
Emekli ABD Albayı Douglas Macgregor’dan Stratejik Bir Uyarı
Orta Doğu’da gerilim artmaya devam ederken, büyük bölgesel güçleri içine alabilecek daha geniş çaplı bir çatışma ihtimali giderek daha ciddi bir endişe haline geliyor. Askerî analistler, diplomatlar ve politika yapıcılar özellikle Iran, Israel ve Amerika Birlesik Devletleri arasındaki gelişmeleri yakından takip ediyor. Sertleşen siyasi söylemler ve askeri hazırlıklar, krizin daha da tırmanabileceği yönündeki korkuları artırıyor.
Bu konuda uyarıda bulunan isimlerden biri de emekli ABD Kara Kuvvetleri albayı ve eski Pentagon danışmanı Douglas Macgregor. Macgregor’a göre olası bir çatışmanın en tehlikeli aşaması henüz yaşanmamış olabilir. Yakın zamanda verdiği bir röportajda Macgregor, Washington’daki birçok karar vericinin İran’la olası bir savaşın stratejik gerçeklerini yanlış değerlendirdiğini ve İran devletinin dayanıklılığını küçümsediğini savundu.
Macgregor’un uyarısı yalnızca askeri kapasiteyle ilgili değil; aynı zamanda bölgesel bir gerilimin uzun ve istikrarsızlaştırıcı bir savaşa dönüşmesine yol açabilecek daha geniş stratejik dinamiklerle ilgili.
İran’ın Stratejik Konumunun Yanlış Anlaşılması
Macgregor’a göre Batı’daki stratejik düşüncenin en büyük yanılgılarından biri, İran’ın askeri baskı yoluyla hızlı bir şekilde zayıflatılabileceği ya da istikrarsızlaştırılabileceği varsayımıdır. Modern savaşta çoğu zaman hassas saldırılar ve liderlik yapısını hedef alan operasyonlar ön plana çıkarılsa da, Macgregor bu tür stratejilerin çoğu zaman beklenen siyasi sonuçları üretmediğini savunuyor.
Tarihsel olarak, liderleri hedef alarak devletleri zayıflatma girişimleri çoğu zaman başarısız olmuştur. Liderler ortadan kaldırıldığında yerlerine hızla yenileri gelir. Hatta bazı durumlarda bu yeni liderler daha yetenekli ve daha kararlı olabilir.
Macgregor’a göre bu durum günümüz İran‘i için de geçerli olacaktır. Dışarıdan gelen askeri saldırılar İran’ı zayıflatmak yerine muhtemelen toplumun yönetim etrafında daha güçlü biçimde kenetlenmesine yol açacaktır. Güçlü ulusal kimlik, tarihsel dayanıklılık ve dış müdahalelere karşı uzun bir direniş geleneği olan Iran, ülke içindeki birlik duygusunu güçlendirebilir.
Başka bir ifadeyle, İran’da hızlı bir siyasi değişimi askeri güçle dayatma girişimi beklenenin tam tersini doğurabilir.
Strateji Olarak Hayatta Kalmak
Macgregor’un analizinin merkezinde İran’ın stratejik hedeflerinin potansiyel rakiplerinden temelde farklı olduğu düşüncesi yer alıyor. Batılı hükümetler genellikle zaferi belirleyici askeri sonuçlar veya siyasi dönüşümler üzerinden tanımlarken, İran’ın hedefi çok daha basit olabilir.
Tahran için hayatta kalmak başlı başına bir zafer anlamına gelebilir.
Küresel hakimiyet arayan bir süper güçten farklı olarak İran’ın ABD’yi askeri olarak yenmesi gerekmiyor. İran devleti ayakta kalır, egemenliğini korur ve işleyen bir devlet olarak varlığını sürdürürse, bu sonucu stratejik başarı olarak görebilir.
