
Editoryal Bir Çağrı
Değerli Görüş Okuyucuları,
Hızla akan gündemin, kaotik bir dünyanın, yüzeysel ve kakofonik tartışmaların ve kolay cevapların arasından sıyrılıp bize kulak vermenizi rica ediyoruz… Görüs21.com olarak, imkânlarımız elverdiği ölçüde ama büyük bir kararlılıkla, editoryal makalelerle sizlerle birlikte olacağız.
Bizim için yayıncılık, yalnızca olup biteni aktarmak değildir. Asıl mesele; olayları tarihsel, siyasal ve düşünsel bağlamları içinde ele almak, sorular sormak ve ezberleri zorlamaktır. Çünkü biliyoruz ki, hızın dayatıldığı bu dijital çağda insanın düşünmeye, sorgulamaya ve derinleşmeye zamanı yok. Hızlı olmanın yüceltildiği ve zamanın adeta törpülendiği, insanın sadece bir işleve dönüştürüldüğü bu neoliberal cinnet çağında, hız çılgınlığının nerelere vardığını bir örnekle belirtelim:
Günümüz dünyasında ortalama şarkı süresi belirgin biçimde kısaldı; hem de sadece birkaç saniye değil. 1980 yılında listelerde yer alan bir şarkının ortalama süresi 4 dakika 13 saniyeyken, kırk yıl sonra bu süre 3 dakika 13 saniyeye düştü. Önümüzdeki yıllarda birçok hit şarkının süresinin iki dakikanın altına düşmesi bekleniyor. Bu örneği vermemizin nedeni, hız toplumunun insanı nasıl bir cendere altına aldığını istatistiksel verilerle somutlaştırmaktı. Biz bu cinnet haline teslim olmayacağız. Az olsun, temiz olsun, derli toplu olsun ama derin analizler içeren makaleler olsun.
Görüs21.com editoryali bir duruşun ifadesidir; popüler söylemlerin kolaycılığına teslim olmayan, kavramların içini boşaltmadan yazan ve hafızayı diri tutmayı önemseyen bir duruş. Faşizm, otoriterlik, demokrasi, insan hakları, özgürlük, savaş ve barış gibi kavramları sloganlara indirgemeden; düşünsel ve analitik bir titizlikle ele almayı seçtik. Böyle de devam edeceğiz!
Sevgili Görüş Okuyucuları,
Editoryal’in bu ilk makalesinde sizi yalnızca okumaya değil; düşünmeye, sorgulamaya ve bizi eleştirmeye davet ediyoruz. Sizi hızla tüketilen içeriklerin değil; kalıcı fikirlerin, derin tartışmaların ve entelektüel sorumluluğun parçası olmaya çağırıyoruz. Görüs21.com’u, bu ortak düşünce platformunu sizlerle birlikte büyütmek için yola çıktik. Baslarken bu cagrimizi yaptiktan sonra esas konumuza dönelim.
CIA, Uyuşturucu ve Küresel İstikrarsızlık
Alfred W. McCoy’un klasikleşmiş eseri olan The Politics of Heroin: CIA Complicity in the Global Drug Trade (Eroin Politikası: CIA’in Küresel Uyuşturucu Ticaretindeki Suç Ortaklığı) çalışmasındaki verilere dayanarak; ABD istihbarat servisleri ile organize suç dünyası arasındaki yapısal bağı mercek altına alacağız. Bu makalede, söz konusu ilişkinin uyuşturucu ticaretini ve belirli ülkelerdeki mafya örgütlerini kullanarak uyuşturucuyu nasıl jeopolitik bir silaha dönüştürdüğünü ve küresel istikrarsızlığı nasıl tetiklediğini inceleyeceğiz.
Alfred W. McCoy’un bu kitabı, konu hakkında son derece kapsamlı, delillerle ve titiz saha araştırmalarıyla yazılmış, başlı başına bir şaheserdir. Görüs21.com editoryali olarak, bu ilk makalemizde McCoy’un eserinde dile getirdiği görüşleri “günün anlam ve önemini” gözeterek okuyucularımız için ana başlıklar halinde derledik.

Eroin Politikası – Küresel Bir Suç Ortaklığının Anatomisi
Eser Adı: The Politics of Heroin: CIA Complicity in the Global Drug Trade Yazar: Alfred W. McCoy
Uluslararası uyuşturucu ticareti ile istihbarat servisleri arasındaki karanlık ilişkiyi anlamak istiyorsanız, bu kitap bir “başvuru kaynağı” olmanın ötesinde, modern tarihin en ağır iddianamelerinden biridir. Alfred W. McCoy, bu klasikleşmiş çalışmasında bizi Çin’deki Afyon Savaşları’ndan Vietnam’a, Marsilya’nın gizli laboratuvarlarından Afganistan ve Meksika’nın tozlu yollarına kadar uzanan dehşet verici bir yolculuga çıkarıyor.
