ABD, yoksul insanlar kampanyasi

Ekonomist Gabriel Zucman’ın yayınlandığı rakamlar siyasal sarsıntılara yol açacak türden. Zenginler yoksulların sırtından zenginleşiyorlar ve bu on yıllardır böyle.

 Büyük sanayileşmiş ülkelerin hiçbiri toplumsal olarak ABD kadar bölünmüş değildir. Ülkenin yoksul yarısının geliri zar zor artarken, yüksek gelirli olanların ise gelirlerinde patlama yaşandı. Donald Trump’a göre bunun suçluları endüstriyel istihdamı kapan Çinliler, otomobil endüstrisini mahveden Almanlar ve düşük ücretle çalışıp, ücretlerin düşmesine neden olan Meksikalı göçmenler. 

 Yeni rakamlar ise bizzat ABD yönetimin uyguladığı vergi politikaları ile toplumun sosyal bölünmesine güçlü bir şekilde katkı yaptığını gösteriyor. Zenginler artık devlete yoksullardan daha az vergi ödüyor.

Sadece Avrupa’da değil, aynı zamanda ABD’de, çalışanlar üretilen toplumsal zenginlikten nispeten daha az pay sahibi oluyor. Sadece 1998 yılından bu yana, ABD’de çalışanların kişi başına verimliliği % 50’den fazla artarken, maaşlar ise sadece yüzde 20 arttı. Arada ki fark (%30) şirketlere gitti – ki bunların çoğu zenginlere ait olan şirketler. Amerika’daki en zengin yüzde 10 hanenin ülkedeki hisse senetlerinin % 80 ile % 90’ına sahip olduğu tahmin ediliyor. Kar paylarını alıp, yükselen hisse fiyatlarından yararlanıyorlar.

 Gelir eşitsizliği, Gini Katsayısı ile vergiler ve devletin ödediği finansal transferler çıkarıldıktan hesaplanır (çevirmenin notu: Gini katsayısı bir ülkedeki milli gelir dağılımını ölçen istatiksel bir metottur).

Fransız bankası Natixis göre, bu sayı ABD’de 0,39 iken, Almanya’da sadece yaklaşık 0,30’dur. Diğer ürpertici olan bir veri ise, ABD’de en zengin %1’in tüm servetin yaklaşık %40’ına, Almanya’da ise bu oranın yaklaşık % 30 olmasıdır. Bu yönüyle her iki ülke de gelişmiş ülkeler arasında en üste yer alıyor.

Ne kadar zenginsen gelirin de o kadar artıyor

Zenginlerin sermaye üzerinden edindikleri kazançlar on yıllardır çalışanların maaşlarından daha fazla artıyor. Diğer yandan en yüksek maaş gelirlerine sahipler. Bunun Amerika açısından ne anlama geldiğini ekonomist Gabriel Zucman hesapladı.

Sayılar çok net: bir Amerikalı ne kadar zenginse kazancı / geliri de o ölçüde artıyor.

 1970 yılından bu yana, toplumun yoksul yarısının yıllık ortalama geliri – vergi ve devlet transferlerinden sonra – 19.000’den dolardan 27.000 dolara, yani yaklaşık yüzde 40 yükseldi. Buna karşılık en zengin yüzde % 10’nun geliri iki katından fazla arttı. En zengin %1’in geliri ise % 800.000 artarak üç katına çıktı. En zengin yüzde 0,1’lik kesim ortalama yıllık gelirini beş milyon doların üzerine çıkarıp, beş kat artırdı. Hatta en zengin % 0,01’lik oran ise gelirlerini yaklaşık yedi kat arttırdı.

Zucman, bunun devlet eli ile yapılan gelir dağılımından sonraki gelir olduğunu vurguluyor. Büyüyen farklılıklar bir yandan gelir farklılıklarını yansıtırken, diğer yandan da aslında zenginlerin efektif olarak gitgide az vergi ödemek zorunda olduklarını gösteriyor.

 1950’li ve 1960’lardan bu yana, zenginlerin reel vergi yükü azalıp, vergi sistemi gitgide adaletsiz hale geldi. Bu da zenginlerin yoksullarla aynı oranlarda vergi ödemeleri anlamına geliyor. 

Bunun nedeni, vergi oranlarının düşmesinin yanı sıra, vergi yasalarındaki boşluklardan yararlanıp vergi bildirimlerini kendilerine uyarlamalarıdır. 

