Fotograf: Münzberg Forum, Berlin.

Owen Hatherley*

1920’ler ve 30’larda Alman yayıncı Willi Münzenberg, büyük ticari çıkar gruplarını korkutan bir dergi, gazete ve film stüdyoları ağı kurdu. Bu, tarihteki en büyük sol medya operasyonu oldu.

Solda, medyadan şikayet ederek çok zaman harcıyoruz. Elbette çoğu gazete ve yayıncının özünde Sola düşman olduğu doğru. Öyleler ve öyle kalacaklar. Sorun daha çok, yakınmak için Guardian gibi özel sektöre ait platformları kullanarak gösterdiğimiz, hayal gücümüzün eksikliği. Elbette Guardian liberal bir gazete, liberaller adına konuşuyor ve her zaman da öyle oldu – bizim hakkımızda (sol) hoşumuza gidecek şekilde haber yapmamalarında vurgulanması gereken nokta, bu durumun kendi medyamızın yokluğunun bir yan etkisi olduğudur.

Elbette, son birkaç yıldır, bu yokluğun neden olduğu boşluğu doldurmaya çalışan çok yayın organı oldu – İngiltere’de Novara, Red Pepper, New Socialist, Double Down News ve tabii ki Tribune; ancak kaynaklarımız kıyaslandığında yetersiz ve günlük palavra sağanağına karşı gerçekçi bir şekilde yapabileceklerimizi sınırlıyor. Bu kaynaklara sahip olsaydık ne olabilirdi?

Bir sol örgütün bu kaynaklara sahip olduğu ve sonuna kadar kullandığı harika bir tarihi örnek var – yani, bir tarihçinin ‘Marksist bir Rupert Murdoch’ olarak adlandırdığı adamın, Alman Komünist Willi Münzenberg’in yönetimindeki, Weimar Cumhuriyeti’nin Alman solcu basını. Dünyanın en büyük ve en başarılı medya kuruluşlarından birini yöneten bu figür günümüzde çoğunlukla unutuluyor; bir zamanlar Walter Laqueur’un sözleriyle ‘dahi bir kültür emprezaryosu (yönetici)’ olarak hatırlanan Münzenberg’in adı, şimdilerde sadece Kızıl Milyarder (oysa Münzenberg mütevazı bir yaşam sürmüş ve beş parasız ölmüştü) türünden, komünist propagandası tarafından ‘kandırılan’, ‘yararlı aptallar’ hakkında yazılmış ifşa kitaplarında geçiyor.

Resimli İşçi Gazetesi Manşetleri (Arbeiter Illustrierte Zeitung / AIZ)

John Green’in Routledge tarafından yeni yayınlanan kitabı Willi Münzenberg – Fighter against Fascism and Stalinism (Willi Münzenberg – Faşizm ve Stalinizme Karşı Savaşan Adam), Sol için gerçekten yararlı olan bu adam hakkında İngilizce yazılmış ilk kitap. Kitabın yavan üslubu ödülü hak etmese de, yeniden dirilen bir Solun hala başkalarının politik dilinden konuşmak zorunda kaldığı 2008 sonrası dönem için çok önemli bir şey yapıyor. Bize gerçekten büyük ölçekli bir sol medyanın neye benzeyebileceğini gösteriyor ve ona karşı çıkan güçlerin genellikle solun kendi içinden geleceğini hatırlatıyor.

Münzenberg, Alman Komünist Partisi liderleri arasında işçi sınıfından gelen az sayıda kişiden biriydi- babası, bölgenin sanayi kenti Erfurt’ta fırıncıydı ve Münzenberg, gençliğinde bir ayakkabı fabrikasında çalışırken sosyalist bir aktivist olmuştu. Sosyal Demokrat Parti’nin en sol kanadında bir gençlik örgütleyicisi olarak hızla yükseldi ve Birinci Dünya Savaşı sırasında İsviçre’de sürgünde iken Lenin ile tanışarak arkadaş oldu.

