
“Kişinin uyanık olması için gözlerinin açık olması yeterli değildir.”[1]
Faşist diktatör Salazar’ın Portekiz’deki yönetimi “fado (müzik), fatima (din), futbol” yani 3F ile tanımlıydı. “Futbol olmasaydı Portekiz’i bir dakika bile yönetemezdim” diyen O, 41 yıllık iktidarını neye borçlu olduğunu açıkça itiraf edip, bir halkı kontrol etmenin üç ana damardan geçtiğinin altını çiziyordu.[2]
Bugünlerde de geçerliliğini koruyan saptama için Eric Cantona’nın, “Futbol kültürün bir parçası. Kimi tiyatroya gitmeyi, resim yapmayı sever, kimi maç seyretmeyi… Kimi opera hayrandır, en güzel operaları görebilmek için seyahat eder, kimi de futbola tutkundur. Benim gözümde futbol bir sanat. Esas sefalet, hiçbir tutkusu olmayan, hiçbir şey için heyecan duymayan insanlarınki. Futbol hayranı birinin en azından onu yaşatan bir şeyi var. Tuttuğu takım kaybettiğinde ağlar, kazandığında mutlu olur. Bir müziksever gibi hakiki hisleri yaşar. Sinemada, resim sergisinde, konserde ya da statta hepimizin aradığı şey aynı: Bizi sarsacak güçlü duygular,” tespitine “Evet” demek mümkün değildir.
Çünkü futbol sadece futbol değildir; “Günümüzde spor, bir oyun değil. Sporcular da oyuncu değiller. Spora damgasını vuran burjuva rekabet ideolojisi onu metalaştırmış, sporcuları da spor işçisi konumuna sokmuştur. Mahallede oynadığımız futbolla, kurumsallaşmış organizasyona girdiğimizde yaptığımız iş aynı şey değil,” diye hatırlatan Metin Kurt sonuna kadar haklıdır.
HATIRLATALIM!
Futbol manipülatif bir illüzyon aygıtıdır.
Malum: İllüzyon, yanılsama üzerinden yapılan bir kurgudur. Gerçek bir nesnenin duyular üzerindeki izlenimlerinin yanlış değerlendirilmesidir; algı manipülasyonuna kapı açar.
Algı manipülasyonu yanılsamaya neden olur. Yapılanların hedef kitle üzerinde yarattığı etki, gerçeklerin yanlış değerlendirilmesini sağlar. Hedeflenen kitleyi istenilen bir amaç ve fikir üzerinden ikna ederek yanıltır. Nesnel gerçekliğin silikleştirilmesi ve kamuoyunu etkilemesine yol açar. Yalan ile gerçeği birbirinin içine geçirip çarpıtır.
Tıpkı futbolda olduğu ve görüldüğü gibi…
Kolay mı?
Stadyumlar, modern toplumların en canlı ritüel alanlarıdır. Burada milyonlarca insan, bir araya gelerek coşku, aidiyet ve kolektif kimlik duygusu yaşar. Ancak bu alanlar, aynı zamanda bastırılmış öfkelerin, ayrımcı eğilimlerin ve toplumsal yaraların en çıplak şekilde dışa vurulduğu mekânlar hâline gelebilir. Stadyumlar; faşizmin beslendiği mekânlardır da.
Örneğin 16 Aralık 2025’teki Somaspor-Bursaspor maçında, Bursaspor taraftarının Leyla Zana’ya yönelik küfürlü/ hakaret dolu tezahüratları, toplumun derinlerinde kök salmış ırkçı damarı ifşa etti. “Kötülüğün sıradanlığı” kavramını hatırlattı. Nefret söylemi, kitlesel bir eylemle normalleştirmek isteyerek, bireysel sorumluluğu ortadan kaldırır ve toplumu zehirler.
Sistemin ideolojisinden beslenenler, “öteki” olarak kodladığı kesimleri aşağılayıp, hegemonyalarını pekiştiriyorlar. Stadyumlar, ırkçı söylemin megafonu oluyor.
Bunlar tesadüfi değildir. Bursaspor taraftarlarının daha önce Amedspor maçlarında taşlı sopalı saldırılar düzenlemesi, “Beyaz Toros” gibi 1990’ların karanlık dönemini çağrıştıran pankartlar açması, süreklilik arz eden ırkçılığın göstergesidir.
Olayın ardından kimi tribünlerde “Anlayan anladı,” gibi tezahüratlar, nefretin devam ettiğini gösteriyor. Benzer sloganlar, Rizespor veya diğer maçlarda da atılmıştır. Zafer Partisi lideri Ümit Özdağ’ın, Uludağ Gazoz içtiği videoyla taraftar gruplarını etiketleyip dolaylı destek vermesi, bu rüzgârı siyasi alana taşımanın çarpıcı örneklerindendir.
“İyi de nasıl” mı?
Kapitalizm futbolu bir oyun olma özelliğinden çıkartıp, ekonomik düzeyde işleyen bir endüstriye dönüştürürken, kapitalist sömürü futbola egemen olmuştur.
Böylece futbolun geldiği nokta bakımından; araçsallaştırılıp bir aparat hâline getirilmesi takımları ve taraftarları da etkiliyor.
Kaldı ki futbolun kültürel, toplumsal, sınıfsal özelliklerini görmezden gelmek mümkün değil; “Spor,[3] içinde yapıldığı toplumun belli bir andaki durumunu yansıtan, tüm çelişkileri, kötülükleri, olumlu ve olumsuz yönleriyle sergileyen bir ayna”[4] olarak önem taşımaktadır.
O hâlde burada durup Langston Hughes’un, “Yönetemez bir insanı hiç kimse/ O insanın rızası alınmadan,” ifadesindeki “futbol hakikâti”nin altını ısrarla çizmek, “futbol güzellemeleri”ne karşı tavır almak, “olmazsa olmaz”dır. Epiktetos’un, “Felsefe her anın sonsuz değerine dikkat etmektir.” “Felsefe, ne olursa olsun yapmaya zorlandığımız ödevlerde cılızlığımızı ve bilgisizliğimizi anlamak ile başlar,” ifadesindeki üzere…
“NEDİR” Mİ?
Günümüzde spor, kitle iletişim araçlarının da desteğiyle ekonomik açıdan oldukça kazançlı bir pazarlama aracı olarak ticarete dâhil edilmiş ve endüstrileşmiştir. Artık futbolu sadece 90 dakikalık bir maç üzerinden değerlendirmek doğru olmaz. Popüler kültürün bir enstrümanı olması nedeniyle kitlesel çekiciliği, futbolu oyun olmanın ötesinde bir kültür endüstrisi hâline getirmiştir. Futbolun endüstrileşmesi sonucunda oluşan “rant” kurgusu, ticarete dayalı bir oyun fenomenine ihtiyaç duyar.
Bu da kitlelerin, kendi istekleri dışında sektörün taleplerini karşılayan tüketiciler hâline getirilmesine neden olmuştur. Bu noktada futbolun üretim şekli, kapitalist sistemin talepleri doğrultusunda iktidarlar tarafından yeniden biçimlendirilmiştir.
Futbolun diğer ekonomik sektörlerle ve paydaşlarla girdiği ticari ilişkilerin değer kazanması, kapitalist sistem ilişkileri içinde yerini almasını kolaylaştırmıştır. Kulüplerin şirketleşerek borsada yerlerini alması, oyunun asıl üreticileri olan futbolcuların da bu ticari dönüşümden bilerek ya da bilmeyerek etkilenmelerini kaçınılmaz kılmıştır. Bu süreçte oyuncunun değeri yalnızca asist, gol, pas gibi yeteneğini temsil eden faktörlerle değil; bilet ve ürün sattırabilme, reklam ve sponsorluk geliri sağlama gibi sermayeyi artıran unsurlarla da belirlenerek bir meta hâline getirilmiştir.[5]
Futbolun sermaye biriktiren kültür endüstrisi ürünü hâline gelmesi, onun ticari-siyasi-sosyal bakımından rolünün artmasına ve medyanın futbolla daha çok ilgilenmesine yol açmıştır. Futbol olayının şimdiki zaman süreci içerisinde faaliyette olması, televizyon karşısında izleyenlerine bu kültür ürününün elemanı yaparak anlık gerçeklik sunması bakımından ve bunu seçici gerçeklik aracılığıyla milyonlarca-spor seyircisinin zihinlerindeki sportif anlam şekillerinin oluşturulmasına da neden olmuştur.