Bu durum, İran’a karşı askeri baskı uygulamak isteyen ülkeler için önemli bir stratejik zorluk yaratır. Bir taraf yalnızca dayanmayı hedeflerken diğer taraf belirleyici sonuçlar arıyorsa, stratejik dengeler çok daha karmaşık hale gelir.
Hayatta kalma stratejisine sahip devletlere karşı yürütülen savaşlar çoğu zaman uzun ve belirsiz mücadelelere dönüşebilir.
Bölgedeki ABD Güçlerinin Kırılganlığı
Macgregor’un dikkat çektiği bir diğer konu ise Orta Doğu’da konuşlanmış Amerikan askeri güçlerinin kırılganlığıdır. ABD bölgede önemli bir askeri varlığa sahiptir; Irak, Suriye ve çeşitli Körfez ülkelerinde birçok üs bulunmaktadır. Bu üsler terörle mücadele operasyonlarından bölgesel güvenlik görevlerine kadar geniş bir faaliyet yelpazesini destekler.
Ancak bu üslerin önemli bir kısmı İran’ın füze ve insansız hava araçlarının menzili içindedir.
İran uzun yıllardır teknolojik açıdan daha güçlü rakiplere karşı asimetrik askeri kapasite geliştirmeye odaklanmıştır. Batılı ordularla birebir uçak veya gemi sayısıyla rekabet etmek yerine İran; füze sistemleri, insansız araçlar ve bölgesel ortaklıklar üzerine yoğunlaşmıştır.
Geniş çaplı bir savaş durumunda bu kapasite İran’a bölge genelindeki Amerikan üslerini ve lojistik merkezlerini hedef alma imkânı verebilir. Macgregor’a göre bu kadar geniş bir coğrafyadaki tüm üsleri aynı anda savunmak son derece zor olacaktır.
Yakın sularda görev yapan deniz kuvvetleri de benzer risklerle karşı karşıya kalabilir. Kıyı bölgelerine yerleştirilen füze sistemleri veya müttefik ağları üzerinden konuşlandırılan silahlar gemiler ve tedarik hatları için tehdit oluşturabilir.
Nükleer Tesisleri Vurmanın Zorluğu
İran’ın nükleer programı uzun süredir bölgedeki gerilimin en önemli unsurlarından biridir. Bazı uzmanlar gelişmiş bunker-buster (sığınak delici) bombaların yer altındaki tesisleri yok edebileceğini savunurken, diğerleri bu tesislerin çok derinde ve güçlü biçimde korunmuş olduğunu düşünmektedir.
Macgregor’a göre askeri uzmanlar arasında bile bu konuda ciddi görüş ayrılıkları vardır.
İran yıllardır hava saldırılarına dayanabilecek şekilde tasarlanmış yer altı altyapısına yatırım yapmaktadır. Dağların altına yerleştirilmiş veya kalın beton katmanlarıyla korunmuş tesisler en gelişmiş silahlar için bile büyük zorluk oluşturur.
Eğer saldırılar bu tesisleri yok etmeyi başaramazsa sonuçlar daha da tehlikeli olabilir. Nükleer tehdidi ortadan kaldırmak yerine başarısız bir saldırı İran’ın programını hızlandırabilir ve aynı zamanda geniş çaplı askeri misillemeleri tetikleyebilir.
Siyasi Söylem ile Askeri Gerçeklik Arasındaki Fark
Macgregor ayrıca siyasi söylem ile savaşın gerçekleri arasındaki farkı da eleştiriyor. Siyasi liderler genellikle teknolojik üstünlükten, hassas silahlardan ve hızlı zaferlerden söz ederler. Ancak büyük ölçekli savaşlar çoğu zaman bu iyimser tahminlere uymaz.
Modern savaş devasa lojistik kaynaklar gerektirir. Silahların üretilmesi, taşınması ve sürekli olarak yenilenmesi gerekir. Uzun süren çatışmalarda mühimmat stokları hızla tükenebilir ve tedarik zincirleri ciddi baskı altında kalabilir.