Tehlikenin Kalbinde Bir Akademisyen
McCoy’un çalışmasını “komplo teorilerinden” ayıran en temel özellik, sunduğu sarsılmaz kanıtlar ve titiz saha araştırmasıdır. Yazar, bu devasa suç ağını deşifre etmek için sadece tozlu arşivlere girmekle kalmamış; sayısız askeri yetkili, üst düzey politikacı ve istihbarat ajanıyla görüşmüştür. Hatta araştırması sırasında uyuşturucu baronlarıyla “göz göze” gelecek kadar ileri gitmiş, hayatı pahasına bu ağın nasıl işlediğini yerinde incelemiştir.
CIA, Soğuk Savaş ve Küresel Uyuşturucu Ticaretinin Kökenleri
Modern tarihin en çok tartışılan ve en titizlikle belgelenmiş konularından biri, Amerika Birleşik Devletleri istihbarat kurumlarının, özellikle de CIA’in, küresel uyuşturucu ticaretini teşvik etme ve bu ticaretten faydalanma konusundaki yapısal suç ortaklığıdır. Alfred W. McCoy’un saha araştırmaları, üst düzey askeri ve siyasi görüşmeler ile uyuşturucu kaçakçılarının kendi itiraflarına dayanan çalışmaları, bu durumun basit bir komplo teorisi değil, devlet eliyle inşa edilmiş bir sistem olduğunu kanıtlamaktadır. Bu sistem, uyuşturucu trafiğini yerel suç vakalarından, devlet tarafından korunan küresel bir suç işletmesine dönüştürmüştür.
Yasaklama Paradoksunun ve Ekonomik Temelleri
Sistemi anlamak için öncelikle “yasaklama paradoksu” olarak adlandırılan ekonomik mekanizmaya bakmak gerekir. ABD’nin 1920’lerdeki alkol yasağı (Prohibition), bu stratejinin prototipidir. McCoy, uyuşturucuya karşı yürütülen agresif küresel savaşın, alkol yasağıyla aynı yapısal mantıkla işlediğini savunmaktadır.
Normal şartlarda bir ürün yasal ve düzenlenmiş olsaydı; fiyatı üretim, nakliye ve makul bir kâr marjı üzerinden şekillenirdi. Ancak sert bir yasaklama altında, ürüne olan talep (özellikle bağımlılık yapıcı maddelerde) değişmezliğini korurken, arz zincirindeki her adım “astronomik bir risk primi” yaratır. Bu durum, yüzde milyarlarca kâr marjı sağlar. İşte bu devasa ve kontrol edilemez para akışı, McCoy’un deyimiyle sistemin çarklarını döndüren bir “Schmiermittel” (yağlayıcı/rüşvet) işlevi görür.
Bu kontrolsüz finansal güç; yerel bir belediye başkanından gümrükteki en küçük memura kadar her seviyedeki kamu görevlisini satın almak, siyasi dokunulmazlık saglamak ve devletten bağımsız bir “gölge ekonomi / kara para”” yaratmak için kullanılır. Yasaklama; ironik bir şekilde, yok etmeyi amaçladığı suç örgütlerinin elindeki şiddeti ve sermayeyi daha da merkezileştirerek onları adeta “yenilmez” kılan bir mekanizmaya dönüşür.
Alfred W. McCoy’un bu analizi, “Uyuşturucuyla Savaş” (War on Drugs) olarak bildiğimiz sürecin neden onlarca yıldır başarısız olduğunu, hatta neden “başarılı olmamak üzere” kurgulandığını ekonomik bir dille açıklıyor.
Soğuk Savaş: „Jeopolitik Bir Gereklilik Olarak“ Suç Ortaklığı
İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından başlayan Soğuk Savaş, bu ekonomik zemini operasyonel bir stratejiye dönüştürdü. Nükleer silahlanma çağında, Sovyet bloğuyla doğrudan askeri bir çatışma çok riskli ve maliyetliydi. Bu nedenle ABD, “gizli yöntemleri” (covert methods) birincil araç haline getirdi.
Bu dönemin ana felsefesi “Güç Merkezli Siyasi Fırsatçılık” (Machtzentrierter Politische Opportunismus) idi. Temel hedef, komünizmin yayılmasını ne pahasına olursa olsun engellemekti. Bu uğurda etik mülahazalar, yasal sınırlar ve uzun vadeli toplumsal sonuçlar ikincil plana itildi.