Futbolun ticari ürün olarak metalaşması, futbolu bir oyun olma özelliğinden çıkartıp, ekonomik düzeyde işleyen bir “mal” hâline dönüştürmüştür. Bunun sonucunda ise, kapitalist düzenin değerleri futbol alanında egemen olmuş ve futbolu biçimlendirmeye başlamıştır. Hâliyle buna uygun başkanların seçilmesine de neden oldu…
Futbolda metalaşmanın en büyük etkisi; taraftarları müşteri yapılarının oluşması ve kapitalist eylemlerin meydana getirilmesi ile futbolun dönüştürülmeye başlanmasıdır. Hâliyle, bu yapılarla birlikte oyuncu ve takımları arasındaki ilişkiler de değişti. Bu metalaşma, siyasetin işbirliği ile öncelikle takım sahiplerini-bizde ise başkanlarını değiştirdi. Ve menajerlerin ticaretini hâkim kıldı. Futbolcuların transfer olanakları ve maaşları artış göstererek, bu endüstriye tamamen eklemlendi ve böylelikle önemli bir ekonomik değer yaratılmış oldu. Oyuncular, alınıp satılan birer meta hâline getirilirken-yapılan transferler adeta bir “rant” kurgusuna dönüştü.
Örneğin toplam borçları 55 milyar TL olan üç büyük kulübün, hiçbir sistematik kurguya sahip olmayan takım yapılanmasına güç katmak için Orkun’a 55 milyon avro, Abraham’a 41,5 milyon avro, Osimhen’e 150 milyon avro ve Duran’a kiralık bir yıllık 20 milyon avro vermelerine müşteriler-taraftarlar şuursuzca destek vermektedir. Bu sistemin başarısıdır.
Futbol, toplumsal ilişkilerin toplamından türeyen sosyal olarak kodlanmış bir fenomendir.
Futbol, toplumsal eşitsizliğin ve ona eşlik eden ideolojilerin yeniden üretildiği bir alandır.
Futbol, artık bir spor dalı olmanın çok ötesinde iktidarın siyasi-kültürel-ekonomik bir nesnesi hâline bürünmüştür. Metalaşan taraftarlar da şuursuzca bunu satın almaktadır.[6]
Malum üzere futbolun popülerliği onun geniş halk kitlelerine hitap etmesine neden olurken; siyasetin olmadığı bir futbol ve futbolun olmadığı bir siyasi yapı düşünülemez. Aslında ikisi de birbirine mahkûmdur. Futbolun otorite, istisna, kaynak, ayrıcalık ve imtiyaz talepleri için siyasal desteğe ihtiyacı vardır. Futbol, iktidarın ve kapitalist üretim ilişkilerinin yeniden imalatını sağlamak için kullanılmaktadır.[7]
Böylelikle de kapitalizmin egemenliğinde süren postmodern yapı, tüketim-çıkar stratejisi üzerinden oluşturduğu toplulukları birer sanal kabile hâline dönüştürdü.
Spor-futbol kulüpleri de bu sanal kabile yönetimi üzerinden taraftarı da kontrol altına alarak istenileni yaptırma dürtüsünün duygusal sömürüsüne maruz kaldı. Böylelikle de her spor-futbol kulübü birer kabile özelliği kazandı.[8]
Evet futbol, hukuksuzluk üzerinden-anti demokratik hegemonyanın üretildiği alanlardan birisi hâline getirilerek ekonomik, siyasal, ideolojik ve özellikle de kültürel amaçlarını üretmeye yönelik örgütlü etkinlikler sayesinde, bilhassa-toplumsal bir parçalanma ile kavramların içini boşaltarak sistemin kitleleri daha kolay denetim altına alınmasını sağlama amacı içine sokulmuştu.
Televizyon başta olmak üzere-kitle iletişim araçları vasıtasıyla popüler kültür üretilir. Kitle iletişim araçlarının küreselliği popüler kültürün de küresel bir hâl almasını sağlar. Bu küresel tüketim endüstrisinin elde ettiği milyarlarca dolarlık sermayenin el değiştirmesi ile futbol, çokuluslu sermayenin çıkarlarına onay üreten ve kapitalist bilinç üreten bir kültür endüstrisi ürünü hâline getirilmiştir.
Kültür endüstrisi ürünü hâline getirilen futbol, artık sermaye birikimini sağlayarak üretimin gerçekleştiği statlar ve özellikle 1990 sonrası televizyon ve dijital platformlar aracılığıyla endüstrileşme sürecini tamamlar. Futbol kulübü; bonservis satışı, sponsorluk, reklam ve medya, bahis ve naklen yayın gelirlerinden ticari kazanç elde etmektedir. Taraftar artık tüketici konumuna getirilerek kulübün sattığı her ürünü kayıtsız şartsız alan ve her hâl ve şartta kulübüne para harcayan müşteriye dönüşmüştür.
Futbol, sömürüsü sisteminin bir parçası olarak modern kapitalist toplumun küçük bir aparatı hâline gelmiştir. Futbol içindeki her etkileşim, kapitalist üretim tarzının yeniden üretilmesine yönlendirilmektedir. Hâliyle, egemen ideoloji mevcut statükoya süreklilik kazandırabilmek için toplum içindeki kendi alanına-kendi dışındaki etki alanına ve kültürel alanın her noktasını ele geçirebilecek bir hükmetme yöntemi kullanmaktadır.
Futbolun hitap gücü kendini aşabilecek kadar içeriğe sahiptir. Bu nedenle siyasetin olmadığı bir futbol düşünülemez. Futbol da siyasete mahkûmdur. 1990 sonrası televizyon gelirleri ile ortaya çıkan sermaye birikiminin kabarttığı iştah futbolun otorite, kaynak, kolaylık, kayırma ve imtiyaz için siyasal desteğe ihtiyacını ortaya çıkardı. Bu ayrıcalıkları kazanmak isteyen yöneticiler ve diğer çıkar grupları politikacılarla ilişki içine geçtiler. Siyaset de bu ayrıcalıklar üzerinden kendine alan açarak, popülist politikalarla oy almak, toplumu sosyal, ekonomik ya da siyasi sorunlardan uzak tutmak ve iktidarını korumak için futbolu topraklama aracı olarak kullanmaya başladı.
Özellikle Franco’nun Real Madrid’i ve Salazar’ın Benfica’sı dönemi gibi-bazı takımların derin (!) ilişkiler neticesinde siyasetin etkileme ve propaganda alanı olması ve takımların bu süreçten dolayı şampiyon olması haksız rekabetten çok hukuksuzluk üzerine verilmiş ayrıcalıkları içerir. Aynı ayrıcalıklarla takımların siyasetin-iktidarın kararlarıyla liglerden küme düşürülmemeleri-İstanbulspor’un ve Adana Demirspor’un sahadan çekilmeleri kadar-futbola zarar verecek etik olmayan bir etkiye sahiptir. Oy için küme düşmelerin kaldırılmasının tek karşılığı futbolu araçsallaştırarak siyasetin hizmetine girmesinin sağlanmasıdır. Bu yöntem 1980 darbesi sonrası Turgut Özal dönemiyle başladı ve hâlâ devam etmektedir.
Futbolun popülaritesi ve endüstrileşmesi, siyasetle birlikte çıkar gruplarının ve mafya tipi örgütlenmelerin de bu alana girmelerine neden oldu. Futbol endüstrisi kendi içinde yolsuzluk, vergi kaçakçılığı, kara-para aklama ve karaborsa bilet de üretmeye başladı. En önemli kazanç ise, sermaye birikimini kulübün kendi kaynakları vasıtasıyla kazanması sonucunda, yönetime gelmek ve bu kaynağı menajerlerle kullanarak dışarıya adeta bir servet transferi gerçekleştirerek mutlu bir azınlık yaratmak temel hedef hâline gelmiştir.
