
Tanzanya İşbirliği Forumu Kurucusu
Çin Halk Cumhuriyeti, binlerce yıllık köklü medeniyeti, hızla büyüyen ekonomisi ve giderek artan jeopolitik etkisiyle 21. yüzyılın en kritik aktörlerinden biri haline gelmiştir. Antik çağlardan günümüze uzanan tarihsel mirası, Mao sonrası reformlarla şekillenen ekonomik dönüşümü ve yapay zekâdan enerji politikalarına kadar uzanan stratejik hamleleriyle Çin, küresel güç dengelerini yeniden tanımlamaktadır. Peki Çin gerçekten dünyanın yeni süper gücü mü, yoksa yükselişi abartılan bir güç mü? Bu analizde Çin’in tarihinden ekonomisine, jeopolitiğinden geleceğine kadar tüm yönlerini değerli yazarlarımızdan Zekeriya Şişmek, sizler için inceledi.
Çin Halk Cumhuriyeti, kısa adıyla Çin, üç bin beş yüz yılı aşkın sessiz ve derin uygarlık.
Çin deyince aklıma çay1 gelse de yaklaşık on milyon kilometrekarelik yüzölçümüyle üzerinde -düşen doğum oranları ve artan yaşlı nüfusuyla azalma eğilimli- bir milyar dört yüz milyon insanın yaşadığı Asya’nın en büyük toprağı, Rusya ve Kanada’dan sonra Dünyanın üçüncü büyük ülkesi.
Antik Çin’in tarihi, yaklaşık MÖ 7000’lere kadar uzanmakta. Huang He ve Yangtze nehirleri havzalarında kurulan ilk tarım toplulukları, Çin medeniyetinin temelleri.
Yazılı kaynaklarda, Çin tarihi MÖ 1500’ler Shang Hânedanı ile başlar. Kilometre taşları: Qin Shi Huang’ın MÖ 221’de ülkeyi birleştirip ilk imparator olması; dört büyük buluş (pusula, barut, kâğıt, matbaa) ile adam olacak çocuğun kendini belli etmesi; Qin Hânedanı ile başlayan ve Qing Hânedanı’nın yıkılmasıyla son bulan hânedanlıklar dönemi ve 1912’de Sun Yat-sen (1866-1925) önderliğinde kurulan Çin Cumhuriyeti’nden 1949’da Mao Zedong’un (1893-1976) Çin Halk Cumhuriyeti’ni ilanıyla bugünkü “komünist kapitalist” Çin’e. Dünden bugüne efsane değerler resmî geçidiyse; Lao Tzu (MÖ 6.yüzyıl), Konfüçyüs (MÖ 551-479), Çin Seddi (MÖ 220, 21.196 kilometre), İpek Yolu (MÖ 130-MS 1453, Çin’den Avrupa’ya) ve Wu Zetian (624-705).
Konfüçyüs; erdem (liyakat ve hakkaniyet) yönetimi, saygı-bağlılık-aile sadakati, ideal insan-ideal toplum-ideal yönetim, ritüellerin toplumu birleştirici gücü ve eğitim yoluyla bireyin ahlâkî gelişimi temelli öğretisiyle bugünde güncel.2
Çin, tarihi boyunca yoğun iç savaşlar, istilalar ve kültürel devrimler yaşamışsa da sürekliliğini korumuş; yalnızca Uzakdoğu’nun değil Dünyanın kaderini şekillendiren iddialı ve güçlü bir figür. Bugünkü Çin, iddiası üzere ve sözüm ona; işçi sınıfının liderliğinde, işçi-köylü ittifakı üzerinden halkın demokratik yönetimine dayalı sosyalist bir devlet. Siyasal yapı, tek parti yönetimine dayanmakta. 1921’de kurulmuş olan iktidardaki Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) Genel Sekreteri aynı zamanda Devlet Başkanı. Devlet yönetiminin en yetkili organı, ÇKP Merkez Komitesi’ne bağlı Politbüro Daimî Komitesi. Daimî Komite, Hükümetin üzerinde bir kurum olarak ülkeyi ilgilendiren önemli kararlarda son sözün sahibi. Yedi üyeden oluşan Daimî Komite’nin başkanı Devlet Başkanı, Başbakan da Komite’nin üyeleri arasındadır. Ulusal Halk Kongresi olarak adlandırılan Meclis, eyaletlerden, özerk bölgelerden, doğrudan merkeze bağlı şehirlerden, özel idarî bölgelerden ve silahlı kuvvetlerden seçilen geniş tabanlı temsile dayanmakta; seçimler beş yıllık dönemler için yapılmaktadır. Ayrıca, ÇKP liderliğinde siyasî danışma ve istişarelerin yapıldığı “Çin Halkının Siyasî Danışma Konferansı” adlı bir mekanizma mevcuttur. Xi Jinping (1953-), 2013 itibariyle hem Devlet hem de Merkezî Askerî Komisyon Başkanıdır. Birçok dinin bir arada varlığını sürdürdüğü ülkede; Budizm, Daoizm, İslâmiyet, Katoliklik ve Hristiyanlık yaygın. “Han”lar ülke nüfusunun yüzde doksanını, azınlık etnik gruplar (Zhuang, Hui, Mançu, Uygur, Tibetli…) ise kalan yüzde onu oluşturuyor.
