
İspanya Çalışma Bakanı Yolanda Díaz, kapitalizmin ortaya çıkışından bu yana bir türlü kurtulamadığı bir eleştiri olan ‘Komünist Manifesto’nun kalıcı geçerliliği hakkında Yazdı.
Temel bir eserin yeni bir baskısını ve çevirisini yayınlamak, orijinal metin ve yazarıyla diyaloğu canlı tutmanın bir yoludur. Bu özellikle de Komünist Manifesto gibi çağdaş dünya için tartışmalı olduğu kadar temel olan bir eser için geçerlidir. Yeni İspanyolca baskıyı gözden geçirirken, iki ana çizgi uyarınca böyle bir diyaloğu teşvik etmeye çalıştım.
İlk olarak, çeviriye yaklaşırken, önceki çevirilerin anlamaya nasıl yardımcı veya engel olduğunu düşünmem ve belirli terimlerin (popüler kültüre çoktan nüfuz etmiş olsalar bile) revize edilmesi gerekip gerekmediğini sormam gerekiyordu. Bu, orijinal metne ve onun geçmişteki çevirmenlerine derin bir saygı göstermeyi ve kitabın temel kavramlarını tartışmamıza ve derinlemesine düşünmemize yardımcı olabilecek, daha doğru olsun ya da olmasın yeni çözümler üretmeye gelince de cüretkar olmayı gerektirir.
İkinci olarak, metne bir dizi yanıt da içeren yeni baskıyla, çeşitli modern düşünürlerin Manifesto ile ilişki kuracakları bir alan yaratmaya çalıştım. Amacım genel bir okuyucu kitlesine yönelik bir basım üretmek olduğundan, akademik uzmanlara değil, farklı bakış açılarından ve ideolojik konumlardan bize kitabın onlar için ne anlama geldiğini söyleyebilecek yazarlara, düşünürlere ve kamusal figürlere baktım. Bu anlamda, şu anki Çalışma Bakanı ve İspanya Başbakan Yardımcısı Yolanda Díaz cömertçe davranarak, aşağıda okuyacağınız önsözü yazdığı için şanslıyım.
İngilizce konuşan bir okuyucu kitlesi için, bu basımın, siyasi sağın Frankocu diktatörlüğü açıkça kınamayı reddettiği ve kendi saflarındaki birçok kişinin sosyalizmi faşizmle ve Manifesto’yu Mein Kampf (Kavgam) ile eşitlediği bir İspanya’da yayınlandığını belirtmek önemlidir. Bu ideolojik manipülasyon bağlamında, Yolanda Díaz’ın sözleri hem aydınlatıcı hem de ilham verici.
— José Ovejero, editör ve çevirmen
Karl Marx’ın düşüncesi, tarihin rüzgârlarına silinmez mürekkeple yazılmış gibi görünüyor. Bu düşünce, ekonomik ve sosyal krizler bağlamında, tüm açıklığı ve düşünmeyi teşvik etme yeteneği ile her zaman yeniden ortaya çıkıyor. Kapitalist üretim mekanizmalarına ilişkin görüşleri, dünyamızın karşı karşıya olduğu başlıca sorunlara ışık tutmaya devam ediyor. Her şeyden önce, bir sosyal teorisyen olarak Marx, burjuva sınıfının ve kapitalizmin ideolojik yapısını sarsıp, savlarını ve öne sürdükleri tuzak argümanları tarumar etmeyi—böylece onların egemen olma kabiliyetlerine karşı çıkmayı—başardı.
Galiçya’da, bir tarlayı veya tarım arazisini çevreleyen fiziksel sınırları karanlığın örtüsü altında değiştirmeye yönelik çok kötü niyetli bir uygulamaya atıfta bulunmak için ‘sınırları kaydırmak’ ifadesini kullanırız. Bazen bu işaretler artık mevcut değildir: mülkü sınırlayan taş, ağaç veya küçük dere çoktan ortadan kaybolmuş veya kurumuştur. Ancak sınırın atalara uzanan bu bilgisi, neredeyse farkında olmadan kolektif bilinçin bir parçası olarak sözlü bellekte varlığını sürdürür.