Çıkar grupları artık şikeli maçları kurgulayarak hayata geçirmesinin dışında, daha büyük ve kontrolsüz güç hâline gelen bahisleri manipüle edilerek ciddi bir rant elde etmektedirler. Futbol son yıllarda milyarlarca dolarlık bir ekonomiye ulaşan bahis oyunlarının ve hâliyle şikenin kaynağı olarak görülmektedir.[9]
Tüm bunları mümkün kılan ise futbol ile siyasetin aleni olarak doğrudan ilişki içinde olmasıdır. Futbol toplumsal etki gücü ve bir “rant” organizasyonu olması nedeniyle hiçbir zaman siyasi gelişmelerden soyutlanamaz. Gerçek, futbolun egemenlerin-iktidarın elinde bir meşruiyet aracı olarak kitleleri kontrol altında tutan-alan bir uyuşturucu olduğudur. Futbolun, toplumsal ilişkileri yeniden üreterek, düzenin sürdürülmesinde önemli bir rol üstlendiği açıktır. Futbol ayrıca, insanlar için bir kaçış, bir topraklama aracı olarak da ciddi bir mekanizmadır. Milyonlarca insan için futbol, yaşamanın gündelik sıkıntılarından kaçışı sağladığı için-siyaset de bundan hem nemalanır hem de bu süreci yönetir.
Futbol, kültür endüstrisinin bir ürünü olarak sermaye birikimi sağlamasından dolayı ve kitleleri oyalama-eğlendirme biçimi nedeniyle, en temelde, kitlelerin eleştirel donanımlarını pasifize ederken, onları kapitalizmin egemenliğine yerleştirir. Futbol bu yönüyle; basit bir oyundan öte, tarafların boyun eğmelerini sağlayan ve her hafta yenilenen bir ritüeldir.
Toplumsal yapı içindeki sınıfların tüketimden ve üretimden gelen güçlerini kullanarak isteklerini alma eylemlerinin aksine, TFF-tüm kurullarıyla ve kulüpler siyasetin etki alnında kalarak kullanışlı aparat hâline gelmiştir.
Mehmet Ağar ve Mesut Yılmaz ile başlayan ilişkiler silsilesi, artık siyasetle birlikte tavır alacak boyuta gelmiştir…
Siyasetin oyuncağı hâline gelmiş olan futbol, araçsallaştırılıp günlük politikalar üzerinden güncellenerek kullanılmaktadır. Her iktidar bu enstrümana sahip olmak ister ve olur. Etki gücünün büyüklüğü ve toplumsal etkisi, adeta onu siyaset lehine bir savunma mekanizması hâline getirmektedir. Statların iktidarların panteonları hâline getirmek temel amaçken, bazen de o panteonlar muhalefetin örgütlenme ve savunma cephesi hâline gelebilmektedir.[10]
SORUMLU KAPİTALİZMDİR!
Küresel eşitsizliğin tarihi boyutlara ulaştığı ve en zengin yüzde 0.001’lik azınlığın insanlığın en yoksul yarısının toplam servetinin üç katını elinde tuttuğu[11] tabloda futbol da kapitalizmin eseridir!
Futbolun tam bir ticari faaliyete dönüştüğü ve kazanmanın sadece puan değil aynı zamanda büyük miktarda para getirdiği günümüzde, endüstriyel futbol düzeninin bir parçası olan herhangi bir kulübün kendisini mevcut ortamdan soyutlaması ve temiz kalması mümkün olabilir mi?
Kulüpler artık tamamen yönetici kimliğiyle boy gösteren sermayedarların, patronların eline geçmiş ve onların kendi aralarındaki çıkar, rant, prestij, ego, kibir mücadelesinin aracı hâline gelmiş durumunda…[12]
Diğerlerini karalayan, aşağılayan, suçlayan söylemlerle taraftarları kışkırtarak üstünlük elde etmeye çalışmak mevcut futbol düzeninin en tipik stratejisi. Ve ne yazık ki taraftar kimliğini her şeyin önünde gören milyonlarca kişi de spor kültürüyle hiçbir ilgisi olmayan bu ahlâksız stratejinin, anlamsız çekişmenin ve çirkefleşen rekabetin sürükleyicisi oluyor.
Hangi kulüp kendi çapında, yetki, makam, güç sahibi kişilerle kurulan çıkar ilişkilerinin yanı sıra lobi, medya ve taraftar gücünü kullanarak avantaj sağlamaya çalışmıyor ki?
Bu gerçek ortadayken kulüpler hakkında “temizlik” bağlamında söylenecek en anlamlı söz, “Al birini, vur birine” olabilir ancak.
Bir de fanatik taraftarlıklarına gerekçe/haklılık yaratmak üzere, tuttukları takıma, “halkın takımı”, “emekçilerin takımı”, “devrimcilerin takımı” gibi etiketler yapıştıranlar var ki bu kişilerin durumu da oldukça vahim…
Hiçbir kulüp halkın, emekçilerin, devrimcilerin falan değil. Olamaz da…
Halkın ezici çoğunluğu o kulübün yıllık aidatını verip kulübe üye bile olamaz.
En çok taraftara sahip olan ve “büyük” olarak anılan bütün kulüplerin yönetim kurulları, sömürücü sınıfın önde gelen sermayedarlarından, patronlarından oluşuyor. Kulüplerin yönetim politikalarını da elbette onlar belirliyor.
Ve bu politikaların, emeğiyle geçinen insanların isteği, beklentisi, çıkarı göz önüne alınarak değil, “Kulübe nasıl daha çok para kazandırırız?” motivasyonuyla belirlendiğini söylemeye gerek var mı? Ki bu motivasyon sonucu ortaya konan pratikler doğaldır ki emekçilerin çıkarı ve beklentisiyle asla uyuşmaz.
Taraftar kimliğiyle zamanlarının ve enerjilerinin önemli kısmını birbirleriyle dalaşmaya ayıranlar artık bu gerçeği fark etmeli ve futbolun bir nefret unsuruna dönüşmesine yol vermekten kaçınmalılar…
Metin Kurt’un, “Fanatik taraftar olmak, patronların yanında olmak anlamına gelir” sözünü hiç unutmamak lazım…[13]
Yeri geldi bir kere daha hatırlatalım: “Sosyalist kimliklerine rağmen başkanlarına toz kondurmayanlar ve ‘ne alâkâsı var ya’cılar ne söylerse söylesin, spor kulübü sahipliği/ yöneticiliği burjuvazi için her şeyin ötesinde politik bir araç, bir kalkandır. Meselenin Koç’la ya da Fenerbahçe’yle sınırlı olmadığını söylemeye gerek yok. Bugün en büyüğünden en küçüğüne Türkiye’deki tüm kulüplerin tamamı para babası olan yöneticileri bu işi karşılıksız yapmıyor. Milyonların sevdası olan kulüplerde edindikleri koltuklar onlara her türlü kapıyı açarken çeşitli dokunulmazlıklar da sağlıyor. İş hayatındaki acımasızlıklarını, haksızlıklarını gizleyebilme konforu bunlardan biri.”[14]
Albert Einstein, “Dünya, kötülük yapanlar yüzünden değil, seyirci kalıp hiçbir şey yapmayanlar yüzünden tehlikelidir,” uyarısı eşliğinde hatırlayalım: Futbol asla futbol değildir!