Örüntüler üzerinden Çin perspektifli yalın bir gelecek analizine ne dersiniz?
(1) Jeopolitik ve diplomasi: Çin, yurttaş Sun Tzu’nun (MÖ 544-496) “Savaş Sanatı”nı ilke edinmiş bir ülke profili: “En kazançlı zafer, savaşmadan elde edilendir!”3 Çin bakış açısıyla ne dünyanın kurtlar sofrası olduğu ne de orman kanununun evrenselliği şaşırtıcı! Dün yaşadıkları, bugün savaşlardan uzak durmasında ve dış politikasında belirleyici; ABD’nin hegomonik icraatları karşısında sakin kalmayı, işine bakmayı seçiyor.
(2) Enerji: Zurnanın zart dediği yer. 2025 itibarıyla yaklaşık yirmi trilyon USD gayrisafi yurtiçi hasılasıyla (GSYİH) Dünyanın en büyük ikinci; satınalma gücü paritesine (SGP) göreyse Dünyanın en büyük ekonomisi. Dünyanın üretim/ihracat üssü. Dünyanın en büyük petrol ithalatçısı. Kanıtlanmış en büyük petrol ve doğalgaz rezervine sahip ülkeler listesinde ilk onda adı yok! Dünya nadir toprak elementleri rezervinin ise 1/3’üne sahip. Yani LED ekranlar, piller ve yüksek teknoloji ürünlerinde kullanılan nadir toprak elementlerinde Dünya lideri. Maden çeşitliliği (Demir, alüminyum, çinko vb.) açısından en zengin ülkelerden. Enerjide kömüre dayalı, petrol ihtiyacının 2/3’ünü ithalatla karşılıyor. Kömür, elektrik üretiminde birincil kaynak. Altın rezerviyle en büyük üreticilerden. Madenlerinin önemli kısmı, özellikle enerji kaynakları, ülkenin batı ve kuzeybatı bölgelerinde (Sincan-Uygur Özerk Bölgesi gibi) yoğunlaşmıştır. Stratejik kaynakların ihracatı ve çıkarılması devletin kontrolünde.
(3) Dönüşüm: Mao sonrası 1978’de uygulamaya konulan “reform ve dışa açılma” ile 1989’da Tiananmen Meydanı’ndaki komünizm karşıtı protestoları kanlı bastırma sonrası Çin yönetimi, halkına “Özgürlük yok ama refah var!” mesajıyla pragmatik bir sayfa açtı ve sosyalist ideoloji ile serbest piyasa ekonomisi mekanizmalarını sentezledi. 2001’de DTÖ-Dünya Ticaret Örgütü’ne katıldı, “taklitçi ülke”den “Dünya patent lideri” ülkeye evrildi.
(4) Silahlanma ve teknoloji: Çin, Dünyanın en büyük donanmasına sahip. Balistik füze ve nükleer kapasitesini sürekli büyütmekte. Elektrikli otomobil, cep telefonu, lityum-iyon batarya ve drone üretiminde Dünya payı yüzde seksenlerde!
(5) Kültür savaşları: Çince zor bir dil. Çin edebiyatı son yılların popüler edebiyatı. Konfüçyüs Enstitüleri Dünyanın dört bir yanında mantar gibi çoğalmakta. Çin üniversiteleri yeni trend. Dünya, Mandarin öğreniyor.
(6) Vekalet savaşları: “Maşa” teknolojiye meydan okur, bilir ki çok şeydir. Çin, siyaseten hiçbir ülke için kılını kıpırdatmaz, ortalıkta görünmez. Uzaktan durur, uzaktan sever ama ekonomik işbirliği anlaşmalarıyla çöker.
