Photograph of General Franco with winter cloak.
Tüm bilimsel araştırmalara rağmen toplum genel olarak, Francoizmin ve onun tarihsel oluşumunun ortak bir hafızasına henüz sahip degil. Foto: Biblioteca Virtual de Defensa / Wikimedia

VICENT GALIANA I CANO*

İspanyol diktatör Francisco Franko’nun ailesi, 1938’den beri işgal ettiği yazlık saraydan nihayet çıkartıldı. Bu el değiştirme, İspanya’nın geçmişiyle nasıl yüzleşmeye başladığını gösteriyor – ama aynı zamanda hâlâ Franko destekçilerinin elinde olan muazzam gayrimenkul ve sermaye gücüne işaret ediyor.

10 Aralık’ta Pazo de Meirás malikanesi İspanyol devletinin eline geçti ve sonunda Franko ailesinin mülkü olmaktan çıktı. Geniş çapta kutlanan devir işlemi, mahkemelerin 1938’de bu mülkün kendi kendini başkan ilan eden devlet başkanına bağışlanması kararını iptal ettiği Eylül ayından beri bekleniyordu.

Ancak bu haber, Franko’nun yazlık sarayının kaderinden çok daha fazlasını içeriyor. Sarayın devri, Franko dönemiyle ilgili hakikat, adalet ve tazminatlardaki küçük ilerlemelerin yanı sıra tarihsel anlatıyla ilgili kavganın, İspanya’nın travmatik geçmişinin ele alınmasını medya tartışmalarının ana konusu haline getirdiği bir anda geldi.

Pazo de Meirás’ın iadesi, İspanya’nın tarihini ve bununla bağlantılı politikaları nasıl ele aldığı konusunda bir dönüm noktası olabilir. İlk kez, medyanın dikkati diktatörlük ve onun görevlileri tarafından gerçekleştirilen ekonomik yağma, baskı ve emek sömürüsüne çevrilmiş durumda.

Henüz bu hamlenin tüm olası sonuçlarını bilmiyoruz. Şimdilik, Franko’nun mirasçıları, ailelerinin zenginliğini araştıran çeşitli gazeteci ve araştırmacıların sözde “nefret söylemi” üzerine yasal işlem başlattı. Bir Madrid mahkemesi davayı görmeyi kabul etti.

Faşist diktatör Francisco Franko’nun ailesi, 1938’den beri işgal ettiği yazlık sarayın anti – faşistler tarafından işgali: Frankoizmo; bir daha asla!

Peki, diktatörün ölümünün üzerinden geçen kırk beş yılda – İspanya şu anda zararların tazmin edilmesi çağrısına olumlu bakan bir hükümete sahipken bile – gerçekten ne değişti? Hâlâ yapılması gereken neler var ve bu, İspanya’nın kurumlarının, tarihsel bellek hareketlerinin ve genel olarak toplumun önüne ne gibi zorluklar koyuyor.

Frankoculuk neydi?

Frankoculuğun niteliği ve tarihsel gelişimi hakkında tarihçiler arasında uzun süredir karmaşık tartışmalar yaşanıyor. Ancak akademik ilerlemelere rağmen, toplum genel olarak henüz ortak herhangi bir anlatıyı benimsemedi. Çeşitli sembolik hatıraların bir arada bulunması, sorunun kurumsal tanımının olmaması ve on yıllardır sessizliğin dayatılması, halkın kilit tartışmalara katılmasını zorlaştırdı. Bu, travmatik bir geçmişin yaralarıyla yüzleşmek – ve onları iyileştirmek -isteyen demokratik toplumlar için önemlidir.

Ancak tek sorun bu değil. Çünkü bugünün İspanya’sında bile, ülkeyi ayakta tutan kurumların bazılarında var olan Franko yanlısı inkarcılık ile yaşıyoruz. Frankoculuk savunusunun kamusal alanda kalıcı, kurumsallaşmış bir varlığı vardır ve aslında diktatörün miras bıraktığı kurumlar, devletin siyasi, sosyal ve ekonomik yaşamının düzenleyici bir unsuru olmaya devam etmektedir.