ÇARPICI VERİLER
Olduğu gibi, aktarıyorum…
i) Dünyadaki futbol kulüplerinin 2023 yazında yaptığı transfer harcaması, 7.36 milyar dolarla rekor düzeye ulaştı. Bu rakam 2019’daki 5.8 milyar dolarlık transfer rakamını geçerek tarihin en çok para harcanan transfer yazı oldu![15]
ii) FIFA, 2023’te gerçekleşen uluslararası transferlere ilişkin raporunu açıkladı. 2023’de uluslararası transferde rekor sayıda, 74 bin 386 imza atılırken, kulüplerin bonservislere ödediği 9.63 milyar dolar da bir başka rekor oldu. Ülkeler bazında Türkiye, 260 milyon dolarla 9. sırada yer aldı![16]
iii) 2022 mali verilerine göre Avrupalı kulüplerin finansman giderleri, 2019’a göre yüzde 18’lik artış kaydedip 563 milyon Avro’ya ulaştı![17]
iv) Futbol endüstrisinde konuşulan yüksek ücretler de gündemlerde yer aldı. Bellingham ve Mbappe’nin 180 milyon Avro’ya ulaşan değerleri, 2023’de rekor sayılabilecek bir kontrata imza atarak yıllık 221 milyon dolara Suudi Arabistan’da top koşturan Ronaldo ilk akla gelen örnekler. Tabii ki böylesine yüksek sayılar sırf futbolda değil, diğer branşlarda da görülüyor![18]
v) ‘Kulüplerin Kamuyu Aydınlatma Platformu’ (KAP) verilerine göre, ‘Dört büyükler’ 10 sezonda bonservis/ futbolcu/ antrenör ücret giderleri için 3 milyar 533 milyon Avro harcadı. 2024 sezonunda salt bonservis ve futbolcu/ antrenör ücretlerine Fenerbahçe 160.2 milyon Avro, Galatasaray 152.7 milyon Avro harcayarak rekor giderlere ulaştı. Beşiktaş’ın 90.1 milyon Avro yükümlülük altına girdiği sezonda. Trabzonspor’un kasasından 84.1 milyon Avro çıktı![19]
vi) 4 büyük kulübü Galatasaray, Beşiktaş, Fenerbahçe ve Trabzonspor’un Kamuyu Aydınlatma Platformu’na (KAP) gönderdiği bildirimler neticesinde-Kasım 2024’te açıklanan rakamlarda toplam borçlarının 41.1 milyar TL’yi (yaklaşık 1.14 milyar Avro) aştığı görüldü![20]
vii) FİFA, 2025 Nisan’ında Konyaspor, Antalyaspor, Ankaragücü, Karagümrük, Ümraniyespor, Bursaspor ve Altay’a 3’er dönem, Kayserispor’a da borç ödeninceye kadar transfer yasağı cezası verdi. Aralarında kapatılan ya da amatöre düşenler de dahil toplam 22 Türk kulübünün transfer yasağı cezaları devam ediyor.[21]
viii) Sermaye Piyasası Kurulu’nun verdiği onay ve yetkiyle Borsa İstanbul’da işlem gören 4 kulüp önemli tutarlarda bedelli sermaye artırımına yöneldi. Sermaye artırımı kulüplerce yatırım ve büyüme amaçlı olmaktan çok borçların ödenmesi, öz kaynak açıklarının kapatılması, zararların karşılanabilmesi, mali yapının güçlendirilmesi gibi risk yönetimi politikaları doğrultusunda finansal amaçlar için gerçekleştirilmekte. Kulüp yönetsel hatalarına makro ekonomik olumsuzluklar da eklendiğinde bedelli sermaye artırımına gitmek kaçınılmaz sonuç olarak karşımıza çıkıyor. 4 kulüp halka arz edildiklerinden bu yana (2002-2025) 16 kez bedelli sermaye artırımına giderek toplam 18.9 milyar TL bedelli sermaye artırımı gerçekleştirdi. En fazla bedelli sermaye artırımı yapan kulüp 7.475 milyon TL ile Trabzonspor oldu![22]
ix) UEFA’nın 2023 Avrupa kulüp finansman ve yatırım raporunun ortaya çıkardığı acı gerçek. 20 kulübün 18’i net öz sermayede zarar etti, bu da Süper Lig’i Avrupa’nın zirvesine taşıdı! Süper Lig’deki 18 kulüp, toplam 814 milyon Avro net öz sermaye zararı verirken, Beşiktaş, Trabzon, G. Saray ve F.Bahçe, mali performans bakımından Avrupa’nın en kötü 10 takımı arasında![23]
x) UEFA’nın ‘Avrupa Kulüp Finansman ve Yatırım Raporu’nda, Avrupa’da birçok kulübün “sürdürülemez” durumda olan futbolcu maaşlarını kontrol altında tutmaya çalıştığını açıklarken, Süper Lig’de kulüp gelirlerinin yüzde 88’inin futbolcu maaşlarına gittiğini duyurdu. Raporda Türkiye kulüplerinin gelirinin yüzde 88’inin futbolcu maaşlarına gittiği vurgulandı. Ayrıca kulüplerin 2023’deki futbolcu maaşlarının toplam 405 milyon Avro olduğu kaydedildi. İlaveten Süper Lig kulüplerinin 2023’de toplam 219 milyon Avro vergi öncesi zarar açıkladığı belirtildi![24]
Chuang Tzu’nun, “Kurbağa kendi bataklığından çıkmaya niyetli değilken, ben ona nasıl okyanustan söz edebilirim,” vurgusu eşliğinde şimdi bir kere daha soralım: Veriler (ya da sermaye hareketleri) böyleyken; nasıl halkın takımı olunabilir?!
TÜRK(İYE) FUTBOLU
Bilgin Gökberk’in, “Futbol tarikat gibi yönetiliyor,”[25] notunu düştüğü coğrafyamızda TFF 1. Lig’de Eyüpspor 7 Nisan 2024’de Altay’ı 4-1 mağlup ederek Süper Lige çıktı. Maçı tribünde izleyenler arasında adı birçok faili meçhule karışmış eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar da bulunuyordu. Takımın teknik direktörü Arda Turan’la kurduğu yakın ilişki de herkesçe biliniyordu.[26]
Yani demem odur ki, futbol ile siyaset iç içe geçti.[27]
Siyaset; popüler bir alandan popülist politikalarla oy almak, toplumu sosyal, ekonomik ya da siyasi sorunlardan uzak tutmak ve egemenliğini korumak/ geliştirmek için futbola ihtiyaç duyar.[28] Statlardaki kitlenin enerjisinden faydalanmaya çalışır, kitleden destek ve prestij sağlamayı umar. Futbol aracılığıyla mesajlar vermek ve futbolun sempatisini kullanmak pek çok politikacının tercihi olmuştur.[29]
Bunlara ek olarak, yukarıda da vurguladığım üzere futbol sermaye birikimi ve bunun sonucunda servet transferi sağlayabilen bir kültür endüstrisi ürünüdür. Özellikle servet transferinin etkisiyle siyasetten mafyaya ve tüm çıkar gruplarına kadar her yapının etki alanına girmiştir. Ekonomik bir olgu olan futbol, egemen güçlerin bir parçası hâline gelmesinden dolayı şike ve bahis oyunlarının etkisi altında mali açıdan çıkar gruplarına hizmet eder.
Özetle futbol; ekonomik, siyasal ve ideolojik özellikleri açısından kapitalizme hizmet ederken, ‘kitle kültürü’ amaçlarını hedef aldığı için, bu amaca yönelik örgütlü etkinlikler bütünlüğünü de organize eder.[30]
Tüm bu özellikleriyle futbol bir araçtır… Rant kurgusu üzerine politikalar üreten bir ticari mekanizmadır. Kapitalist üretim ilişkilerinin gelişmeye başlaması sonucu tüm üretim ilişkileri metalaştırılmaya, şirketleştirilmeye ve kâr amacına hitap eden sömürüye yönelmiştir. Futbol, popülerliğinin sağladığı etki sayesinde, kendisini tüketmeye hazır milyarlarca insanı-seyirciyi içinde barındıracak güce sahiptir. Bundan dolayı, egemen yapının kontrol alanına girerek, özellikle küreselleşmenin başladığı 1980’lerden sonra krize yönelen kapitalist dünya ekonomisi için ekonomik krizi aşma aparatlardan birisi olmuştur.
Türkiye’deki siyasiler, 1980’lerden beri iktidarlarını devam ettirmek, oy potansiyellerini arttırmak ve siyasi rant sağlamak için yıllarca futbolu propaganda ve örgütlenme aracı olarak kullanmayı başarmışlardır. Siyasilerin verdiği ekonomik ve siyasi güç nedeniyle de kulüpler siyaseti kullanarak bu imkânlardan sonuna kadar faydalanmadan geri kalmamışlardır. Bu durum Türkiye’de futbolu siyasetin bir aparatı hâline getirmiştir. Futbol sermaye birikimi sağlayan bir kültür endüstrisi ürünüdür. Bu nedenle insanlara başka bir hayat yaşatır. İnsanın hiç gereksinim duymayacağı alanlara yönlendirir. En can alıcı noktası ise onları iktidarla uzlaştırarak kapitalist tahakkümün sağlanmasına yardımcı olur. Ve manipülasyonun işlemesi için denetimsiz-kontrolsüz bir alan ikram eder. Biraz örneklerden gidersek anlaşılması daha kolay olur.
