
Devlet Destekli Bir Yeraltı Dünyası: Altın Üçgen ve Küresel Narkotik Ağının Genişlemesi
İlk bölümde, CIA’in Soğuk Savaş stratejileri doğrultusunda Akdeniz üzerinden kurduğu “Batı Hattı”nı ve bu sistemin ekonomik temellerini incelemiştik. Ancak bu suç ortaklığı modelinin asıl devasa ve yıkıcı ölçeği, operasyonların Güneydoğu Asya’ya kaymasıyla ortaya çıkmıştır. Alfred W. McCoy, bu süreci “Afyon Patlaması” olarak adlandırır ve bu dönemin küresel uyuşturucu tarihindeki en kritik kırılma noktası olduğunu belirtir.
Asya Sahnesi: İdeolojik Savaşın Finansörü Olarak Afyon
İkinci Dünya Savaşı sonrası Güneydoğu Asya, komünizmin yayılmasını engellemek isteyen ABD için stratejik bir muharebe alanı haline geldi. Vietnam, Laos ve Tayland gibi ülkelerde komünist güçlere karşı savaşan yerel müttefikler bulmak ve onları finanse etmek, CIA’in birincil göreviydi.
Ancak bu bölgedeki savaş ağalarını ve milisleri desteklemek için gereken devasa fonlar, her zaman resmi bütçelerden sağlanamıyordu. Bu noktada, bölgedeki en kârlı ticari varlık olan afyon devreye girdi. CIA, “Güç Merkezli Siyasi Fırsatçılık” felsefesiyle, anti-komünist müttefiklerinin afyon üretimini ve ticaretini sadece görmezden gelmekle kalmadı, aynı zamanda bu ticaretin lojistik ve siyasi korumasını da üstlendi.
Altın Üçgen: Bir Narkotik İmparatorluğunun İnşası
McCoy’un araştırması, “Altın Üçgen” (Das Goldene Dreieck) olarak bilinen bölgenin nasıl dünyanın bir numaralı eroin kaynağına dönüştüğünü detaylandırır. Bu bölge, Burma (Myanmar), Laos ve Tayland’ın kesiştiği, merkezi otoritenin zayıf olduğu dağlık bir alandı. Peki hangi yöntemleri kullandilar?
- CIA, bu bölgedeki yerel savaş ağalarını anti-komünist cephede tutmak için onların afyon ticaretini organize etmelerine yardımcı oldu .
- Lojistik Destek: Uyuşturucu trafiği, CIA tarafından işletilen havayolları ve diğer gizli nakliye ağları kullanılarak bizzat lojistik saglandı. Bu, paranın tamamen “kayıt dışı” kalmasını ve Kongre denetiminden kaçırılmasını sağlıyordu.
- Asya’nın Laboratuvarı: Tıpkı Avrupa’daki Marsilya örneğinde olduğu gibi, Hong Kong da Asya’daki afyonun rafine edilerek yüksek saflıkta eroine dönüştürüldüğü merkez haline geldi. Buradan çıkan ürünler, Amerikan sokaklarına ve müttefik ülkelere yönlendirildi.
Sosyal Yıkım ve “İkincil Hasar / Colleteral Demage “ın ön Kabulü
CIA’nin bu operasyonel başarısinın bedeli, ev sahibi ülkelerin toplumsal dokusunun tamamen parçalanmasıydı. McCoy, bu durumu “kasten kabul edilmiş bir yan etki” olarak tanımlar ve amaclanan hedefi su sekilde tarif eder:
- Yerel savaş ağalarının uyuşturucu parasıyla güçlendirilmesi, sivil hükümetlerin, yargı sistemlerinin ve hukukun üstünlüğünün yok edilmesi yolu ile siyasal istikrarsizlık cıkarmak,
- Bağımlılık Salgını ve Tedarik zincirinin genişlemesi, sadece ABD’de değil, aynı zamanda Vietnam’daki Amerikan askerleri ve yerel halk arasında da devasa bir eroin bağımlılığı krizini tetikledi,
- ve savaşlar sona erdiğinde bile, kurulan bu finansal ve lojistik altyapı yok olmadı; aksine organize suçun elinde kalıcı bir yapıya dönüştü ve kaos sürekli hale geldi.
Peki bu politiklarin günümüze yansımaları hangi ülkelerde devam etti?
McCoy’un analizine göre, Soğuk Savaş döneminde mükemmelleştirilen bu model, günümüzdeki “Uyuşturucuyla Savaş” (War on Drugs) retoriği altında hala varlığını sürdürmektedir.
Afganistan’daki haşhaş ekimi veya Meksika’daki kartellerin yükselişi, geçmişteki bu devlet destekli suç ortaklığı modelinden bağımsız değildi. Bugünün krizleri, tarihsel olarak inşa edilmiş bu “Devlet Korumalı Yeraltı Dünyası”nın birer sonucudur. Yasaklamanın yarattığı yüksek kâr marjı ile jeopolitik çıkarların kesiştiği her noktada, bu blueprint (bu iz) yeniden devreye girmektedir.
Sistemin Karanlık Mirası
Alfred W. McCoy’un çalışması, küresel uyuşturucu ticaretinin sadece marjinal suçluların bir faaliyeti olmadığını, aksine modern jeopolitik stratejilerin ayrılmaz bir parçası olarak inşa edildiğini kanıtlamaktadır. Devletlerin kendi ideolojik amaçları uğruna küresel kriminalliği bir araç olarak kullanması, hukukun üstünlüğünü ve küresel güvenliği temelinden sarsan bir yapısal paradoks yaratmıştır.
Bugün dünya çapında devam eden uyuşturucu krizlerini ve terör finansmanını anlamak için, geçmişin bu karanlık ittifaklarına ve CIA’in başrol oynadığı “Afyon Politikası”na bakmak bir zorunluluktur. Bu sistem, geçici zaferler uğruna geleceğin toplumsal ve siyasi felaketlerini besleyen bir mekanizma olarak tarihteki yerini almıştır.


görüs21.com editoryal makaleleri, gündelik tartışmaların ötesine geçmeyi, olayları yalnızca aktarmakla yetinmeyip onları tarihsel, siyasal ve düşünsel bağlamları içinde analiz etmeyi amaçlar. Bu editoryal yaklaşım, hızın ve yüzeyselliğin hâkim olduğu dijital çağda, derinlikli düşünmenin ve entelektüel sorumluluğun hâlâ mümkün ve gerekli olduğu inancına dayanır.
görüs21.com için editoryal, yalnızca bir içerik düzenleme faaliyeti değil; aynı zamanda bir duruş, bir bilinç ve bir hafıza meselesidir. Yayınlanan her metin, popüler söylemlerin kolaycılığına kapılmadan, kavramların içini boşaltmadan ve tarihsel deneyimleri göz ardı etmeden ele alır. Faşizm, otoriterlik, demokrasi, özgürlük, savaş ve barış gibi kavramlar; sloganların değil, düşünsel ve analitik bir titizliğin konusu olarak değerlendirilir.
Editoryal makaleler, okuru hazır cevaplara yönlendirmeyi değil; soru sormaya, kuşku duymaya ve eleştirel düşünmeye davet eder.
görüs21.com editoryali, geçmişin yıkıcı deneyimlerini unutmadan, bugünün siyasal ve toplumsal gelişmelerini multidisipliner bir perspektiften soğukkanlı ama cesur bir dille ele alır. Bu nedenle her editoryal metin, yalnızca bugüne değil, yarına da not düşme iddiası taşır.






