CIA için uzak ve istikrarsız bölgelerde sıfırdan istihbarat ağı kurmak yerine, sahada halihazırda var olan güçlü suç yapılarını, yerel mafyaları ve bölgesel savaş ağlarını kullanmak pragmatik bir yöntem olarakk görüldü. Bu gruplar yerel bağlara, kaçakçılık ağlarına ve paramiliter güçlere sahipti. Onları birer “hazır varlık” (ready-made asset) olarak kullanmak, operasyonların hem hızlı hem de inkar edilebilir (deniable) olmasını sağlıyordu.
Kendi Kendini Finanse Eden Operasyon Modeli
Bu modelin en sarsıcı yanı, gizli operasyonların uyuşturucu ticaretiyle finanse edilmesidir. Suç örgütleri zaten tüm tedarik zincirini (ekim, işleme ve kaçakçılık yolları) kontrol ediyordu. CIA bu grupları müttefik olarak seçtiğinde, uyuşturucudan elde edilen devasa kar doğrudan jeopolitik amaçlara aktarılabiliyordu.
Bu paranın “kayıt dışı” olması, Kongre denetiminden tamamen muaf tutulmasını sağlıyordu. Örneğin, Güneydoğu Asya’da komünizm karşıtı bir milis gücü finanse etmek için harcanan para, müttefik savaş ağalarının afyon üretiminden geliyordu. Böylece ABD Hazinesi’nden tek bir kuruş çıkmadan savaşlar yürütülebiliyordu. “İnkar edilebilirlik” (deniability) bir hata değil, sistemin en temel özelliğiydi.
İkincil Hasar (collateral Damage) Olarak Toplumsal Yıkım
Bu hesaplı -kitaplı suç ortaklığı, “ikincil hasar / collateral damage)“ adı altında korkunç toplumsal Yıkımı ve maliyetleri de beraberinde getirdi. ABD müttefiki suç örgütlerini güçlendirmek, sadece hedef bölgeleri değil, aynı zamanda ABD iç pazarını da vurdu. Uyuşturucu tüketimindeki artış, suç patlaması ve hedefe konulan ülkelerin siyasi istikrarının çöküşü, komünizmle mücadele uğruna “kabul edilebilir maliyetler” olarak görüldü. McCoy’un bu degerli eseri bir ülkenin demokratik ideallerle kurulmuş olmasına rağmen, jeopolitik zafer uğruna müttefiklerinin yargı sistemlerini ve hukuk kurallarını bile nasıl kasten sabote edebildiğini göstermektedir.
Uyusturucu Ticaretinin Batı Hattı: Sicilya ve Marsilya Örnekleri:
Bu lanetli sistem tam ölçekli olarak Asya’ya yayılmadan önce, Batı hattı Akdeniz üzerinden kuruldu.
Sicilya (Mafya’nın Anavatanı): İkinci Dünya Savaşı sırasında ABD, İtalya’nın SSCB yörüngesine girmesini engellemek için Sicilya mafyasıyla ittifak kurdu. Mafya, komünist sendikaları ezmek ve yerel asayişi sağlamak karşılığında “devlet koruması” aldı. Bu, organize suçun jeopolitik güvenlik kisvesi altında yükseldiği, korunup kollandigi ilk „ders kitabı“ örneğiydi.
Marsilya (Amerika’nın Eroin Laboratuvarı): Sicilya lojistik ve koruma sağlıyor, Marsilya ise endüstriyel bir işleme merkeziydi. CIA, Marsilya limanındaki komünist etkisini kırmak için Korsika sendikalarını destekledi. Karşılığında, bu grupların Orta Doğu’dan gelen ham afyonu saf eroine dönüştüren laboratuvarlarını serbestçe işletmelerine göz yumuldu. Bu ağ, Hollywood filmlerinden çok önce kurulan gerçek “Fransız Bağlantısı”ydı (French Connection).
Marsilya: Amerika’nın Eroin Laboratuvarı ve Gerçek “French Connection”
Sistemin Avrupa ayağında görev paylaşımı netti: Sicilya lojistik ve koruma sağlıyor, Marsilya ise tam teşekküllü bir uyusturucu endüstriyel işleme merkezi olarak faaliyet gösteriyordu.
CIA, Soğuk Savaş stratejisi gereği Marsilya limanındaki güçlü komünist etkisini kırmak ve liman kontrolünü ele geçirmek için kentin yeraltı dünyasına hakim olan Korsika Mafyasını destekledi. Bu kirli ittifakın karşılığında, Korsikalı grupların Orta Doğu’dan gelen ham afyonu yüksek saflıkta eroine dönüştüren laboratuvarlarını serbestçe işletmelerine göz yumuldu.