2024-2025 sezonunda Süper Lig takımları 158 futbolcuyla sözleşme imzalamış. Bu imzalama sürecinde 101 futbolcu yurt dışından, 57 futbolcu yurt içinden transfer olmuş. Bu futbolcuların çoğu yabancı. Süper Ligdeki tüm kulüplerin futbolcu almak için harcadıkları para 65 milyon 820 bin Avrodur. Bunun yanında-ki çoğu iç transfere gitmesine rağmen-sattıkları oyunculardan kazandıkları para 12 milyon 742 bin Avro. Yani kulüplerin 53 milyon 78 bin Avro açığı var. Bu da 1 milyar 948 milyon 463 bin 380 Türk liralık eksi bakiye demektir. Bakın bu hesap içinde gizli anlaşmalar, imza paraları, menajer paraları, yurt dışında ödenen paralar, komisyonlar, vergiler ve bildirilmemiş transfer paralar yok! Ligin lokomotifi olan Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray ve Trabzonspor’un toplam borç stoku da 30 milyar TL’ye yaklaşmaktadır.
Ve bu paraların çok büyük kısmı ‘Euro’ cinsinden yurt dışına menajerler vasıtasıyla gitmektedir. Bu, katma değer yaratmayan, sadece kayıplara ve belirli azınlığın zenginleşmesine neden olan bir ticari mekanizmadır. Ve bu paralar dönüşü olmayan bir servet transferidir.[31]
Toparlarsak: Osimhen 150 M€. Uğurcan 44 M€. Singo 35 M€. Sane 18 M€ maaş ve 15 M€ imza parasıyla toplam 33 M€. Kerem 53 M€. Ederson 59 M€. Asensio 34.5 M€. Nene 21.5 M€. Duran 20 M€. Abraham 41.5 M€ ve Orkun 55 M€. Toplam bedel 546.5 milyon Avrodur. Yani 26.5 milyar TL harcamanın borç batağındaki kulüplerden futboldan kazanılan parayla açıklanması akla uygun mu? İşte yaratılan bu ekonomik rant… Ve asla unutulmasın, bunların tümü, nihayetinde halkın cebinden çıkıyor!
ÇÜRÜME VE YOLSUZLUK(LAR)!
Andres Manuel Lopez’in, “Yolsuzluk… çökmekte olan bir siyasi rejimin sonucudur. Bu kötülüğün toplumsal ve ekonomik eşitsizliğin ana nedeni olduğuna ve ülkemizdeki şiddetin de yolsuzluğun suçu olduğuna kesinlikle inanıyoruz”…
Lee Kuan Yew’in, “Eğer hırsızlar yollarda güvende yürüyorlarsa bunun iki nedeni vardır; ya rejim büyük hırsızdır ya da halk aşırı aptaldır”…
Niccolo Machiavelli’nin, “Eğer bir millet, iktidarda bulunan kişilerin şerefsizliğini, alçaklığını, hırsızlığını, yalnızca kendi siyasi görüşünden olduğu için görmezden geliyorsa, o millet erdemini yitirmiştir”…
Lao Tse’nin, “Bir ülkede ne kadar çok yasak olursa, orada insanlar çok aç kalır. Kurnazlık artıkça, aldatma da çoğalır. Yöneticiler ne kadar çok yasa ilan edip kararname yayınlarsa o kadar çok hırsız ve haydut türer”…
Voltaire’in, “Sıradan bir hırsız; paranızı, cüzdanınızı çalar. Siyasi hırsız ise; sinirinizi bozar, bilginizi, sağlığınızı, hayallerinizi, hatta geleceğinizi bile çalar. Ancak ikisi arasında büyük bir fark vardır Sıradan hırsız sizi seçer, siyasi hırsızı ise siz seçersiniz”…
Bob Dylan’ın, “Az hırsızlık yap, seni hapse atarlar, çok hırsızlık yap, seni kral ilan ederler”…
Mahatma Gandhi’nin, “İnsanın kendi meşru ihtiyaçlarının çok ötesinde servet sahibi olması hırsızlıktır”…
Wilhelm Reich’ın, “Aldatılanın her zaman sen olduğunu en son sen fark ediyorsun,” uyarılarını hatırlatarak ekleyelim: ‘Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün ‘2024 Yolsuzluk Algı Endeksi’nde Türkiye 180 ülke arasında 107. sıradaydı; 2023’te 115. olan ülke sıralamada yükseldi![32]
Bunun futbolla ilişkisine gelince: İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, bahis operasyonun kapsamını genişletti. Savcılık Eyüpspor Başkanı Murat Özkaya, Kasımpaşa’nın eski başkanı Mehmet Fatih Saraç ve 17 hakem hakkında gözaltı kararı verdi.
Gazeteci Murat Ağırel, “Futbol öyle bir hâle geldi ki özellikle bahis teknolojinin ilerlemesiyle birlikte bambaşka bir noktaya taşındı. Artık herkesin elinde bir kumarhane var. Yasa dışı bahis sektörü 100 milyar dolarlık bir hacimden bahsediyor ve bu paranın bedelini yine bu millet ödüyor,”[33] derken; Türkiye’de profesyonel liglerde görev alan 571 hakemden 371’inin bahis hesabının olduğunu, 152’sinin ise aktif şekilde bahis oynadığı açıklandı![34]
Yasadışı-yeraltı ekonomisinin dünyada ve coğrafyamızdaki yerine gelince: 2023’de dünyada GSYİH 105.7 trilyon dolar, yeraltı dünyasının payı 12.5 trilyon olarak görünüyor. ‘Gambling Global Market Report 2024’ verileri 2023 itibariyle dünyada bahis ekonomisinin büyüklüğünün önceli 2022’ye göre yüzde 7.4 artış gösterdiğini ortaya koydu. Bu, 580 milyar dolara denk geliyor. 2027 sonunda bu oranın 744 milyar dolar olacağı öngörülüyor.
BM’nin raporuna göre ise, tüm dünyada yasadışı bahis miktarı 1.7 trilyon dolar. Futbolun şirketleşmesinin rol modeli olarak görülen İngiltere’de 2015-2016’da 4.2 milyar sterlin olan çevrimiçi kumar gelirleri 2023-2024’te 6.5 milyar sterline çıkmış. 2024’ün ilk çeyreğine göre İngiltere’de 24.5 milyar kez sanal bahis oynanmış.
Türkiye’de 2021’de “yasal” şans oyunları miktarı yüzde 69 büyüyerek 123.66 milyar TL’ye ulaşmış. Yıllık 6 milyar dolarlık bir gelire, dünyadaki bahis oranlarının ise yüzde 0.8’ine denk geliyor. Teknolojik ve dijital aletler aracılığıyla oynayan kişi sayısı 7 milyona ulaşmış.
Dünyada milyonlarca online kumar sitesi var. Kapatmalara ve engellemelere rağmen yenileri açılmaya devam ediyor. Türkiye’de 2016-2019 kesitinde 517 bin siteye BTK tarafından erişim engeli getirildi. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, 2023’de yasadışı bahisten bloke konulan işlem miktarının 644 milyon TL olduğunu açıkladı. MASAK 2025’in Temmuz’u itibarıyla 159 bin kişi hakkında rapor hazırlamış ve milyarlarca TL, milyonlarca dolara bloke koymuş.
Bu operasyonlara rağmen yasadışı bahis geliri, 2024’de yasal olan Spor Toto teşkilâtının yaklaşık iki katı. (Spor Toto’nun[35] 2024 geliri 591 milyar TL civarında).[36]
Hâl buyken Isaac Asimov’un, “Öğrenmeyi bıraktığınız gün, çürümeye başladığınız gündür,” sözünü anımsamakta yarar var.
Çünkü yozlaşmanın alan bulduğu yerde çürüme başlar. Çürüme, hiyerarşik bir reaksiyona tabidir. Sonuçları da sınıfsaldır.
Futbolun da artık bir spor dalı olmanın çok ötesinde siyasetin nesnesi hâline bürünmesi, ekonomik, siyasal ve kültürel bir iktidar modeli ile karşımıza çıkmasıyla bu çürümeden nasibini aldığı açıktır.
Futboldaki çürümenin yarattığı karşılık; şiddet bağlantısı kadar, özellikle ırkçı yaklaşımlar tarafından ötekileştirmesi, eril dil egemenliği (Bursaspor tribünlerinden Kürt kadın siyasetçi Leyla Zana’ya yönelik küfürlü tezahüratı hatırlamak, yetecektir), cinsiyet ayrımcılığının toplumsal hayat içerisinde kökleşmesindeki kültürel boyutlara etki etmesi, gündelik hayat içerisinde bu tür ayrımcılıkları normalleştirmesi, endüstriyelleşen süreciyle bahis, doping, şike gibi spor dışı kavramların yerleşmesiyle spor ruhunun yok olmasının nedeni olmaktadır.