Macgregor’a göre politika yapıcılar potansiyel savaşları değerlendirirken bu gerçekleri çoğu zaman yeterince dikkate almaz.
Geçmiş Savaşlardan Alınacak Dersler
Macgregor değerlendirmesinde geçmiş Amerikan savaşlarına da atıfta bulunuyor. Soğuk Savaş döneminde ve sonrasında birçok askeri müdahale, tehditlerin ABD’ye ulaşmadan önce yurt dışında durdurulması gerektiği argümanıyla savunulmuştu.
Benzer söylemler Vietnam Savaşı sırasında da kullanılmıştı. O dönemde çatışma daha büyük jeopolitik sonuçları önlemek için gerekli bir adım olarak sunulmuştu.
Ancak tarih bu tür savaşların çoğu zaman beklenmedik yönlere evrildiğini göstermiştir.
Tırmanma Riski
Macgregor’un en büyük endişesi çatışmanın hızla tırmanma ihtimalidir. Savaşlar nadiren başlangıçtaki sınırlar içinde kalır. Askeri operasyonlar başladıktan sonra yeni aktörler ve beklenmedik gelişmeler çatışmayı hızla büyütebilir.
Füze saldırıları, misillemeler ve bölgesel istikrarsızlık başka ülkeleri de çatışmanın içine çekebilir. Ticaret yolları, enerji altyapısı ve sivil nüfus da bu süreçten etkilenebilir.
Orta Doğu küresel enerji sisteminde kritik bir konuma sahiptir. Büyük bir savaş petrol piyasalarını, deniz ticaretini ve küresel ekonomiyi ciddi şekilde etkileyebilir.
İhtiyatlı Bir Uyarı
Sonuç olarak Macgregor’un değerlendirmesi kesin bir tahminden ziyade güçlü bir uyarı niteliğindedir. Ona göre Orta Doğu’daki mevcut gerilim, birçok kişinin düşündüğünden çok daha karmaşık ve tehlikeli bir çatışmaya dönüşebilir.
Macgregor, İran’ın baskı karşısında kolayca geri adım atmayacağını ve egemenliğini korumak için uzun süre direnmeye hazır olduğunu düşünüyor.
Eğer bu değerlendirme doğruysa, İran’ın bölgedeki konumunu köklü biçimde değiştirmeyi hedefleyen herhangi bir savaş uzun ve belirsiz sonuçlara sahip bir mücadeleye dönüşebilir.
Bu nedenle Macgregor’un mesajı nettir: İran’la olası bir savaşın stratejik gerçekleri çoğu kişinin düşündüğünden çok daha zordur ve gerilim tırmanmaya devam ederse krizin en tehlikeli bölümü hâlâ önümüzde olabilir.
Albay Douglas Macgregor Kimdir?

Douglas Abbott Macgregor (d. 4 Ocak 1953), emekli ABD Ordusu albayı, yazar ve siyasi yorumcudur. Körfez Savaşı’nda tank muharebelerinde liderlik yaptı ve 1999 NATO Yugoslavya bombardımanının planlamasında görev aldı. 1997’de yayımladığı Breaking the Phalanx ile ABD Ordusu’nda reform çağrısında bulundu.
2004’te emekli olduktan sonra siyasi ve savunma alanlarında aktif kaldı. 2020’de Donald Trump onu Almanya büyükelçisi olarak aday gösterdi ancak Senato engelledi; aynı yıl geçici savunma bakanına danışman olarak atandı. Trump ayrıca onu ABD Askerî Akademisi yönetim kuruluna atadı, ancak atama 2021’de Joe Biden tarafından iptal edildi.
Macgregor, uluslararası konularda yaptığı yorumlarla tanınır; Ukrayna, göçmenler ve mültecileri, ABD dış politikasındaki diğer önceliklere göre daha düşük öncelikli görmesiyle bilinir.







