Son on yıllarda, demokratik bellek kültürü adına gelişen – esasen rejim tarafından “kaybedilen” binlerce insanı ihya etmek ve bilgi edinme hakkı konusunda ısrar etmekle bağlantılı – toplumsal mücadeleler bir anlamda tarih bilimindeki gelişmelerle paralel olarak gelişti.

Bu dönüşüm süreci uzun ve karmaşıktı, ancak bazı temel özelliklerini tanımlayabiliriz. Tarihsel araştırmalar söz konusu olduğunda, genel olarak mağdur sayısına odaklanan nicel araştırmalardan, baskının birçok somut ve özel yönüne dair yeni odaklanmalara doğru bir geçiş olmuştur.

Toplumsal anlamda, geçmişe yönelik – tek tip ama aynı zamanda marjinal – açıkça siyasallaştırılmış bir bağlılıktan, tarihsel bellek söyleminin İspanyol toplumunda göreceli bir hegemonya kurduğu bir duruma doğru bir ilerleme olmuştur. Bir toplumsal çoğunluk, tarihsel bellek hareketinin taleplerini benimsemiştir ve kurumların gecikmeden harekete geçmesi gerektiğini kabul etmektedir.

Ancak burada çelişkiler var. Bu süreç aslında, İç Savaş’ın özellikle siyasi mirasının aşamalı olarak azalmasıyla el ele gitti. Zira, bu travmatik geçmişin algılanma biçimleri son on yıllarda değişime uğradı. İç Savaş, “demokratlar ve faşistler arasındaki bir savaştan” veya “toplumsal dönüşüm (/ devrim) ile faşizm arasındaki savaştan” bir “insani trajediye”, “kolektif bir hataya” veya “trajik bir tarihsel döneme” dönüştü.

Franco’nun 1975’teki ölümünden sonra inşa edilen demokratik düzen, görüş ayrılıklarının üstesinden gelmek üzerine inşa edilecekse (ki bu artık karşılıklı uzlaşmaya dayanmak zorunda olacaktır), iç Savaş bize günümüze dair çıkarılmayan dersler dersler, oluşturulmayan değer yargıları veya içyüzü iç yüzü anlaşılmayan bir süreç olarak sunuldu. iç savaşın gerçek derinliği ancak bağlamından soyutlanarak anlaşılabilecek bir kardeş kavgası olduğu iddia edildi.

Bu nedenle bu iç Savaş, mağdurları veya failleri; ekonomik gündemleri veya toplumsal adalet talepleri; halkı ve oligarşisi; fatihleri ve fethedilenleri olmayan bir çatışma olarak algılanır. Bu sadece bir hataydı, unutulması gereken bir geçmişti: mevcut kral VI. Felipe’nin dediği gibi “uzun bir çatışma ve bölünme dönemi”. Bu söylem ve travmatik geçmiş medyanın artan ilgisini meşgul edince ilgi görmeye başladı.

Bellek Politikası: Propaganda ve Eylemsizlik

Bu aslında tarihsel bellekle bağlantılı önceki yasama önlemleri döneminde görünür durumdaydı. Ekim 2007’de İspanyol parlamentosu, bu tedbirin vaat edilmesinden üç yıl sonra, mağdurların haklarını tanıyan ve genişleten bir yasa çıkardı. Buna, İç Savaş ve diktatörlük sırasında zulüm veya şiddete maruz kalmış olanları desteklemeyi vaat eden önlemler eşlik etti.

“52/2007 ” olarak anılan bu yasa, 1990’ların ortalarından beri büyüyen ve 1975 sonrası demokrasiye geçişten bu yana diktatörlüğün sahip olduğu cezasızlık durumuna sınırlama gereksiniminde ısrar eden, tarihsel-bellek hareketinin taleplerine bir cevaptı. Hareket, toplumun İç Savaş ve Franko baskısının etkileri konusundaki farkındalığını artıracak mekanizmaların yanı sıra, akademik çalışmalara ve kayıpların bulunmasına destek çağrısında bulundu.