Neo-liberal politikaların spor alanındaki en önemli uzantısı, tabii ki futboldur. Futbol, neo-liberal ideolojik anlayışın yerleştirilmesinde, dolaşıma sokulmasında ve kitlelere benimsetilmesinde yarattığı toplumsal etki ile aracı olmaktadır.
Futbol sermaye birikimini sağlayabilen bir kültür endüstrisi ürünü hâline gelmiştir.
Neo-liberal politikalar, futbol alanında da toplumsal ayrışma yaratarak, sistemin kitleleri daha kolay denetim altına alınmasını sağladı.
Ve işte çürümenin maddi boyutu: i) Yasadışı bahis hacmi 70 ile 100 milyar dolar arasında… ii) Tüm kulüplerin borcu-(paranın yüzde doksanı yurtdışına çıktı)-100 milyar TL civarında… iii) Üç büyüklerin borcu 60 milyar TL civarında…[37]
AYKIRILAR İSTİSNA MI?
Şimdi birilerinin, “Şampiyonluk ipini göğüsleyen Amedspor, sadece Amed halkının değil, bütün Kürtlerin takımı olmayı başardı. Bunu sağlayan da Amedspor’a yönelik ırkçılık ve faşizme karşı halkın Amedspor’u bir direniş mevzisi olarak görmesiydi”…[38]
“Futbolun kitleleri sistemiçileştirme aygıtı, rejimin varlığını sürdürmenin politik bir silahı olduğu aşikârdır. Ancak futbol, muhalif güçler tarafından örgütlenme ve propaganda amaçlı olarak da kullanılabilir. Bu anlamıyla futbol, toplumsal muhalefetin örgütlenmesine olanak tanıması açısından özgürleştirici bir güce de sahiptir… Nasıl ki Franco’yu parlatma takımına Real Madrid’e karşı Katalanların Barcelona’sı direnişin simgesi olmuşsa, devlet aklının ırkçı, şoven aklına ve futbol güruhuna karşı da Kürtlerin Amedspor’u direnişin simgesidir. Stadyumlar faşist, şoven iktidarların ret edildiği yerlerdir artık”…[39]
“Sübjektif niyetlerin de ötesinde objektif bir gerçeklik olarak Amedspor, son süreçte artık bir tür ‘Milli Takım’ hâline dönüştü. Bu bir gerçek ve kötü bir şey de değil,”[40] dediklerini duyar gibiyim…
“Kimlik, geniş satılık mal havuzundan kimlik sembollerini seçmeye dayanır”ken;[41] kendi olma kararlığındaki insan(lık)ın kapitalizmin “seçenek”leriyle bezeli yelpazede ona dayatılanı (kimlikleri) seçmek zorunda olmadığı “es” geçilmemelidir.
O hâlde “indirgemecilik”le(!) “suçlanma”yı(!) göz alarak, sözü edilen futbol takımlarının hangi sermaye çevrelerine ait olduğunu sorup, eklemeliyim: Söz konusu özellikleriyle anılanların hiçbiri “halkın takımı” falan olamaz!
Aksini “iddia” etmek, “Baran dısekıne ga bı cıl dıke/ Yağmur durunca öküze çul örtüyor,” denilen nafile çabadan başka bir şey olamaz!
Ya olup bitenler mi?
Mesela… Osmanlı Devleti’nin Balkanlar’daki 550 yıllık egemenliğinde Bulgaristan, Sırbistan ve Hırvatistan gibi ülkelerin liglerinde oynayan bazı takımların isimleri Osmanlı’ya karşı bağımsızlık mücadelesi veren kişilerden esinlenmesi gibi…
1924’te kurulan FK Obiliç takımının ismi, I. Kosova Savaşı’nda Osmanlı Sultanı I. Murat’ı öldüren Sırp asker Miloş Obiliç’ten geliyor. Amatör lige kadar düşen takımın en başarılı dönemi, Bosna Savaşı’ndaki katliamlarıyla maruf Sırp milislerin komutanı Arkan lakaplı Zeljko Raznatoviç’in başkanlığını yaptığı dönemdi. (Bosna Savaşı’ndan sonra FK Obiliç’in başkanı olmuştu.)
Sırbistan’dan bir başka örnek de FK Vojvodina takımıdır. Vojvodina’nın maçlarını oynadığı stadyumun adı 1804-1813 yılları arasında Osmanlı yönetimine karşı yapılan Birinci Sırp Ayaklanması’nın önderi Kara Yorgi idi.
Hırvatistan’ın en güçlü takımlarından Hajduk Split’in ismi ise Osmanlı’ya karşı savaşan milislerden esinlendi; Türkçesi ise “haydut”tu.
Arnavutluk’un Skenderbeu takımı da bir diğer örnek: Skenderbeu yani İskender Bey. Osmanlıların Arnavutluk’a yerleşmesine karşı 25 yıl boyunca savaşmış bir ulusal kahraman ve O, Arnavut milliyetçiliğinin önde gelen sembollerinden biri.
Sonra Bulgaristan’ın Botev Plovdiv takımının ismi de şair Hristo Botev’den gelir. Botev, Osmanlı idaresine karşı bağımsızlık savaşı verirken 1876’de 28 yaşında ölüp, Bulgar tarihine geçti.
Bir de 35 yaşındayken 1873’te Osmanlılarca asılarak idam edilen Bulgar isyancı lider Vasil Levski de Bulgaristan’ın popüler futbol takımlarından Levski Sofya’ya isim olmuştu.
Ya da Cruyff’a neden Real Madrid değil de Barcelona’yı seçtiği sorulunca “Hiçbir zaman Franco ile bağlantılı bir kulüpte oynamam” yanıtını vermişti. Yani Cruyff ve Maradona yeteneklerini spor kuralları içinde kullanarak bir tepki ortaya koydular. Ortaya koydukları tavır insaniydi. Yaptıkları aynı zamanda insanlığa ait değerleri içinde barındırıyordu. Hepsi bu kadar.
Veya Barcelona başkanı ve ‘Esqerra Republicana/ Cumhuriyetçi Sol’un önderi Josep Sunol’un faşist Franco diktatörlüğünce katli, 16 Mart 1938 gecesi Barcelona kulüp binasının yerle bir edilmesi anti-faşist savaşın bir getirisiydi…
Ayrıca Eduardo Galeano’nun, “Havadan mı indiği, yoksa yerden mi bittiği beli olmayan bir kaplan birdenbire ortaya çıkıp şimşek gibi şutlar attıktan sonra adeta buhar olup uçuyordu. Kafesinde sıkışıp kalan kaleci de göz açıp kapayıncaya kadar golü ağlarda buluyordu. O her pozisyonda, ister havada ister yerde olsun rahatlıkla gol atabilen bir futbolcuydu,”[42] diye anlattığı Romario’nun futbolu bıraktıktan sonra 2010 seçimlerinde İşçi Partisi milletvekili olması popülerliğin oya tahvil edilmesiydi olsa olsa…
Bunlar ve daha da fazlası (elbette milli soru(n)larıyla) olmuş olsa da; Che Guevara, “Futbol sadece basit bir oyun değil, devrimin silahıydı,” dese de; Lazio-Roma çekişmesinde, Lazio faşizmi, Roma ise solu simgelese de; kimileri “işçi takımı”, kimileri de “aristokratların takımı” diye adlandırılsa da bunlar geride kalmıştır.
“Futbol giderek “devrimin silahı” olma gücünü yitirmektedir. “Futbol fakirlerin bulduğu, zenginlerinse çaldığı bir oyundur” sözü boşuna değildir. Endüstriyelleştirilmiş futbol, Sócrates’lere, Metin Kurt’lara yer bırakmaz.”[43]
“Bizim idollerimiz farklıydı. Mesela, Deniz Gezmiş’in bir forma numarası olsaydı, o numarayı giyerdim; Mahir Çayan’ın numarası olsaydı, o numarayı giyerdim. Bizim idollerimiz onlardı,” diyen Metin Kurt’un başına ge(tiri)lenleri bilmeyen var mı hâlâ?!