(7) Bölgesel entegrasyonlar: Öncülük ettiği gerek ŞİÖ-Shanghai Cooperation Organisation/Şanghay İşbirliği Örgütü (K.T.2001, Merkezi Pekin) gerekse BRICS (K.T.2006, infobrics.org) ile USD’ye alternatif geliştirmek uğraşındadır.
Yaygın adlarıyla Şanghay Beşlisi-Şanghay Paktı; Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan’ın 1996’da tohumunu attıkları, 2001’de Özbekistan’ın da katılımıyla altı, bugünse on üyeli bir bölgesel işbirliği örgütlenmesi. Gözlemci ve diyalog ortağı ülkelerle kalabalık bir yapı. Örgüt, dünya nüfusunun yüzde kırkının, Avrasya’nın yüzde yetmişinin radarındadır.
BRICS; Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika Cumhuriyeti’nin baş harflerinden oluşan, 2024 genişlemesiyle Mısır, Etiyopya, İran, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin katıldığı, NDB-Yeni Kalkınma Bankası, BRICS Koşullu Rezerv Düzenlemesi, BRICS PAY, BRICS Ortak İstatistik Yayını ve BRICS ortak rezerv para birimi projeleriyle Batı merkezli global finans sistemine alternatif bir ekonomik forum. Gelişmekte ve genişlemekte. Çin yine başrolde.
ŞİÖ ve BRICS’in yanı sıra AIIB-Asya Altyapı Yatırım Bankası, BRI-Kuşak ve Yol Girişimi gibi altyapı finansmanı, bölgesel ticaret ve güvenlik işbirlikleri öncelikli teorik olarak önemli uluslararası yapılanmalara liderlik eden Çin, hukuk tanımayan USD hegemonyasına (petrodolar sistemine) karşı sil baştan bir global mimarî peşindedir ama Avrasya tabanlı ittifaklar, deyim yerindeyse masalsı mekanizmalardır. Tıpkı “Çin işi…” diye başlayan tekerleme gibi.
8) Dünya barışı: ABD gerileme dönemini tersyüz etmek uğraşıyla Çin’e jeopolitik üstünlük gözdağı vererek “Dünyanın patronu benim” mesajı göndermekte.
İkinci Paylaşım Savaşı sonrası kolektif güvenlik mimarisi ve savaşın yıkımını bir daha yaşamamak iddiasını inşa etmek amacıyla kurulan Birleşmiş Milletler (BM) kuralları ve kurumlarıyla çöktü. Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin ilk Başbakanı Patrice Lumumba’nın (1925-1961), BM “koruması”(?) altındayken -yine onlar sayesinde!- darbeciler tarafından kaçırılıp öldürülmesi üzerine caz vokalisti Abbey Lincoln, eşi baterist Max Roach ve yazar Maya Angelou’nun -Küba heyetinden ödünç geçiş kartlarıyla- BM Genel Kurulu’nu basarak “Katiller” diye tepki koymalarından bugüne BM bir ileri iki geri; Gazze, Venezüella, İran son örnekler… Çin, Dünya üzerinde yaşanan ülkesel çatışmalar ve bölgesel savaşlarda tarafsızlığını korumaya özen göstermişse de; BM Güvenlik Konseyi’nde veto hakkı bulunan beş daimî üye ülkeden biri. (Beşli çetenin bir üyesi olarak Çin’in BM’e; Doğu Türkistan, Tibet, Batı Keşmir, İç Moğolistan işgallerini yaptıktan yani bagajını boşalttıktan sonra 1971’de katıldığını paranteze alalım; 1950-1953 Kore Savaşı, 1954-1955 Birinci Tayvan Krizi, 1960-1961 Çin-Burma Sınır Çatışması, 1962 Hindistan-Çin Savaşı, 1969 Çin-Sovyet Sınır Çatışmaları ve 1979 Çin-Vietnam Savaşı.)
ABD’nin “Dünyanın patronu benim” mesajını içselleştiren Çin, ABD ile ilişkilerde “idare etmek” odaklı. Gerilimlerden faydalanmak odaklandığı ikinci başlık; iyi ilişkilere sahip olduğu Venezüella ve İran’da olan bitene tepkisizliği politik istikrarının son örnekleri.