 Sonuç olarak 2018 yılında tüm diğer gelir gruplarına kıyasla Amerika’nın en zengin 400 hanesinin en az vergiyi ödediği yıl oldu. Bunlar için 1950 de maksimum % 70 olan vergi yükü, 1980 de sadece % 47 ve geçen yıl Trump’ın vergi reformu ile birlikte % 23’e düştü. 

 Buna karşılık Amerikalıların büyük çoğunluğu için vergi yükü 1950’den beri artmıştır. Indiana üniversitesinden ekonomist David Gamage şu tespiti yapıyor: “ABD’nin vergi sistemi süper zenginleri vergiye tabii tutmak için son derece yetersizdir.– özellikle sermaye gelirlerinden kazanç sağlayan kesimler için.“ 

“Sekreterimden daha az vergi ödüyorum”

Bu durum en üst gelirliler arasında bile şaşkınlık yaratıyor. Birkaç yıl önce 87 milyar dolarlık servetiyle dünyanın en zengin dördüncü kişisi olan Warren Buffett, “Sekreterimden daha az vergi ödüyorum” diye şaşkınlığını dile getirmişti ve dünyanın en zengin insani, Microsoft kurucularından Bill Gates, geçen Eylül ayında yaptığı açıklamada, “bir servet vergisine” karşı olmadığını belirtmisti.

Zucman, bir milyar dolar üzerindeki servetlere yüzde üçlük bir vergi artırımının olası sonuçlarını hesapladı: bu oranda bir vergi 1982 yılından bu yana artırılsaydı, Amazon CEO’su Jeff Bezos’un 160 milyarı değil sadece 87 milyarı olurdu. Bill Gates’in 60 milyar doları olur, Warren Buffet yaklaşık 40 milyar, Marc Zuckerberg ise sadece 44 milyar dolara sahip olurdu.

Zucman’ın verileri / rakamları, gelecek yıl yapılacak Başkanlık seçimleri de dahil olmak üzere siyasi/politik açıdan bir dinamit olma özelliğini içeriyor. Cumhuriyetçi politikacılar, zenginlerin zenginliklerini hakettiklerini ve vergi sisteminin daha adaletsiz hale gelmediği konusunda ısrar ediyorlar.

Öte yandan Bernie Sanders den, Elizabeth Warren ve Joe Biden’e varan Demokrat Partili muhalif politikacılar, sistemi daha adaletli hale getirmek için üst servet gruplarının vergi yükümlülüğünü biraz artıracak planlar sundular.

 Buna ek olarak Warren, 50 milyon doların üzerindeki servetlere % 2, Sanders ise 32 milyonun üzerindeki servetlere % 1 oranında vergi artışı öngörüyor. Ancak vergi oranları servet yükseldikçe artıyor. Sanders, on milyar dolar üzerindeki servete % 8, Warren ise % 3 artış öngörüyor. Elisabeth Warren’in danışmanı Zucman’niın verilerine göre, Warren planı ABD hazinesine yıllık 250 milyar dolar ek gelir sağlayacak. Bu da ABD gayri milli hasılasının %1.2 oranına tekabül ediyor.

Nihayetin de bu tartışma tüm endüstri ülkelerinde sosyal eşitsizliğin gitgide derinleşmesi nedeniyle, sadece ABD ile sınırlı değil. Almanya’da Sosyal Demokrat Partisi (SPD) varlık vergisinin yeniden yürürlüğe konulmasını talep ediyor. Ekonomist Tom Krebs çevreyi koruma amaçlı yatırımlar için kaynak sağlamaya olanak sağlayacağı için yüksek gelirlilerin vergiye tabii tutulması gerektiğini söylüyor. 

Bank Natixis’ten Patrick Artus, Fransa’da da “artan eşitsizlik ve yükselen enerji fiyatları karşısında, gelecekteki hükümetlerin zenginleri daha fazla vergilendirmeye tabii tutabileceğini” belirtti.

Ancak Zucman’a göre, Avrupa’da bir sorun var: buda AB ye üye Devletler arasındaki vergi rekabeti. İkametgâhı komşu Avrupa ülkelerine taşıyarak varlık vergisinden kaçınmak mümkün olduğu sürece, yüksek gelirlilere yönelik varlık vergisinin hayata geçirilmesi planları başarısız olmaya mahkum olacak. Bu Amerika’da çok farklı: orada Sanders ve Warren’in planları vergi mültecilerinin servetlerine % 40 oranında bir kaçış veya çıkış vergisi (exit tax) konulmasını öngörüyor.

*Bu makale Alman Der Freitag gazetesinden cevrilmistir. Ceviri: Turan Altuner