Yasa tasarısını önerenlere göre, bu 2007 Yasası, “tarihimiz hakkında farkındalığa ve demokratik bir bellek kültürünün teşvik edilmesine yönelik politikalar uygulamak için kamu yetkililerine temel oluşturacak”tı. Ancak son maddeleri İspanyol toplumunda büyük bir muhalefete yol açtı. Muhafazakârlardan gelen öngörülebilir eleştirilerin ötesinde, tarihsel bellek hareketinin büyük bir kısmı yasanın çekingenliğinden ve gönülsüzlüğünden rahatsız oldu.

Asociación Para la Recuperación de la Memoria Histórica’ya (Tarihsel Belleği Geri Kazanma Derneği) göre, yasa “diktatörlüklerden demokratik sistemlere geçişte adalet için programları oluşturan üç unsuru karşılamıyordu: hakikat, adalet, tazminatlar.” La Guerra Civil como moda literaria (bir edebiyat akımı olarak İç Savaş) kitabının yazarı David Becerra’nın ifadesiyle, yasa itaat ederek, “tarih dışı, depolitize bir mantığı yeniden üretiyordu.” Becerra, “Her yönden yetersiz” olarak ifade ettiği 2007 yasasının geçmişten bir kopuş olma iddiasında bulunmadığını, örneğin İç Savaşın galiplerinin bugün hâlâ sahip olduğu ayrıcalıklara son vermektense, [1975 sonrası] geçiş döneminde kurulan anayasal bir arada yaşama modelini daha da güçlendirdiğini ekliyor.

Bu, toplumsal seferberlikte ve diktatörlüğün cezasızlık durumuna karşı mücadelede bir dönüm noktası olduysa da, yasa hiçbir zaman tasarıyı hazırlayanların taleplerini yerine getirmeye yaklaşamadı. Sonraki on yıl içinde, bu ulusal yasayı gerçeğe dönüştürmek ve bazı kusurlarını düzeltmek için İspanya’nın özerk (bölgesel ve azınlık-ulusal) yönetimlerinden bir dizi yasa tasarısı geçti. Yine de on üç yıl sonrasında, büyük ölçüde hükümsüz bir yasa olarak kaldı.

Çeşitli hükümetlerin, medyanın ve yargı makamlarının eylemleri – ya da eylemsizliği – Frankoculuğun faillerinin cezasız kalmalarını sağladı. Bu arada, kaybolanların bulunması veya diktatörlük kurbanlarına ve yakınlarına dikkat çekilmesi konusunda çok az ilerleme kaydedildi. İlk yasa önerisinin yarım yamalak olmasının yanısıra , uygulama konusunda neredeyse hiçbir şey yapılmadığı da kuşku götürmezdir.

Bu dinamiği değiştirebilecek tek şey – sergiler, konferans dizileri, TV ve filmler, halka açık konferanslar ile kültür ve politika dünyalarından önemli figürlerin sembolik katılımı gibi –kültürel içerik ve politik propaganda üretimi olmuştur. Bu, son yıllarda demokratik bellek kültürü çağrısını güçlendirmede önemli bir rol oynadı. Hatta kimilerinin gerçek maddi tazminat eksikliğini telafi etmek üzere kültürel mücadeleye başvurduğu söylenebilir.

Bu anlamda, mevcut hükümetin 2021’in başlarında geçirmeyi planladığı Demokratik Bellek Yasası, toplumun geniş katmanlarında büyük umutlar uyandırdı. Metin, diktatörlüğe övgüyü suç saymaktan, Franko dönemi yasalarını ortadan kaldırmaya, devletin kimsesizler mezarlarını açma sorumluluğu ve Franko zorbalığının faillerine verilen unvan ve nişanları iptal etmeye kadar pek çok yeni önlem sunuyor. Bu yasa, 52/2007 sayılı kanunun aksine, etkili bir yaptırım sistemi içeriyor.

Ancak en önemli tarihsel bellek birliklerinden bazıları metni alenen eleştirdi. Foro por la Memoria (Bellek Forumu), kaydedilen ilerlemelere rağmen, “yasanın İspanyol cezasızlık modelinden bir kopuşu içermediğini” ve önerdiği düzeltmenin “esaslı olmaktan ziyade sembolik” olduğunu savunuyor. Asociación por la Recuperación de la Memoria Histórica (Tarihsel Belleği Geri Kazanma Derneği) yasanın birçok unsurunun, öngörülen önlemlerin her birini uygulamaktan kimin sorumlu olduğunu veya hangi mekanizmalar aracılığıyla uygulanacağını belirtmeden, havada kaldığını öne sürüyor.