Savaştan sonra yeni Alman Komünist Partisi kurulduğunda, Münzenberg ilk başta partinin hizipçi aşırı solundaydı. Yeni parti seçimlere katılmaya ve ittifaklar aramaya karar verip ve Komünist Gençlik Enternasyonali’ndeki liderlik rolünden uzaklaştırıldıktan sonra, Lenin, Münzenberg’in örgütsel yeteneklerini devrim sonrası İç Savaş sırasında Ukrayna ve batı Rusya’yı kasıp kavuran kıtlıkla mücadele eden bir yardım fonunun yöneticisi olarak kullanmanın daha iyi olacağına karar verdi. Bu ilginç başlangıçtan itibaren Münzenberg, tarihin en başarılı sol medya kuruluşunu kademeli olarak inşa etti.

Uluslararası kıtlıkla mücadele çabaları o günlerde ABD hükümeti ve Hıristiyan hayır kurumları tarafından yönetiliyordu. Bu kurumların becerilerine ve olası siyasi etkilerine şüpheyle bakan Lenin, bu çalışmaların sendikaların ve işçi partilerinin bağış toplama çabalarıyla desteklenmesini istedi; Münzenberg, Almanca’da IAH (Internationale Arbeiterhilfe / Uluslararası İşçi Yardımı), Rusça’da Mezhrabpom ve İngilizce’de International Workers AID olarak bilinen bu organizasyonu, dünyadaki sosyalist ve işçi örgütleri arasında para ve yardım toplayan, gerçek anlamda uluslararası bir kuruluş olarak kurdu. Kıtlığın hafifletimesinde büyük başarı elde etti ve milyonlarca hayatın kurtarılmasına yardım ettiği kabul eden bu kurum, kıtlık sona erdiğinde de kapatılmadı.

Daha sonra bu ağı kullanmaya yönelik ilk girişim SSCB’de fabrikalar işletmekti – bu girişim, hevesli Almanların köylere ve sanayi kasabalarına çılgınca, uygun olmayan planlarla gelip, hızla Rusya gerçekliğiyle yüzleşmesiyle tam bir başarısızlık oldu. Münzenberg’in bu bağlantıları kullanarak, yavaş yavaş solun gazetelerini ele geçirecek, film stüdyoları ve dağıtımcılar açarak bunları o zamana kadar kapitalist basının gazete baronları tarafından yönetilenler kadar modern, etkili, hızlı ve olabildiğince düzgün bir medyaya dönüştürecek bir ‘tröst’ inşa etme girişimi ise başarılı oldu.

Bunun bir örneği filmlerdi. Münzenberg’in Prometheus ve World Film gibi film şirketleri, Potemkin Zırhlısı gibi – Sovyetler Birliği’nde ticari başarı yakalayamayan, Münzenberg tröstünün Almanya’da bir gişe rekoruna dönüştürdüğü- ünlü Sovyet filmlerinin lisans ve yayın haklarına sahip olmakla kalmadı, aynı zamanda Sovyet montaj klasiklerinden Ana’dan, fütürist yapılandırmacı bilim kurgu tuhaflığı Aelita‘ya; Rahibe Krause’nin Mutluluğa Yolculuğu ve Bertolt Brecht ve Slatan Dudow’un harika Kuhle Wampe ya da Dünyanın Sahibi Kimlerdir?’i gibi Alman Solu’nun klasiklerine kadar uzanan, kendi filmlerini de yaptılar. Bu filmler profesyonel, eğlenceli, kapsayıcı, karmaşık ve deneyseldi ve çoğu -Alman sansürcüleri tarafından yasaklanmaktan kaçmayı başardıklarında – büyük hit oldular.