(9) Çin stratejik: Geleceği inşa etmek stratejik sabır işidir ve Çin yönetimi bu bağlamda zengindir, kararlıdır. Batı’daki tartışmalar yapay zekâyı insan ile ikâme üzerinden ilerlerken Çin’in öngörüsü insan merkezli işlevsel yeniden yapılanma. Çin, Batı’nın tek başına tanımladığı bir yarışta yer almıyor; varış noktasını yeniden tanımlıyor. Silikon Vadisi’nde soru; “Makineler ne kadar zeki olabilir?” iken Çin’de soru şudur: “Yapay zekâ topluma nasıl entegre edilebilir ve ulusal altyapıya nasıl yerleştirilebilir?” Çin, 2017 Yeni Nesil Yapay Zekâ Geliştirme Planı’yla, 2050’ye kadar yapay zekâda global liderliği hedefliyor, Konfüçyüsçü vizyonla hareket ediyor.
Ticarette Dünyanın her yerinde, siyaseten ise “sessiz gemi”.
(10) Çin ekopolitik: Dünya ülke sanayileri Çin ara mallarına entegre yani Çin’e ekonomik olarak bağımlıyız. Marksist kurama göre; “kâr, emekçinin eksik ödenen ücreti” ise de kastedilen “eksik ödenen ücret” (artık değer) o firmada çalışanların ödenmeyen ücreti değil ülke hatta Dünya işçilerinin alamadığı ücrettir. Yani, ithal girdilerle üretim yapan firmalarda oluşan kârın önemli kısmı Çin’deki işçilere eksik ödenen ücrettir. Yani, Çin dâhil meraklısı tüm ülkeler, merkezî planlamalı sosyalizmden vazgeçmiş; “serbest piyasa ekonomisi soslu/duygusal” melezleşmelere teslim olmuşlardır.
Çin’in politikası, siyasî sorunların üstünü örterek/göz ardı ederek, görünürde ortak çıkarlara odaklanan ama sonuçta “keseri kendine yontan” bir denge üzerinden şekillenen kapsamlı ekonomik işbirlikleri kurmak ve geliştirmektir.
(11) Çin’deki Türkler: İslâmiyet’in Çin coğrafyası ile ilk buluşmasının tarihi hakkında kesin bilgi olmamakla birlikte tahminler 7. yüzyıl. Öncesinde Araplarla Çinliler arasında ilişkiler mevcut. Milat, Hz. Osman döneminde Çin’e elçi göndermesi, yıl 651. Sonrasında Çin ile Arap ve Fars Müslümanlar arasındaki ilişkiler, özellikle deniz ticareti ve İpek Yolu üzerinden kesintisiz biçimde süregelmiştir. 751, Talas Savaşı; Çin ile Müslümanlar arasındaki tek savaş olması ve Çin’in Orta Asya’daki ilerleyişini durdurması bakımından önemli. İslâmiyet bu dönemden itibaren Çin coğrafyasında hep var olagelmiş, özellikle Moğol hakimiyeti zamanında (13-14. yüzyıllar) İslâmiyet iç bölgelerde geniş kitleler tarafından kabul edilmiş, Orta Asya’dan getirilen Türk ve İranlı unsurlarsa Moğol yönetimi ile aslî unsur olan Çinliler arasında tampon görevi üstlenmişler. Moğol hakimiyetinin ardından kurulan Ming Hânedanı döneminde (17. yüzyılın ortalarına kadar) Müslümanlar, Çin topraklarında önemli bir varlık göstermişler. Çing Hânedanı döneminde Doğu Türkistan bölgesinin hakimiyet altına alınmak istenmesi üzerine girişilen işgal hareketiyle bölgenin bir kısmını ilhak edilmiş, bir kısmında da yönetim ele geçirilmiş. 19. yüzyılda gerçekleşen pek çok isyan hareketi ise kanlı bir şekilde bastırılmış, on binlerce Müslüman katledilmiş. Çin’in Doğu Türkistan’a yönelik politikası 20. yüzyıldan günümüze cumhuriyet devam etmekte. Doğu Türkistan coğrafyasının büyük bölümü hâlen Çin sınırları içinde ve “Sincan-Uygur Özerk Bölgesi” olarak tanımlanmakta. İki milyon kilometrekarelik bölgenin demografik yapısı, Çin’in iskân politikalarıyla değiştirilmiş ve Türkler azınlık konumuna düşürülmüş; yirmi beş-otuz milyon arası nüfusun yarısından fazlasının Uygur Türkü olduğu tahmin edilmektedir. Sahip olduğu yeraltı ve yerüstü kaynaklarıyla Çin için büyük önem taşıyan bölgedeki halk, yıllardır hız kesmeden sürdürülen Çin zulmüyle zordadır. Keyfi gözaltı ve hapis cezaları, inanç ve ibadet hayatına yönelik kısıtlamalar, zorunlu kürtaj uygulamaları, taciz ve tecavüz vakaları, eğitim ve ticaret hayatında çıkartılan zorluklar, gündelik yaşamı zorlaştıran bürokratik kararlar, mala el koyma gibi sayısız yöntemle insan haklarına ve uluslararası hukuka aykırı politikalar yürürlükte. Çin, sosyalizmin evrensel kuralı; halklar kendi kaderlerini çizerler ilkesine aldırmıyor.
