
Özet
Temel iddia şudur: İnsan, hakikati olduğu haliyle deneyimleyemez; onu olduğu gibi taşımak zihinsel olarak dayanılmazdır. Ancak bu aracılık, edebiyatın “yararlı olma” iddiasıyla yönlendirici, pedagojik veya ideolojik bir amaca bağlandığı noktada etik zeminini yitirir. Makale, kurmaca–hakikat ilişkisini psikolojik dayanabilirlik, anlatı kimliği ve edebiyatın etik sınırları bağlamında tartışarak, edebiyatın neyi iyileştirebileceğini ve nerede tehlikeli hâle geldiğini sorgulamaktadır.
Anahtar Kavramlar: Hakikat, Kurmaca, Psikolojik Dayanabilirlik, Anlatı Kimliği, Edebiyat Etiği, Propaganda.
1. Giriş: Hakikat Neden Dayanılmazdır?
Hakikat çoğu zaman bir bilgi değil, bir karşılaşmadır. İnsan zihni, bu deneyimi olduğu haliyle uzun süre taşıyamaz. Hakikatin çıplak ve zamansız hâli, psikolojik olarak yıkıcı olabilir.
Bu nedenle insan, hakikati dönüştürmeye, simgeleştirmeye ve kurmacaya yönelir. Kurmaca tam da burada devreye girer: hakikatin yerine geçmek için değil, onunla yaşanabilir bir ilişki kurabilmek için.
Ancak bu işlevin etik sınırları da sorgulanmalıdır; kurmaca, hakikatin yerini aldığında ya da yönlendirici amaçlarla kullanıldığında işlevini ve etik değerini kaybeder.
2. Hakikat ve Psikolojik Dayanabilirlik
Hakikat, öznenin bu gerçeklikle kurduğu varoluşsal ilişkiyi kapsar. İnsan, anlamlandıramadığı veya zamansız karşılaştığı hakikati ya parçalar ya da reddeder. Psikolojik dayanabilirlik, burada belirleyici bir ölçüttür.
Destek olmadan bu deneyim, zaman zaman ne “iyi” ne de “özgürleştirici” olabilir; yalnızca acı verir. Hakikat, insanın taşıma kapasitesini aştığında yalnızca yaralar.
3. Kurmaca: Savunma Mekanizması mı, İşleme Biçimi mi?
Kurmaca sıklıkla gerçeklikten kaçışla özdeşleştirilir. Oysa kurmaca çoğu durumda inkâr değil, deneyimi işleme biçimidir. Yaşanan deneyim, kurmaca aracılığıyla zamana yayılır, simgeselleştirilir ve anlatıya dönüştürülür.
Kurmaca, hakikatle özne arasına mesafe koyar; ancak bu mesafe kopuş değil, temasın sürdürülebilmesi için gereklidir. Kurmaca, hakikati ortadan kaldırmaz; onu yaşanabilir hâle getirir.
4. “Kurmaca Kurtarır, Hakikat Öldürür” Paradoksu
“Kurmaca kurtarır, hakikat öldürür” ifadesi, yüzeysel okunduğunda hakikat karşıtı bir söylem gibi görünebilir. Oysa hakikat, öznenin taşıma kapasitesini aştığında öldürücü olabilir; kurmaca ise bu kapasiteyi genişleten ara bir form sunar.
Hakikat, zamansız ve çıplak hâliyle ortaya çıktığında yıkıcıdır; kurmaca ise onu biçimlendirerek yaşanabilir kılar. Ancak kurmaca, hakikatin yerine geçtiği anda bu işlevini kaybeder. Dolayısıyla sorun kurmacanın varlığında değil, kullanımındadır.
5. “Yararlı Edebiyat” ve Propaganda Tehlikesi
Edebiyatın “yararlılığı”, amaçlılığı beraberinde getirir; amaçlılık ise yönlendirmeyi doğurur. Pedagojik ve ideolojik yönlendirme, edebiyatın etik sınırını aşmasına yol açabilir.
Sorun, edebiyatın varlığında değil; onun yararlılık iddiasıyla yönlendirmeye dönüştüğü noktadadır. Bu nedenle, edebiyatın etik sınırları belirlenmelidir.
6. Kimliğin Çoğulluğu ve Anlatı Benliği
İnsan, zaman içinde değişen, çelişen ve çoğalan anlatıların toplamıdır. Modern toplum, bireyden tutarlı ve sabit bir kimlik performansı talep eder. Oysa psikolojik gerçeklik bu talebi karşılamaz. İnsan, hem aydınlık hem karanlık yönleriyle var olur; kontrolsüz bir biçimde sabit kimlik talebi, psikolojik gerçeklikle çatışır.
Kurmaca, insanın çoğul ve değişken anlatılarını kabul etmesini ve bunlarla yaşamasını mümkün kılar.
7. Edebiyat, Adalet ve Meşru Savunma
Edebiyat adaleti sağlayamaz; dünyadaki haksızlıkları telafi edemez, suçları ortadan kaldıramaz. Ancak edebiyat, adaletsizlik deneyimini düşünceye dönüştürme gücüne sahiptir.
Adaletsizlik karşısında duyulan öfke ve intikam arzusu çoğu zaman ilkel bir hınçtan değil, incinmiş bir özsaygıdan kaynaklanır. İntikam eylem hâlinde yıkıcıyken, anlatı hâlinde dönüştürücü olabilir. Edebiyat, insanın hakikatle bağını koparmadan yaşamasına aracılık eder.
Sonuç
İnsan, hakikatle doğrudan yaşayamaz; hakikati ancak kurmaca aracılığıyla taşıyabilir. Kurmaca, hakikatin düşmanı değil, onunla yaşanabilir bir ilişki kurmanın yoludur. Ancak bu ilişki, edebiyatın yararlılık iddiasıyla yönlendirmeye dönüştüğü noktada etik zeminini kaybeder.
Hakikatin çıplaklığı yıkıcıdır; kurmaca ise onu şekillendirerek yaşanabilir kılar. Bu nedenle edebiyat, hakikati gizlemeden, yönlendirme amaçlı kullanılmadan etik sınırlar içinde işlev görebilir.




