Bunlar, gazetelerin ve özellikle de yaygın şekilde taklit edilen, adı AIZ olarak kısaltılmış Arbeiter Illustrierte Zeitung veya Resimli İşçi Gazetesi gibi, resimli dergilere eşlik ettiler. Bu, Münzenberg Vakfı’nın 1924’ten itibaren çok farklı bir şeye dönüştüğü Resimli Sovyet Rusya adlı, jargonla dolu, kötü basılmış bir propaganda dergisi olarak başladı. AIZ gibi dergiler, kaliteli kağıdı, yenilikçi tasarımı, John Heartfield’ın fotomontajlarını, parlak fotoğraflı-röportajları ve iyi makaleleri birleştirdi ve birkaç skandalı ana akım basından önce ortaya çıkardı.

Münzenberg için bu gazete ve dergilerin görünüşü hem kapitalist basınla gazete bayisinde rekabet edebilmek, hem de yeni medyanın demokratik potansiyelini göstermesi açısından çok önemliydi. Münzenberg için fotoğraf, sınıf savaşında bir silahtı ve gazeteleri, kendine ait The Worker Photographer gibi bir yayına bile sahip olan popüler “işçi fotoğrafçılığı” hareketine sponsor oldu. “Tröst” tarafından, bu fikirleri hâlihazırda saflara kazandırılmış olan kişilerin çok ötesine yayan kulüpler ve okuma grupları ağları oluşturuldu.

Dahası, IAH’nin (Uluslararası İşçi Yardımı) kaynakları ve ağları kullanılarak düzenli olarak cephe kampanyaları oluşturuldu. Bunlardan bazıları, elbette, önde gelen entelektüelleri ve tanınmış kişileri soluk kesen ‘Geleceği gördüm’ türünde propaganda makaleleri yazmak üzere Sovyetler Birliği’ne götürmek amacıyla düzenlenmişti, ancak Green, ister 1926 Genel Grevi sırasında İngiliz sendikacıları, ister ertesi yıl Şangay’daki kitlesel grevlerde Çinli tekstil işçileri destekleme kampanyası olsun, daha kalıcı bağlantılara dikkat çekiyor. Bu bağlantılar, 1955’teki ünlü Bandung Konferansı’nda Endonezyalı lider Sukarno’nun nihayetinde muzaffer bir küresel kurtuluş hareketinin başlangıcı olarak kabul edeceği bir örgütler ağı olan Emperyalizm ve ve Sömürgeciliğe Karşı Birlik ile doruğa ulaştı.

Münzenberg Tröstü’nün gelişimi boyunca, Münzenberg ve şirketleri, Komünist Enternasyonal ve Alman Komünist Partisi’nin (KPD) finansmanıyla, ancak mesafesini koruyarak çalıştı. Sosyal Demokratlar veya Liberallerle temasın resmi olarak yasaklandığı dönemlerde bile Münzenberg’in gazeteleri, Almanya’nın en saygın ve en çok okunan yazarlarından biri olan pasifist sol-liberal Kurt Tucholsky gibi figürlere yayınlarında düzenli olarak yer veriyordu. Bu durum, 1920’lerin sonlarında saldırılara yol açtı. Münzenberg, kurumlarını “Siyasi hayata hiç bulaşmayan” ve sol görüşün “Komünist Parti propagandasına kulak vermeyen milyonlarca kayıtsız ve umursamaz işçinin ilgisini çekme” yönünde bir girişim olarak savundu. IAH (Uluslararası İşçi Yardımı) bağlantılı yayınların satışları ve etkisi açısından değerlendirildiğinde, bunların, kesinlikle Komünist gazetesi The Red Flag gibi keskin ve buyurgan resmi yayınlardan daha başarılı olduğu açıktı; ancak Alman Komünist Partisinin jargon, hizipçilik ve saflarına katılanlara yönelik vaaz verme tercihine yönelik bu üstü örtülü saldırı gözden kaçmadı.

