
Son günlerde memleketimizde kültürel bir hava esiyor. Dizisi çekilen kitaplara eklenen Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi hakkında sosyal medyada, gazetelerde ve dergilerde fikirlerin , eleştirilerin bolca ortaya sunulduğunu görüyoruz.
Kitabı okuyanların, kitap ve film karşılaştırması yapmalarını, okumayanların kitabı merak etmesini, Orhan Pamuk edebiyatını yakından takip edenlerin onun diğer kitaplarından da bahsetmesini keyifle izliyoruz. Televizyonun düzeysiz programları ya da rating için seviyeyi gitgide düşürdükleri dizileri ile uyuşmuş beynimize Masumiyet Müzesi çok da iyi geldi, tam zamanında geldi.
Aşk formülü olmayan bir duygu. Aşkla kurulan ilişkilerin de standart bir formu yok. Hissedilişi ve yaşanışı kişiden kişiye değişen bu duygunun bir normu yok. Geldiğinde ya göze alıp yaşanır, ya da mantıklı kararlara doğru yol alınır. Aşık insanda mantık kalırsa tabii! Masumiyet Müzesi’ne bu gözle bakınca, bence Kemal takıntı derecesinde aşık bir erkek, ancak Füsun da cemiyette kendine yer edinmeye çalışan, annesi tarafından bunun için bilinçli bir şekilde yönlendirilen hırslı bir kız.
Benim için mantığı temsil eden kişi, Kemal’in annesi ve bu anne oğlunu nazikçe anne-kıza karşı uyarır, onların Kemal’i bir şekilde oynattıklarını ima eder. Kemal öyle bir aşkın içinde kaybolur ki, mantığa dair hiçbir şey sergileyemez, kendi hayal dünyasında oluşturduğu aşk nehrinde sürüklenir, ancak bundan da kendince zevk alır.
Birçoğumuzun bildiği gibi aşk sonsuza kadar süren yüksek bir duygu olmadığı için, Kemal bu haz veren ve onu tamamlamayan duyguyu nesnelerle sabitlemek, zamanı durdurmak, hislerinin derin olduğu anları hatırlayarak tatmin olmak için Füsun’a ve ona ait anlara ait nesneleri toplamaya başlıyor…
Topladığı bir müze açtıracak kadar sayısız sigara izmariti, Füsun’un kelebek formlu küpelerinin bir eşi, kırmızı ruju, TV üzerindeki biblo köpekler, mutfaktaki tuzluklar olarak uzar gider bu nesneler… Müzeye ben henüz gitmedim, ancak romanını 30’lu yaşlarımın başında kendimi kaptırarak okuduğum, takıntılı da olsa o aşkı ilgiyle takip ettiğim hikayenin müzeleştirilmesi bana çok cazip gelmişti. Çünkü yazarın detaylı betimlemelerinin kafamda canlandırdığı dünya somutlaşıyordu. Belki bu bir pazarlama taktiğidir bilemiyorum; kitap, müze ve dizi derken, bir hikaye tarafından tüketicinin etrafı sarılmış oluyor, ancak edebiyata dair bir ürün olduğu için bu beni çok da rahatsız etmiyor.
Müzeden sonra sadece nesnelerin değil, karakterlerin de somutlaştırılması bu hikâyeyi seven bizleri ya da onunla yeni tanışanları, toplanan, biriktirilen nesneler dünyasına bir adım yaklaştırdı. Bazı TV kanallarında istifçilerin evlerini görürüz; içine girilmeyecek derecede dolmuş odalar ve televizyondan bize ulaşacak kokular olur.
Diziden izlediğimiz kadarıyla Kemal o boyutta değil ve her şeyi de toplamıyor, sadece sevdiğine ve onunla olan anlara ait nesneleri topluyor, ancak psikiyatristlik bir kondisyonu olan takıntılı bir istifçi nasıl toplardı, ona da bir bakmak lazım. Burada değinmek istediğim, biz seyirciler acaba hiç kendimize sorduk mu, sevdiğimiz insanlara ve anlara ait eşyaları saklayıp saklamadığımızı.
Hepimizde biraz yok mu bu acaba? Mesela çocuğunuzun ilk patiği, sevgilinizden aldığınız ilk mektup, unutmak istemediğiniz bir konserin, tiyatronun ya da filmin bileti, muhteşem bir tatilin uçak bileti, dedenizden kalan tespihi… Bence biz hepimiz güzel anların huzuruna, sıcaklığına ve hissettirdiği yüksek olumlu duygulara tutunmak için bir şeyler saklıyor, sonraki aşamalarda biriktiriyoruz. Günlük hayatın can sıkıcı ritmi ve olaylarının bize nefes aldırmadığı zamanlarsa “Eskiden her şey daha güzeldi” dediğimizde bile, elimizde nesne olmasa bile o anın hissettirdiklerine tutunmak istiyoruz.
Tarkan konserinin gidenlere ve gitmeyenlere, onu ve şarkılarını seven herkese ortak geçmişimizden bize uzanan, güzel hisleri hatırlatan güçlü nefese tutunmak istediğimiz gibi. İşte Kemal de içinde bulunduğu cemiyet hayatına, içinde doğduğu aileye değil de, Füsun’un hayali, onunla olan anları hatırlatan eşyalara tutunarak rahatlıyor ve huzur buluyor.
İnsanların kendilerini iyi hissetmek için bulduğu savunma mekanizmaları farklı farklıdır ve bu onlardan birisi, ancak hem kişisel hem de toplumsal olarak ilerlemek, şu an ve gelecek odaklı yaşamak, iç dünyamızı daha olumlu yaşamak istiyorsak, geçmişle ve onun sıcaklığını bize hatırlatan nesnelerle ilişkimizi düzeyli bir şekilde tutmalıyız. Bu düşünceyle, haydi, ben çekmecelere bakmaya gidiyorum!

Pagogische Hochschule Heidelberg, Johann Wolfgang Üniversitesi Frankfurt, Europa Universitesi Flensburg’ta çokdilli çocukların dil gelişimi ve dil bozuklukları hakkındaki projelerde araştırma görevlisi olarak bulunmuştur. Daha sonra Applied Sciences Frankfurt Üniversitesi’nde Almanya’daki üçüncü nesil Türkçe konuşan üniversite öğrencilerine anadillerindeki akademik becerilerini geliştirmeleri için Anadilciler İçin Türkçe dersini vermiştir. Aynı zamanda Johann Wolfgang Goethe Üniversitesi’nde Eğitim Fakültesi Özel Eğitim Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak çalışmıştır. Şu an Ege Üniversitesi Yabancı Diller Yüksekokulu’nda öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır. Göç Türkçesinde Özgül Dil Bozukluğunu Ölçme adlı konuda doktorasına Pädagogische Hochschule Heidelberg’te devam etmektedir. Yurtdışı Türkler ve Akrabalar Topluluğu’nun Türkçe Ödülleri kapsamında jüri ödülü alan şiiri Kök Gök’ün de içinde bulunduğu Lal Rüyalar isimli kendisine ait şiirleri amatörce sunduğu bir şiir bloğu vardır.






