Komünist Manifesto‘da Marx ve Engels, Batı düşüncesini çevreleyen görünmez sınırları değiştirdiler, üstelik bunu açıkça ve tüm dünyanın gözleri önünde yaptılar. Birlikte, umutlu, devrimci bir ruhla, gelenekleri bozan ve atalardan kalma adaletsizlikleri topa tutan yeni bir tartışma başlattılar.
Marx, ortadan kaldırılmasına yardım ettiği dilin kendisine karşı kullanılmasıyla sürekli karikatürize edildi ve basitleştirildi. Örneğin, Almanca orijinali üzerine yıllar boyunca yapılan çeviriler, tezinin tam özüne tekabül etmeyen “proletarya diktatörlüğü” gibi deyimler ve klişeler kullanmıştır. Zaman zaman, onun ve Engels’in kullandığı metaforlar ima ettikleri kategorileri gölgede bıraktı.
Komünist Manifesto bir siyasi propaganda metnidir ve bu unutulmaması gereken bir şeydir. Yine de edebi ruhu sarsıcıdır. İki arkadaşın dört eliyle ortaya çıkardığı, yargıları ve arzularının iç içe geçtiği açık, iddialı bir üsluba sahiptir. Yalnızca ortak sesi nedeniyle değil, aynı zamanda insanlığa ve işçi sınıflarına açık mektup olarak yazıldığı için de kardeşçe bir metindir.
Marx birkaç dil konuşuyordu ve düzenli olarak Homeros, Shakespeare ve Cervantes’in yanı sıra Dante’yi de okuyordu. Engels’le paylaştığı bir tutku olan İlahi Komedya‘nın pasajlarını eksiksiz olarak ezbere okuyabiliyordu. Engels, Komünist Manifesto‘nun Şubat 1893’teki İtalyanca baskısının önsözünde, “İtalya bize proleter çağın doğuşunu ilan edecek yeni bir Dante sunacak mı?” diye sorar. Marx ayrıca Balzac’ın insan ruhunun derinliklerini ve çağın toplumsal dönüşümlerini keşfetme yeteneğine de hayrandı.
Marx’ın damadı Paul Lafargue (“Tembellik Hakkı” adlı vizyoner denemenin yazarı), bir keresinde, yaşlı Karl’ın, Marx’ın kendisini mucizevi bir şekilde yansıttığını fark ettiği Balzac’ın Gizli Başyapıtı‘na olan hayranlığından bahsetmiştir. Lafargue şöyle der: “Bu eserde parlak bir ressam, nesneleri tam olarak zihninde yansıdığı gibi yeniden üretme arzusuyla o kadar yanar tutuşur ki, resmini tekrar tekrar parlatır ve rötuşlar yapar, ta ki en sonunda biçimsiz bir renk kitlesi yarattığı görülür. Ama yine de resim onun yorgunluktan kızarmış gözleri için gerçeğin en mükemmel reprodüksiyonunu temsil etmektedir.”
Belki de bugün Komünist Manifesto‘yu okurken ona bu bakış açısıyla, yani sürekli büyüme ve dönüşüm içindeki bir yapıt olarak yaklaşmalıyız. Kendi mantığına bağlı, sabit, tek renkli bir dogma olmaktan ziyade, dünyaya ve onun nesnelerine dair görüşümüzü tekrar tekrar cilalamamıza ve rötuşlamamıza izin veren, kesin olduğu kadar bulanık, yorumlayıcı bir anahtar olarak görülebilir.
Bu bakımdan Komünist Manifesto, zamana karşı meydan okumak üzere doğmuş, gerçekliği yakalamayı ve aynı zamanda onu dönüştürmeyi başaran o büyülü ve tükenmez kitaplardan biridir. Marx ve Engels’in çalışmalarının dönüştürücü doğasının ya da en azından komünizm ve devrimci bir ideal adına ebedi gerçekleri altüst etmeye ve gerçek bir demokrasiyi fethetmeye kararlı olan denkleminin öngörülemez değişkenliğinin farkında olduklarına inanıyorum. Bu, aynı zamanda, bu kitapta da yer alan uluslararası basımların çeşitli girişlerinde de yansıtılmaktadır: çeşitli alt metinler ve yan metinler içinde gizlenmiş bir dizi Matruşka.