Komünistler ve Sosyalistler arasındaki çekişme ve liberallerin ve muhafazakarların ilgisizliği Hitler’in Reichstag’a girmesine yardımcı olurken, iyi dergilerin ve popüler filmlerin yeterli olmadığı açıktı. Naziler iktidara geldiğinde Münzenberg sahte bir pasaportla Almanya’dan kaçtı ve hayatının geri kalanını Fransa’da geçirdi. Örgütlerinin 1934’teki “Reichstag davasına” karşı yürüttüğü kampanyada en büyük başarısını sürgünde yakalayacaktı. Bulgar Komünist Georgi Dimitrov, Alman Parlamentosunu ateşe verdiği iddiasıyla yeni Üçüncü Reich döneminde yargılanıyordu. Bu suçlamanın kurgudan başka bir şey olmadığına dair karşı kanıt, Münzenberg tarafından Almanya’da geniş çapta ve gizlice dağıtılan bir “Kahverengi Kitap” ta bir araya getirildi. Kitap, Dimitrov’un beraat etmesi ve davacı Hermann Goering’in aşağılanmasıyla geniş çapta itibar kazandı; Naziler bir daha bağımsız bir yargılama hatasına düşmediler.

Münzenberg, Faşizmin yükselişinin, etkili propaganda konusundaki fikirlerini ve ittifak ihtiyacının önemini kanıtladığına inanıyordu – hizipçi bir gençlik lideri olduğu günlerinden bu yana çok uzun bir yol kat etmişti. Weimar Cumhuriyeti’nde bile, son derece başarılı gazetesi Welt am Abend‘i, Komintern’in (Komünist Enternasyonal), Sosyal Demokratların da en az gerçek Faşistler kadar kötü ‘Sosyal Faşistler’ olduğu şeklindeki söylemini yaymak için kullanmayı reddetti; Naziler, Josef Goebbels tarafından yönetilen gazete, slogan, film ve mitinglerin propaganda saldırısıyla iktidara geldiğinde, Münzenberg tüyler ürpertici biçimde haklı çıktığını gördü. Ancak bağımsız fikirli, mesafeli bir yönetici olduğundan, Komünist liderlik tarafından kendisine güvenilmiyordu. Münzenberg, Temmuz 1933’te Stalin’e yazdığı, daha sonra kaderini belirleyecek bir mektupta hayal kırıklıklarının bir kısmını dile getirdi. Daha sonra uluslararası Komünist hareketin gazetesinin ‘Kalıcı Bir Barış İçin, Bir Halkın Demokrasisi İçin’ olarak adlandırılmasında ısrar edecek olan Stalin, açıkçası sofistike medya teorisiyle ilgilenmiyordu. Green, o andan itibaren Münzenberg’in hedef haline geldiğini ve Sovyet arşivlerinin 1937’de Stalin ve açıkçası nankörlük eden Dimitrov’un Münzenberg’i bir “Troçkist” olarak ortadan kaldırmaya karar verdiklerini ortaya koyduğunu öne sürüyor.

Bu arada sürgündeki Alman partisi, Münzerberg’i son derece kibirli buluyordu; 1937’de Propaganda as a Weapon (Bir Silah Olarak Propaganda) adlı kitabını yayınladığında kendisine saldırdılar. Bilhassa, Nazi propagandasının derin psikolojik etkisini ve Sol’un bununla etkili bir şekilde mücadele edemediğini kabul etmesine gücenmişlerdi. Münzenberg 1933’te Stalin’e yazdığı mektupta, Naziler “örnek filmlerimizi ve kutlamalarımızı ve kitlesel kampanyalarımızı organize etme yöntem ve yollarını taklit ediyorlar” diyor ve bu medya kampanyalarının, kendisine “Amerikan kışkırtıcısı lakabı takılmasına” yol açtığını belirtiyordu. Daha da kötüsü – daha sonra Doğu Alman devletinin liderlerinden biri olacak olan Wilhelm Pieck – kitabı şiddetle eleştirirken Münzenberg’in “Marksizmi hiç kullanmadığını, daha ziyade idealist-psikolojik bir metodoloji kullandığını” öne sürüyordu. Anlaşılan, Faşizmi yenmenin yolu Marx ve Engels’ten alıntı yapmak ve yapmayanları kınamaktan geçiyordu.

