandığında, diğeri bunu doğrudan kendi kaybı olarak algılar.
- Pazarlık Gücü: Bir devlet ekonomik bağımlılıktan kurtulduğunda, rakibinin üzerindeki pazarlık gücü zayıflar.
- Çatışma Zemini: Ekonomik ilişkiler artık bir iş birliği aracı değil; çatışma öncesi bir hazırlık zemini olarak yeniden çerçevelenir.
Bu noktada savaş; artık diplomasinin bir çöküşü değil, bizzat “diplomasinin başka araçlarla devamı” (Clausewitz) haline gelir.
Borç ve Dış Politika Söylemleri: İç ve Dış Düşman Algısı
Ulusal borç krizleri, demokratik meşruiyet üzerinde belirgin bir baskı unsuru oluşturmakta ve mali politikalar aracılığıyla toplumsal eşitsizlikleri derinleştirmektedir. Siyasi aktörler, bu toplumsal gerilimi dışa yönelterek sorumluluğu diğer devletlere veya küresel aktörlere yüklemektedir.
Bu noktada iç ve dış düşman algısı, hem iç hem de dış politikayı şekillendiren temel bir söylem olarak öne çıkmaktadır. İç politikada; “düzeni sağlamak”, “anarşiyi ve bölücülüğü önlemek” gerekçeleriyle kısıtlamalar ve yasaklar uygulanmakta; grevler yasaklanmakta ve ücret artışları sınırlandırılmaktadır. Bu baskıcı önlemler, sözde ülkeyi iç ve dış tehditlere karşı korumak amacıyla meşrulaştırılmaktadır.
Günümüzde bu strateji; ABD, Avrupa ve Türkiye’de açık bir biçimde gözlemlenmektedir. Avrupa’da Rusya’nın olası müdahalesi sık sık vurgulanırken; ABD’de ise geçmişte bizzat kendileri tarafından desteklenen yapılar, ABD’nin küresel politikalarına direnç gösteren devletlere karşı “demokrasi ve insan hakları” maskesi altında birer dış politika aracı olarak kullanılmaktadır.
Suriye bu yaklaşımın en güncel örneklerinden biriyken, İran bir sonraki potansiyel hedef olarak değerlendirilmektedir. Bu durum; ABD gibi kronik borç batağına saplanmış ancak hâlâ yüksek askerî kapasiteye sahip bir devletin, uluslararası alanda yaratabileceği stratejik risklerin ne denli büyük olduğunu gözler önüne sermektedir.
Sıfır Toplamlı (Zero-Sum) Tuzağını Kırmak
Borç savaşı tetikleyebiliyorsa, çatışmayı önlemek uluslararası sistemde borcun işlevinin yeniden düşünülmesini gerektirir. Bu; sorumluluğu tamamen silmek veya mali disiplinden vazgeçmek anlamına gelmez; ancak kalıcı borçluluğun, stratejik ve yapısal bir istikrarsızlık biçimi olduğunu günümüz dünyasında bizzat tecrübe ediyoruz (Örneğin AB ve ABD örneklerinde olduğu gibi).
Sürdürülebilir barış şunları gerektirir:
- Adil ve şeffaf yeniden yapılandırma mekanizmaları,
- Ekonomik politikaların jeopolitik zorlamalardan korunması,
- Borç hafifletmeyi bir “lütuf” değil, “önleyici bir tedbir” olarak ele alan küresel çerçevelerin oluşturulması.
Ancak IMF ve Dünya Bankası’nın kuruluşlarından bugüne üstlendikleri işlevler, tam tersi bir yöndedir. Bu satırların yazarı ve bir ekonomist olarak; IMF kapısına gidip de hem ekonomik hem de siyasal istikrara kavuşan bir ülke bilmiyorum; buna Türkiye de dâhildir.
Bu bağlamda en önemlisi, “sıfır toplam” varsayımını reddetmektir. Refah sınırlı bir kaynak, istikrar ise bir ödün değildir. Devletler; borç ödeme ile egemenlik arasında bir seçim yapmaya zorlandığında, savaş rasyonel —ancak felaket getirici— bir seçenek haline gelir.
Ve Bilanço ve Sayılar Savaş Hikâyelerine Dönüştüğünde
Borç genellikle soyut terimlerle; yüzdeler, oranlar ve tahminler üzerinden tartışılır. Ancak gerçek dünyada borç çok daha büyük hikâyeler anlatır: Güç, bağımlılık, aşağılanma ve direniş… Bu hikâyeler “sıfır toplam” mantığı çerçevesinde sunulduğunda, sonuç yıkıcı olur!
Savaşlar bilanço tablolarında başlamaz; ama bilanço tabloları, giderek hangi savaşların mümkün olacağını belirler.
Eğer uluslararası toplum borcu nötr bir finansal araç olarak görmeye ve çatışmanın erken sinyallerini yanlış okumaya devam ederse; savaş başlayıp ilk kurşun atıldığında, o soğuk sayılar ve bilançolar çoktan geri dönülemez büyük bir felaketi beraberinde getirmiş olacaktır

Turan Altuner, uluslararası ağırlıklı iktisat, uluslararası işletme yönetimi, kültürlerarası iletişim, kültür antropolojisi ve endüstri işletmeciliği okudu. İşletmeci, danışman ve kültürlerarası iletişim koçu olarak çalıştı. İlgi alanları ekonomi, uluslararası ilişkiler ve kültürlerarası iletişimdir.
Kaynakca
IMF – Sovereign Debt and Global Stability
https://www.imf.org/en/Topics/sovereign-debt
Authoritative overview of how sovereign debt affects global financial and political stability.
World Bank – Debt Vulnerabilities in Developing Economies
https://www.worldbank.org/en/topic/debt
Explains debt dependency, restructuring, and systemic risk.
Foreign Affairs – Economics and the Causes of War
https://www.foreignaffairs.com/topics/economics
Respected journal reinforcing the economic–conflict nexus.
Bericht über die Entwicklungzusammenarbeit.https://www.oecd.org/en/topics/development-co-operation.html



