Sözün özü: ABD’den ne eksik ne fazla! ABD Ortadoğu’da/Güney Amerika’da ne yapıyorsa, Rusya Kırım’da/Ukrayna’da ne yapıyorsa, Çin de Doğu Türkistan’da/Tayvan’da aynısının tıpkısı…
Sessiz ama oportünist bir yapı; kobra yılanının avını öldürüşünce!
Gürültünün içinde sessiz ama içten pazarlıklı yol alan Çin; ABD Ortadoğu’da debelenirken, geleceği devralmak üzere… mi? Devralabilecek “güven kapasitesi”ne sahip sahip mi? Yoksa, ABD’yi global liderlikten indirme stratejisi bir illüzyonda mı ibaret?
Teknolojide birinci, askerî güçte üçüncü. Rakibi teknolojide ikinci, askerî güçte birinci. Ötekiyse teknolojide muamma, askerî güçte ikinci.4
Âkif (1873-1936) Dünyayı terk edeli yüzyıla yakın olmuşsa da “tek dişi kalmış canavar” dimdik ayaktadır, hâlâ!
H.D.Thoreau (1817-1862) en haklımızdır, hâlâ: “Dünya hayâl gücünün tuvalinden başka bir şey değildir.”5
Hukukun, siyaset mühendisliğine kurban; uluslararası hukukun, diplomatik cambazlıklara rehin edildiği; halkların ve ülkelerin adil paylaşıma ve güvenli/güvenilir bir Dünyaya hasret bırakıldığı dramatik bir tablonun içinde yaşıyoruz.
Bundan daha acı bir hayâl gücü olabilir mi?
Müzik lütfen! Çin’de çocukların önemli hânedanlıkları kronolojik sırayla öğrenmelerini hedefleyen bir okul şarkısı: “Hânedanlıklar Şarkısı”
“Shang, Zhou, Qin, Han
Sui, Tang, Song
Yuan, Ming, Qing, Cumhuriyet
Mao Zedong”
(Yazı dizisinin “Dubai Dünyanın Neresindedir?” bölümünü okumak için; https://fikirturu.com/jeo-politika/dubai-dunyanin-neresinde/

1962, İzmir doğumlu. İşletme eğitimli. Danışmanlık şirketi kurucu ortağı. DEİK Türkiye-Tanzanya İş Konseyi Kurucu Başkanlığı yaptı (2011). Tanzanya İşbirliği Forumu Başkanı (2014-). Türkiye’de bir ilki gerçekleştirerek Afrikatürk dergisini projelendirdi ve yayımladı (2019). Afrika Menekşesi adlı öyküsü, Tarık Dursun K. Öykü Ödülü’nde “yayımlanmaya değer” bulundu (2019). Dünya Siyasetinde Afrika adlı akademik kitap serisinin bölüm yazarlarından (2020-). Afrika Şiiri’ne dair ülkemizdeki en kapsamlı araştırma-incelemeyi yaptı ve yayımladı (2021). Afrika üzerine yazıyor, seminerler veriyor, arada Afrika’da yaşıyor.
zekeriyasimsek35@gmail.com
- Başlangıçta tıbbî amaçlı kullanılmışsa da bugün Dünyanın en popüler içeceklerinden biri olarak çay, MÖ. 2737’de Çin İmparatoru Shen Nung tarafından tesadüfen keşfedildiği efsanesine dayanan yaklaşık beş bin yıllık köklü bir geçmişin sahibidir.
- Konfüçyüs (2021), Konuşmalar (Çev.Giray Fidan), İstanbul: İşKültür Yayını.
- Sun Tzu (2019), Savaş Sanatı (Çev. G.Fidan-P.Otkan), İstanbul: İşKültür Yayını.
- globalfirepower.com, erişim tarihi: 15 Mart 2025.
- Thoreau, Henry David (2018), Walden Gölü (Çev. Caner Turan), İstanbul: Say Yayını.







