Son sözümüz de Andrey Tarkovski’den olsun: “Kötülük ne kadar artarsa güzeli yaratma nedeni de bir o kadar artacak. Şüphesiz daha güç olacak, ama daha da gerekli”…

Yazar, aktivist. 1954, Kale Mahallesi / Çorum doğumlu. Baba adı Kemal, anne adı Necla’dır. Eserlerinin çoğu Sibel Özbudun ve diğer yazarlarla birlikte kaleme aldığı kolektif çalışmalardır. Kitapları dışında kendisi hakkında yeterli bilgi bulunamayan Temel Demirer, kendisini şöyle anlatır:
“Kendimden söz etmenin pek anlamlı ve “şık” olmadığına inanan biri olarak çok düşündüm… Ne yazacağımı kestiremedim. Ve nihayet şunları diyebilmenin en doğrusu olduğuna karar kıldım… “İnsana ait hiçbir şey bana yabancı değil” diyen(lerden); dünyaya aşağıdan bakan(lardan); kendi kuşağımla müthiş bir serüveni yaşayan(lardan); yaşadıklarımdan asla pişman olmayan(lardan) ve hatta yaşadıklarımı yaşamış olmayı bir onur ve şans addeden(lerden); sevdasız kavga, kavgasız sevda olmaz diyen(lerden); bir afet-i devrana aşık olan(lardan); hâlâ “tek yol devrim” gerçeğine bağlı olan(lardan) ve nihayet “Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek!” diyen(lerin) safındaki sıradan, vasıfsız, herhangi biriyim… Ve nihayet halen “sakıncalı” dedikleri(nden) ve GBT’lerindeyse sabıkalıyım.”
N O T L A R
[1] Jacques Derrida.
[2] Bkz: i) Temel Demirer, Postmodern Müdahale ve Başkaldırı İmkânı (Brecht “Bitti” Futbol “Verelim”!), Özgür Üniversite Kitaplığı, Öteki Yayınevi, 1998… ii) Temel Demirer, “Futbol mu? Hayır!”, İnsancıl Dergisi, No:98, Kasım 1998; İnsancıl Dergisi, No:99, Aralık 1998… iii) Temel Demirer, “Gerçekten de ‘Futbol Sadece Futbol Değildir’!”, Eski Dergisi, No:32, Haziran 2004; Eski Dergisi, No:33-34, Temmuz-Ağustos 2004… iv) Temel Demirer, “Spor… ve Futbol… Deyince!”, Sosyalist Demokrasi, No:32, 16 Haziran 2006 ve Mücadele Gazetesi (Almanya), No:194, Haziran 2006… v) Temel Demirer, “Hâlâ ‘Futbol’ Güzellemesi mi?!”, Odak, No: No:2008/18 (SN:18), Temmuz 2008… vi) Temel Demirer, “Futbolun Ekonomi-Politiği!”, Devrimci Demokrasi, No:179, 1-16 Temmuz 2010; Devrimci Demokrasi, No:180, 16-31 Temmuz 2010; Devrimci Demokrasi, No:181, 2-16 Ağustos 2010… vii) Temel Demirer, “Futbolun Ahvâline Dair Notlar”, Kaldıraç, No:159, Eylül 2014 ve Kaldıraç, No:160, Ekim 2014… viii) Temel Demirer, “Futbol: Gerçek ve Bağlantılarıyla Tartışalım mı, Tartışmayalım mı?”, Newroz, Ekim 2016… ix) Temel Demirer, “Milliyetçilik Virüsü ve Futbol”, Beleştepe Futbol Edebiyatı, No:1, Ağustos 2016… x) Temel Demirer, “Futbol Felaketi”, Rojnameya Newroz, Haziran 2021… https://temeldemirer.blogspot.com/2021/06/futbol-felaketi.html ; xi) Temel Demirer, “Kapitalist Futbolun Sınırları”, Rojnameya Newroz, Eylül 2022… https://temeldemirer.blogspot.com/2022/10/kapitalist-futbolun-sinirlari.html ; xii) Temel Demirer, “Futbol Felaketi-2”, Görüş21, Haziran 2024… https://temeldemirer.blogspot.com/2024/06/futbol-felaketi.html ; xiii) Temel Demirer, “Katar’ın Kara(nlık) 2022 Dünya Kupası”, Rojnameya Newroz, Nisan 2023… https://temeldemirer.blogspot.com/2023/05/katarin-karanlik-2022-dunya-kupasi.html ; xiv) Temel Demirer, “Futbolun Asileri”, Kaldıraç Dergisi, No: 241, Ağustos 2021… xv) Temel Demirer, “Diego, Kafanı Bokun Üstünde Tut Oğlum!”, Görüş21, Ağustos 2021… https://temeldemirer.blogspot.com/2021/10/diego-kafani-bokun-ustunde-tut-oglum.html ; xvi) Temel Demirer, “Örnekleriyle -Olması Gereken- Aykırı”, Rojnameya Newroz, Kasım 2020… https://temeldemirer.blogspot.com/2020/12/ornekleriyle-olmasi-gereken-aykiri.html ; xvii) Temel Demirer, “Dik Durup Boyun Eğmeyenler”, Avrupa Demokrat, Haziran 2023… https://temeldemirer.blogspot.com/2023/07/dik-durup-boyun-egmeyenler.html
[3] Olimpiyat medeniyetin belki de en köklü geleneklerinden biri. Antik dönemde başlayan bu gelenek 1896’de modernize edildi. Oyunları düzenlemekle görevli olan kuruluş Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) 1894’te kuruldu ve modern sporun en eski kurumlarından biri. 130 küsur yıllık tarihe sahip olan IOC, FIFA’yla beraber dünyadaki en büyük spor ekonomilerinden birini yönetiyor. Dolayısıyla kâğıt üzerinde bağımsız olan bu kurum belirli bir politik tavır içinde. İddia ettikleri gibi tarafsız değiller ve sporun, olimpiyatın temsil ettiği değerler giderek muğlaklaşıyor…
Görevi olimpiyat düzenlemek olan bir komite şantaj ve mobbing başta olmak üzere birçok suçu işlemekten çekinmezken uygulaması gereken bazı yaptırımları yine hukuk tanımadan görmezden gelebiliyor. Üstelik bunlardan ibaret de değil; kurumun geçmişte adının geçtiği birçok rüşvet skandalı da mevcut. Onlardan bazıları şu şekilde:
– 2002’de ABD’nin Salt Lake kentinde düzenlenen kış olimpiyatının rüşvet karşılığında bu bölgeye verildiği ortaya çıktı. Organizasyon Komitesi Başkanı Frank Joklik ile önde gelen yöneticilerden Dave Johnson istifa etti. Joklik, IOC yetkilileri ve ailelerine 70 bin doları aşkın nakit ödemeler yapıldığını doğruladı.
– 2017’de, IOC’nin bazı üyeleri, Rio 2016’nın düzenlenmesinde rüşvet aldıkları iddiasıyla soruşturma altına alındı. Bu iddiaları IOC Başkanı Thomas Bach detaylı bir şekilde araştıracaklarını söylese de ortaya somut hiçbir bilgi sunulmadı. Bach, bu iddialara karşı mücadele ettiğini ve tüm süreçlerin adil olduğunu söyledi. 2019’da ise Bach’ı yalanlayan dönemin Rio de Janeiro Valisi Sergio Cabral, oyunların düzenlenmesi için yaklaşık 2 milyon dolarlık bir rüşvet ödediğini itiraf etti.
– İstanbul’un da adaylar arasında olduğu 2020 Olimpiyat Oyunları Tokyo’ya verilmişti. Pandemi nedeniyle 2021’de düzenlenen organizasyon için ortaya atılan iddialar hâlâ ciddi şekilde tartışılıyor. O dönemde ortaya atılan iddialar o kadar güçlüydü ki dönemin Japonya Olimpiyat Komitesi Başkanı Tsunekazu Takeda, organizasyon yapılmadan 2019 yılında görevinden istifa etti.
Bütün bunlar kamuoyuna yansıyan, hepimizin az ya da çok bildiği şeyler. Yani gözümüzün önünde alenen yapılan ve kimsenin karşı koyamadığı hukuksuzluklar. Bütün dünyayı kendi istedikleri kalıpta şekillendirmek isteyenlerin spor üstünden bizlere sunduğu perspektif bu. (Eren Tutel, “Bir Varmış Bir Yokmuş, Adil Bir Olimpiyat Varmış!”, Birgün Pazar, 4 Ağustos 2024, s.9.)