Tazminatlar ve Özgürlüğe Doğru

Bazı ilerlemeler kaydedildi. Ekim 2019’da Francisco Franko’nun naaşının Valle de los Caídos’daki anıt mezardan çıkarılması (bu alan daha sonra başka bir amaçla kullanılma sokulmamış olsa da) ve yeni Demokratik Bellek Yasası Taslağı’nın (yukarıda belirtilen eksiklikleri ne olursa olsun) yakın zamanda meclisten geçmesi, hakikat, adalet ve tazminat için mücadele eden İspanyol toplumunun umudunu tazeledi.

Acı, sessizlik ve teslimiyetin damgasını vurduğu toplumlarda travmatik geçmişle uğraşmak ve bunu geleceğe aktarmak oldukça karmaşık bir süreçtir. Parlamentodaki hararetli çatışmaların arkasında, günümüzün bireysel ve kolektif kimlikleri tarafından aktarılan geçmiş okumalar üzerinde derin bir toplumsal kırılma bulunuyor. Ama bu aynı zamanda acı, yağma, ölüm ve baskı üzerine kurulu bir gerçeği de gizliyor.

Bu aynı zamanda günümüz için de bir sorundur. Çünkü travmatik geçmişi, günümüz gerçeklerinden uzak güvenli bir mesafeye yerleştirip, ortak bir hataya indirgemek, Frankoculuğun faillerine siyasi, toplumsal, kültürel ve ekonomik cezasızlık lütfetmek anlamına gelecektir. Suçluların saptanması ya da verilen zararların karşılanması konusunda herhangi bir olasılığın önünü kapayacaktır.

Bugün hâlâ, Frankoculuğun ekilerinin sürdüğüne dair pek çok açık işaret var. Bu işaretler, Franko tarafından yeniden kurulan monarşiden, çeşitli yargı organlarına ve askeri yapılara kadar uzanıyor. Hâlâ sevenleri tarafından bulunmayı bekleyen binlerce ölü beden ve İspanya’nın her kasabasında Franco’ya sadık olanların gasp, yağma ve hırsızlık yoluyla edindikleri servetler de bu işaretler arasında. Aristokratlar, büyük mülk sahibi ailelerin burjuvaları ve askeri darbeyi finanse edip destekledikten on yıllar sonra onun başarısından kâr elde edenler, Frankoculuğun etkilerinden hâlâ yararlanıyor.

Bu aynı zamanda tartışmayı gerçekten önemli sorular üzerine odaklamak ve sadece Franko’nun şahsını açıkça öven küçük vakıfları yasaklamakla ilgili bir tartışmadan kaçınmak açısından da çok önemlidir. Bu tür marjinal, azınlık kurumlara yapılan vurgu, bizi Franco’nun gözdelerinin ve mirasçılarının hâlâ İspanya’nın en büyük özel şirketlerinin yönetimlerinde tafra yapabildiği ve monarşi de dahil olmak üzere hem resmi hem de gayri resmi gücün ana kaynakları üzerinde kontrol sahibi olabildiği gerçeğinden uzaklaştırmamalıdır.

Onarıcı bir perspektif oluşturmak, zorunlu olarak tartışma için yeni bir çerçeve oluşturmakla başlamalıdır. Bu, geçmiş vizyonumuzu yeni ve ortak bir çerçeveye oturtmak için çeşitli toplumsal güçleri işin içine katmak anlamına gelir. Bu, oligarşinin ve ordunun İç Savaş ve uzun yıllar süren diktatörlük boyunca gömmek istediği sosyal adalet, özgürlük ve servetin yeniden dağılımının tarihsel mirasını ön plana çıkarmayı zorunlu kılmaktadır.