Münzenberg Partiden ayrılarak solda bağımsız bir basın kurdu ve son gazetesi Die Zukunft, yani Gelecek’te göstermelik duruşmaları ve özellikle Nazi-Sovyet Paktı’nı kınadı. 1940’ta Fransa’nın işgali sırasında Münzenberg, küçük bir köyde şüpheli bir şekilde asılı bulundu; Green, öldürüldüğüne dair kesin bir kanıt olmadığını açıkça belirtiyor, ancak okuyucuya hem Stalin döneminin İçişleri Halk Komiserliği Narodny Komissariat Vnutrennih Del’in, hem de Gestapo’nun onu sürekli izlediğini hatırlatıyor. Münzenberg 1937’de, Stalin ve gizli polisleri “diğerleri gibi beni de vuracaklar, on yıl sonra büyük bir hata yaptıklarını söyleyecekler” demişti. Sonunda Doğu Almanya’da bir kahraman olarak anılması için 20 yıl kadar bir süre geçti, ama başka yerlerde yavaş yavaş unutulmaya başlandı.

İngiltere’deki bağlantıları arasında, Münzenberg’in bir zamanlar Faşizm tehlikesine karşı farkındalık yaratmak için ABD’ye yaptığı bir konuşma turuna birlikte gittiği Ellen Wilkinson, George Lansbury ve Aneurin Bevan gibi İşçi Partisi milletvekilleri vardı; Green’in kitabında, İngiliz gizli servisinin Münzenberg’i izlemesiyle ilgili ilginç bir bölümde ortaya koyduğu gibi, İşçi Partisi liderliği, Uluslararası İşçi Yardımı bağlantılı örgütleri yasaklamıştı ve onlarla ilişkileri olan üyeler hakkında MI5’e bilgi veriyordu. Ancak İngiliz Solu, hiçbir zaman IAH’ın (Uluslararası İşçi Yardımı) yaptığı gibi kurumlar inşa etmeye gerçekten girişmedi; medya, film, televizyon ve benzerlerinin kara büyüsüne karşı uzun zaman şüpheyle yaklaştı.

Altmışlarda sendikalar Daily Herald‘ı sattıktan sonra, Britanya Solunun günlük gazetesi kalmadı. Diğer ülkelerde, 1968 Solu, Tageszeitung, Il Manifesto veya Liberation gibi günlük gazeteler etrafında kalıcı medya oluşturdu, ancak burada, çalışanlarının çoğu işten atıldıktan sonra yavaş yavaş şimdiki bedava turist gazetesi konumuna düşen Time Out Yeni Sol’un yayınlarının hayatta kalan tek örneğidir. Bu, Alman Komünist medyasının hikayesini çok çarpıcı kılıyor – bu medya, düşmanının sahip olduğu ayni silahlarla savaştı ve bunu bir süre gerçekten çok başarılı bir şekilde yaptı.

Willi Münzenberg’in hikayesi, bazı yönlerden kendi zamanına dayanıyor – SSCB kültü, Komintern bağlantısıyla gelen büyük finansman, artık herkesin doğumundan itibaren içine daldığı, tamamen normal bir mecra olan fotoğraf ve filmin yeniliği. Benzer bir şey deneyecek olsaydık, bu deneme farklı görünür ve farklı platformlar ile farklı teknolojiler kullanırdı. Ancak Münzenberg’in Marksist bir medya imparatoru olarak kariyeri, bir başkasınınkinden şikayet etmek yerine kendi medyamızı oluşturmaya karar verdiğimizde neler yapabileceğimizin sadece bir kısmını gösteriyor.

Owen Hatherley, Tribune’un kültür editörüdür. Son kitabı Red Metropolis: Socialism and the Government of London, Repeater Books tarafından yayınlandı.*

Bu makale Tribune’da yayınlanan İngilizce orijinalinden Türkçeye çevrilmiştir.

Çeviren: Irmak Gümüşbaş