[4] Kurthan Fişek, Sporun Anatomisi, YGS Yay., 2003, s.45.
[5] Müslüm Gülhan, “Metin Kurt’un Farklılığı”, Birgün, 26 Ağustos 2025, s.14.
[6] Müslüm Gülhan, “Metalaştırılan Taraftarlık”, Birgün, 25 Temmuz 2025, s.14.
[7] Müslüm Gülhan, “Futbol, Politik ve Ranta Dayalı Yağma Oyunudur”, Birgün, 5 Eylül 2025, s.14.
[8] Müslüm Gülhan, “Kabile Kültürü ve Mourinho”, Birgün, 7 Haziran 2024, s.13.
[9] Müslüm Gülhan, “Futbol Zaten Sahadan Çekilmişti”, Birgün, 14 Şubat 2025, 13.
[10] Müslüm Gülhan, “Bu Ülke Futbol Oynamaya Elverişli Değil”, Birgün, 28 Mart 2025, s.13.
[11] “Dünya Eşitsizlik Raporu Yayımlandı”, 10 Aralık 2025… https://www.cumhuriyet.com.tr/ekonomi/dunya-esitsizlik-raporu-yayimlandi-60-bin-kisi-en-yoksul-kesimin-servetinin-uc-katina-sahip-2460321
[12] Devlet başkanı Javier Milei’nin, Arjantin’de yönetimini üyelerinin belirlediği futbol kulüplerini özelleştirmek için çıkardığı yasayı, Buenos Aires’teki bir mahkeme engelledi. (Matt Ford, “Arjantin’de Futbolu Özelleştirme Tartışmaları”, Birgün, 9 Eylül 2024, s.10.)
[13] Mehmet Özyazanlar, “Taraftarlık Meselesi”, Evrensel, 2 Mayıs 2024, s.12.
[14] Mithat Fabian Sözmen, “Agnelli’den Koç’a: Başkanlık Konforu ve İşçi Korkusu”, Evrensel, 1 Mayıs 2025, s.8.
[15] “Transferlere Rekor Harcama”, Birgün, 1 Şubat 2024, s.14.
[16] “Bonservis Harcamasında Dünya Rekoru: 9.6 Milyar Dolar”, 1 Şubat 2024… https:/ / www.hurriyet.com.tr/ sporarena/ bonservis-harcamasinda-dunya-rekoru-9-6-milyar-dolar-42399310
[17] Tuğrul Akşar, “Borçta Lideriz!”, Cumhuriyet, 2 Nisan 2023, s.11.
[18] Ömür Tanyel, “Sporcuların Şahı”, Cumhuriyet Pazar, 21 Temmuz 2024, s.13.
[19] “Harcama Çok, Başarı Yok”, Birgün, 22 Mayıs 2024, s.13.
[20] Müslüm Gülhan, “Futbol Zaten Sahadan Çekilmişti”, Birgün, 14 Şubat 2025, 13.
[21] “Türk Futbolunun Utanç Tablosu!”, 12 Nisan 2025… https://www.hurriyet.com.tr/sporarena/turk-futbolunun-utanc-tablosu-42760883
[22] Peki kulüpler sermaye artırımından gelen parayı nasıl kullanıyor? Önemli bir kısmı son zamanlarda kredi kapamalarında kullanılmaya başlandı. Bugüne kadar 16 kez bedelli sermaye artırımı yoluyla fon sağlayan 4 kulüp hâlâ bedelli sermaye artırımı yoluna gidiyorsa burada doğru gitmeyen bir şey var demektir. Bedelli sermaye artırımı bugüne kadar kulüplerimizin finansal sorunlarını çözmemiş aksine daha fazla harcama yapmalarına sebep olmuştur. (Tuğrul Akşar, “Sermaye Artırımı (1)”, Cumhuriyet, 30 Mart 2025, s.13.)
[23] Koray Durkal, “Süper Lig Zararda Avrupa Şampiyonu!”, 20 Şubat 2024… https:// www.hurriyet.com.tr/sporarena/super-lig-zararda-avrupa-sampiyonu-4-buyukler-en-kotu-10-takim-arasinda-42408201
[24] “Süper Lig’de Kulüp Gelirlerinin Yüzde 88’i Futbolcu Maaşlarına Gidiyor”, 7 Mart 2025… https:/ / www.hurriyet.com.tr/ sporarena/ super-ligde-kulup-gelirlerinin-yuzde-88i-futbolcu-maaslarina-gidiyor-42720001
[25] Sercan Meriç, “Bilgin Gökberk: Futbol Tarikat Gibi Yönetiliyor”, Birgün, Pazar, 29 Eylül 2024, s.8.
[26] Oktay Evsen, “TFF Yine Kulağının Üstüne Yatıyor”, Birgün, 9 Nisan 2024, s.13.
[27] İbrahim Hakkı Seydioğulları, “Popüler Kültür Bağlamında Futbol ve Siyaset İlişkisi”… https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/2034279
[28] E. Yılmaz, “Futbol ve Yaşam”, Toplumbilim Dergisi, 2002, s.19
[29] H. Öngören-E. Karadoğan, “Küresel Tutku: Futbol”, İ.Ü. İletişim Fakültesi Dergisi, No:14, 2002, s.220.
[30] Müslüm Gülhan, “Futbolun Gergedanlaştırdıkları”, Birgün, 24 Mayıs 2024, s.14.
[31] Müslüm Gülhan, “Sistemin Manipüle Aparatı Olan Futboldaki Hovardalık”, Birgün, 3 Ocak 2025, s.13.
[32] “Türkiye, Yolsuzluk Algısında En Kötü Ülkelerden Biri”, 11 Şubat 2025… https://www.avrupademokrat5.com/turkiye-yolsuzluk-algisinda-en-kotu-ulkelerden-biri/
[33] Eren Tutel, “Bahis Bataklığı Futbolu Yutuyor”, 7 Kasım 2025… https://www.birgun.net/haber/bahis-batakligi-futbolu-yutuyor-operasyon-daha-da-buyur-mu-667133
[34] Eren Tutel, “Göz Göre Göre Gelen Skandal”, Birgün, 28 Ekim 2025, s.14.
[35] Spor Toto’nun reklam ve tanıtım harcaması 2023’te 12 milyar TL’yi aştı. Eleştiri konusu olan Spor Toto’nun bu dev harcamasındaki keyfilik Sayıştay tarafından da mahcup ifadelerle eleştirildi: Yönetmeliği güncelleseniz… Sadece üç yılın rakamlarına bakıldığında bile rakamın büyüklüğü ve artış ivmesini görmek mümkün. Reklam ve tanıtım giderleri 2021’de 4.5 milyar TL, 2022’de 7.9 milyar TL, 2023’te ise 12.6 milyar TL… (Nurcan Bilge Gökdemir, “Sporun Milyarlarca Liralık Kara Kutusu”, Birgün, 2 Ekim 2024, s.7.)
[36] “Futbolda Bahis Operasyonları”, Devrimci Duruş, No:134, Kasım-Aralık 2025, s.15.
[37] Müslüm Gülhan, “Çürüme”, Birgün, 28 Kasım 2025, s.9.
[38] Selman Çiçek, “Amedspor; Bir Halkın Takımı”, Yeni Yaşam, 30 Nisan 2024, s.9.
[39] Cahit Kırkazak, “Amedspor ve Sportswashing”, Yeni Yaşam, 21 Temmuz 2024, s.10.
[40] M. Ender Öndeş, “Gündem Dışı Bir Şey”, Yeni Yaşam 2025, s.3.
[41] Zygmunt Bauman, Özgürlük, çev: Vasıf Eranus, Sarmal Yay., 1997.
[42] Eduardo Galeano, Gölgede ve Güneşte Futbol, çev: Ertuğrul Önal- M. Necati Kutlu, Can Yay., 1997.
[43] Yankı Koçyiğit, “Sócrates, Corinthians Demokrasisi ve Futbolun Devrimdeki Rolü”, 4 Aralık 2025… https://odakdergisi2.com/socrates-corinthians-demokrasisi-ve-futbolun-devrimdeki-rolu/






