Bu anlamda, işe, Frankocu baskının soykırım niteliği taşıdığını ve bunun sonraki kuşakların evriminde çok önemli bir rol oynadığını fark ederek başlamalıyız. Franko rejimi, 1936 darbesinden sonra muhaliflerin sistematik olarak ortadan kaldırılması yoluyla, önemli bir toplumsal destek ve güç elde eden ve İspanyol oligarşisinin ayrıcalıklı konumunu tehdit eden toplumsal dönüşüm taleplerini elimine etmeye çalıştı.

Frankoculuğun soykırımcı yönü ve baskıcı eylemleri kolektif bellek üzerinde etkili oldu. Ama 1936’yı izleyen toplumsal ve politik hareketlerin ve ondan öncekilerin kolektif belleğinde de etkili oldu. Bu anlamda baskı ve şiddetin Franco rejiminin bel kemiği olduğu ve temel dayanaklarından birinin muhalefetin ortadan kaldırılması olduğu anlaşılmalıdır. Benim görüşüme göre (bazıları buna itiraz edecektir), “içerideki düşmanın” ortadan kaldırılması, ekonomik baskı ve alternatiflerin yokluğuna dayalı bir rejim inşa etmeye yönelik kültürel çabalar, Frankoculuğun yalnızca bir yönü değil, omurgasıydı.

 “Tarafız” Hafızanın Ötesinde

Bugün, İspanya’nın travmatik geçmişini şu anki ele alış biçiminin yönünü değiştirecek güçleri bir araya getirmenin zorluğuyla karşı karşıyayız. Bu, bunun “bir daha asla” yaşanmamasını garanti altına alacak ama aynı zamanda günümüz için özgürleştirici bir söylem de içeren yeni, simgesel bir belleğin tanımlanması anlamına gelir. Mağdurlar ve yakınları için (kısmi, sembolik) tazminat vaadine – ve toplu mezarların ortaya çıkarılmasına ve kaybedilenlerin oldugunu kabullenme ihtiyacına vurgu yapmasına rağmen – mevcut çoğunluk söylemi, İç Savaş’ın bugünle olan bağlamını önemsizleştirip ve travmatik geçmişin altında yatan politik destekleyici unsurları bellekten siliyor.

“Tarafsız” bir bellek fikri, geçmişi anlamak ve genç nesilleri demokratik değerler konusunda eğitmek için yalnızca önemli faktörleri gizlemeye yarayacaktır. Böylesi bir tarafsızlık, dönüştürücü, modernize edici ve yeniden paylaşımcı projesiyle 1936 demokratik hükümet ile, bu meşru hükümeti ancak ordunun bir kısmının yurtdışındaki faşist güçlerle yasadışı ittifak kurarak mağlup eden antidemokratik bir oligarşiye eşit muamele etmek olacaktır. Bu aynı zamanda, savaş bittikten sonra toplumun büyük kesimlerinin sistematik olarak ortadan kaldırıldığını gizlemek, ekonomik baskının etkilerini bastırmak ve bugün hâlâ iş dünyasına hakim olan yeni bir ekonomik-finansal elitin konsolidasyonu anlamına geliyor.

O halde bugün, önemli bir dönüm noktasıyla karşı karşıyayız. Seçeneklerden biri, kısmi, kişisel çıkar odaklı ve muhafazakar olduğunu bildiğimiz, yeni bir demokratik bellek vaadiyle devam etmektir. Ya da sadece geçmişin Frankoculuğuna değil, aynı zamanda ondan sorumlu olanlara ve onların bugün İspanyol toplumunda süregelen güçlerine ışık tutan yeni bir analitik çerçeve, yapısal bir yaklaşım talep edebilir ve inşa edebiliriz.

Vicentgaliana.jpg

Vicent Galiana i Cano, şu anda Valensiya halk eğitim sisteminde eğitim veren bir tarihçidir. Valencia’nın İç Savaş Kurbanları ve Franko Diktatörlüğü Kurbanlarıyla İlgilenme Bürosu’nda araştırmacı olarak çalıştı.

Bu makale Jacobin’de yayınlanan İngilizce orijinalinden Türkçeye çevrilmiştir.*

Çeviren: Irmak Gümüşbaş