Metinleri bu yeni baskıya dahil edilen Marta Sanz, Wendy Lynne Lee, José Saramago, Santiago Alba Rico, Iván de la Nuez ve José Ovejero gibi isimlere derin saygım ve hayranlığım göz önüne alındığında, bu yorumlayıcı geleneğe kendi önsözümle eklemek sadece bir sorumluluk değil, aynı zamanda bir gurur kaynağıdır.
1872’de, [PSOE kurucusu] Pablo Iglesias’ın da işbirliği yaptığı haftalık bir dergi olan La Emancipacion de Madrid‘in editörü José Mesa y Leompart, İspanya’da yayınlanan Komünist Manifesto’nun ilk çevirisini gözden gecirdi. Bu çeviri doğrudan Almanca orijinalinden alınmamıştı ve Manifesto‘yu dilimize aktarmak için Fransızca ve İngilizce baskılara dayanıyordu.
El Socialista‘nın Madrid’deki Calle Hernán Cortés’deki yazı işleri de, 1886’da İspanya’da Komünist Manifesto’nun ilk baskılarından birinin yayınlanmasına tanıklık etti. Bu bina artık yok ve Calle Fuencarral’a dik dar sokakta eylemi anımsatacak hiç bir şey bulunmuyor. Böyle bir anıyı sahiplenmek siyasi bir görevdir, ancak anlaşıldığı kadarıyla, hafıza kaybı yaşayan ve belediye yetkilileri [İç Savaş dönemi] sosyalisti Francisco Largo Caballero’nun bir anıtını kamuya açık bir sokaktan kaldırmakta tereddüt etmeyen bir başkentte bu olanaksız.
Elden ele uçuşan, bir kumaşın üzerinde, iş elbisesinin altında ya da bir eteğin kıvrımlarında altın gibi saklanan ilk kopyaları, kağıt sayfalarını düşünmek insanı duygulandırıyor. Sonuçta umutları bizimkiyle aynı olduğu için, bugün hala bizim mücadele azmimizi körüklemesi gereken kadın ve erkeklerin göz bebeklerine ve kalplerine kazınmış sözler.
Walter Benjamin, ’şu anın’- kıyıdan uzakta, onu göremediğiniz yerde şekillenen ve sonunda ayaklarımızın altındaki kayalarda kırılan büyük bir dalga gibi – geçmişin şimdiki zamanla çarpıştığı ve onun içinde yeniden yüzeye çıktığı o belirli an olduğunu ileri sürer. Burada ve şimdi.
Bu anlamda Manifesto‘nun yeni baskısı, İspanya Komünist Partisi’nin yüzüncü yıl kutlamalarıyla aynı zamana denk gelerek, hem bir hatırlatma hem de kurtuluş eylemi işlevi görüyor. 1921’de kurulan PCE, zorlu varlığı boyunca acı çekecekti: savaşlar, baskı, sürgün ve onlarca yıllık gizlice örgütlenme.
Bütün bu zaman boyunca Komünist Manifesto, programatik karakterini küresel ekonomik krizleri ve büyük devrimleriyle yüzyılın temposuna göre geliştirmeye devam etti. Farklı mutasyonlarıyla süregelen kapitalizm, kendisini oluşturan gerçekliği yutmaya, bozmaya ve parçalamaya hazır olmakla birlikte, Marx’ın teorilerinden ve bu metinlerin dönüştürücü gücünden asla kaçamadı. Komunist Manifesto, günümüzde bize şifrelenmiş ütopyalardan bahseden, demokrasiyi, özgürlüğü tutkulu bir sekilde, dün olduğu gibi bugün de savunan bir kitap.
José Ovejero’nun düzenlenmiş ‘Komünist Manifesto’ koleksiyonu ve seçilmiş yorumlar, Galaxia Gutenberg’den İspanyolca olarak edinilebilir.

Yolanda Díaz, İspanya Çalışma – Sosyal Ekonomi Bakanı ve İspanya Başbakan Yardımcısıdır.

Çevirmen Eoghan Gilmartin, Tribune ve Jacobin için İspanyol siyasetini izleyen bir yazar ve çevirmendir.
Bu makale Tribune’da yayınlanan İngilizce orijinalinden Türkçeye çevrilmiştir.
Çeviren: Irmak Gümüşbaş





