Bu ilişki ağı, 1971 yapımı efsanevi “The French Connection” (Kanunun Kuvveti) filmiyle Hollywood’da ölümsüzleşmeden çok önce kurulmuş olan gerçek “Fransız Bağlantısı”ydı. Film, her ne kadar uyuşturucuyla mücadele eden polislerin kahramanlıklarına odaklansa da, aslında arka planda devletlerin jeopolitik çıkarları uğruna yeşerttiği ve koruduğu devasa bir suç mekanizmasının sadece bir kesitini sunuyordu. Sinema perdesinde izlediğimiz o amansız kovalamacaların kaynağı, gerçek hayatta CIA’in “komünizmle mücadele” adına limanlarda yol verdiği suç şebekelerinin ta kendisiydi.
Böylece Marsilya, on binlerce insanın hayatını karartacak olan eroinin dünyaya dağıtıldığı, “devlet onaylı” bir merkez haline dönüştü.
Kalıcı Miras: Devlet Korumalı Yeraltı Dünyası
McCoy’un çalışmasının en sarsıcı ve can alıcı noktası, bu kriminel yapıların Soğuk Savaş sona erdikten sonra dahi ortadan kalkmamış olmasıdır. Aksine; süreç içerisinde kurulan finansal altyapı, yozlaşmış bürokratik ağlar ve istikrarsızlaştırılmış bölgeler kalıcı birer gerçekliğe dönüştü. “Devlet korumalı yeraltı dünyası” (staatlich verdeckte Unterwelt), artık sadece organize suçun kendi başına yürüttüğü faaliyetlerle sınırlı kalmamış; devlet koruması altındaki bu suç örgütleri, mevcut yapılarıyla devlet mekanizmasıyla yapısal olarak bütünleşmiştir.
Bugün Afganistan’daki haşhaş tarlalarından Meksika’daki kanlı kartel savaşlarına kadar tanıklık ettiğimiz krizlerin kökeninde, Soğuk Savaş döneminde jeopolitik bir araç olarak mükemmelleştirilen bu “blueprint” (taslak) yatmaktadır. Bu sistemin tetiklediği şiddet sarmalı, modern organize suçun ana motorlarının aslında bizzat devlet stratejileri ve istihbarat operasyonları eliyle inşa edildiğini kanıtlamaktadır.
Bugün yayımladığımız ilk bölümde, uyuşturucu ticaretinin “Batı Hattı”nı (Marsilya-Sicilya aksı) ve CIA’in bu kirli mekanizmadaki yapısal rolünü inceledik. Yarın yayımlanacak olan yazı dizimizin ikinci bölümünde ise odağımızı tamamen Doğu’ya çeviriyoruz.
Yarın: Editoryal II. Bölüm – Asya Sahnesi: Altın Üçgen ve Küresel Narkotik İmparatorluğu

görüs21.com editoryal makaleleri, gündelik tartışmaların ötesine geçmeyi, olayları yalnızca aktarmakla yetinmeyip onları tarihsel, siyasal ve düşünsel bağlamları içinde analiz etmeyi amaçlar. Bu editoryal yaklaşım, hızın ve yüzeyselliğin hâkim olduğu dijital çağda, derinlikli düşünmenin ve entelektüel sorumluluğun hâlâ mümkün ve gerekli olduğu inancına dayanır.
görüs21.com için editoryal, yalnızca bir içerik düzenleme faaliyeti değil; aynı zamanda bir duruş, bir bilinç ve bir hafıza meselesidir. Yayınlanan her metin, popüler söylemlerin kolaycılığına kapılmadan, kavramların içini boşaltmadan ve tarihsel deneyimleri göz ardı etmeden ele alır. Faşizm, otoriterlik, demokrasi, özgürlük, savaş ve barış gibi kavramlar; sloganların değil, düşünsel ve analitik bir titizliğin konusu olarak değerlendirilir.
Editoryal makaleler, okuru hazır cevaplara yönlendirmeyi değil; soru sormaya, kuşku duymaya ve eleştirel düşünmeye davet eder.
görüs21.com editoryali, geçmişin yıkıcı deneyimlerini unutmadan, bugünün siyasal ve toplumsal gelişmelerini multidisipliner bir perspektiften soğukkanlı ama cesur bir dille ele alır. Bu nedenle her editoryal metin, yalnızca bugüne değil, yarına da not düşme iddiası taşır.








































